KUR'ÂNDAKİ TESETTÜR
Sözlükte “örtünmek, kuşanmak; başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek” anlamlarındaki tesettür, terim olarak ilgilileri ve ölçüleri dinen belirlenmiş örtünme yükümlülüğünü ifade eder. Kelimenin kökünü oluşturan setr, “örtmek, gizlemek, perdelemek, engel olmak” gibi mânalara gelir. Aynı kökten sitr gizlenmeye yarayan engel, perde vb. şeyler için ve mecazen “çekinme, korku, hayâ” anlamında kullanılır. Yine bu kökten türeyen seter “kalkan” mânasındadır; setîr ve mestûr mecazen “iffetli” demektir. Bir hadiste Allah’ın sıfatı olarak geçen setîr (sittîr) kelimesi “örten ve koruyan” şeklinde açıklanmıştır.
Tesettür ayetleri ve açıklaması:
A’raf Suresi 26. Ayet: “Ey âdemoğulları!” Şu bir gerçektir ki size hem çıplaklığınızı örtecek hem de güzel görünmenizi sağlayacak giyim-kuşam (yapma bilgisini) öğrettik. Ama sizi koruyan ve sakınmaya yarayan takva elbisesi en hayırlısıdır. İşte bu nimetler, Allah'ın yüce kudretine delalet eden ayetlerdendir. Ola ki, düşünür de öğüt alırlar.”
Takvâ: ‘Yüce Allah’a saygı göstermek, O’na karşı sorumluluğunun bilincinde olmak, O’nun âyetlerine karşı duyarlı davranmak ve O’nun koyduğu kuralları ihlal etmekten sakınmak’ demektir. Takva elbisesi de vücudu sıcaktan, soğuktan ve kötü bakışlardan koruyan elbisedir. İnsandan başka elbise giyen canlı yoktur. Bu özelliğinden dolayı insan, her mevsimde, dünyanın her yerinde yaşayabilmektedir. Bu ayetten anlaşılıyor ki; örtünme duygusu fıtridir ve ilk insanla başlamıştır. Öyle birilerinin iddia ettiği gibi “ilkel insanlar çıplaktı” şeklindeki iptidai düşünceler asla doğru değildir. Allah’ın takva elbisesine vurgu yapması; elbisenin, bir cazibe ve övünme aracı haline getirmek veya karşı cinsi tahrik etmek ya da ilgi çekmek için değil; maddi, manevi ve ahlaki anlamda dış etkenlerden korunmak için gerekli olduğunu göstermek içindir. Amaç, karşıt cinslerin birbirleriyle ilişkiyi cinsiyet üzerinden değil şahsiyet üzerinden kurmalarıdır. Aksi hâlde ilişki zehirlenir ve bu ilişkiden hasıl olacak katma değer yok olur. Medenî olan Nur 31 ve Ahzab 59’daki tesettür düzenlemeleri, bu âyetle fıtri temelleri gösterilen örtünme sürecinin görünürlüğe ilişkin kemalini ifade eder. Kısacası örtünmenin ruhu takvâdır. Nasıl ki ruhsuz ceset bir anlam ifade etmiyorsa, takvâdan uzak bir örtünme de anlamsızdır.
A’raf Suresi 27. Ayet: “Ey Âdemoğulları! Ayıp yerlerini kendilerine açmak için elbiselerini soyarak ana-babanızı cennetten çıkardığı gibi şeytan sizleri de ayartıp tuzağa düşürmesin! Zira şeytan ve adamları sizin göremeyeceğiniz yerlerden sizi görürler. Muhakkak ki biz şeytanları inanmayanların dostu yaptık."
“Elbiselerini soyarak”; ifadesi, terkibte hâl cümlesidir. Yani, söylemiş olduğu yalanlarla, Hz. Âdem babamız ve Hz. Havvâ annemizin üzerlerinde bulunan cennet elbiselerinin çıkarılmasına sebep olmasından dolayı bu iş şeytana isnat edilmiştir. Şeytanın insanoğlunu doğru yoldan(sırat-ı müstakim) şaşırtmanın başlıca yollarından biri olarak insanların edep yerlerinin açılmasını sağlaması olduğu bu âyetten anlaşılmaktadır. Bunu bir önceki âyette geçen takvâ elbisesi ifadesiyle ilişkilendirmek gerekirse, ar perdesinin yırtılması şeklinde de yorumlanabilmektedir. Şeytanın Hz. Âdem ve eşini cennetten çıkarmak istemesinin temelinde de onları bu değerden uzaklaştırmak istediği anlaşılmaktadır. Ayrıca insan takvâ elbisesini çıkarıp edep ve hayâ duygularını kaybedince, onun maddi ve manevi anlamda daha pek çok şeyi yitirebilmesi ihtimali açığa çıkar. Şeytan bu durumu gayet iyi bildiğinden diğer insanlara da aynı açıdan yaklaşmak istemektedir. Tesettür ise bu hususta çok önemli bir duyarlılık göstergesi ve takvaya ulaştıracak bir üst bilinç halidir.
Nûr Sûresi 30. Âyet: "Mü'min erkeklere söyle, bakışlarını haramdan sakınsınlar, ırzlarını (cinsel organlarını /şehvet/ iffet ve namuslarını) korusunlar. Bu onlar için en uygun arınma yoludur. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır."
Ferc: İki şey arasındaki açıklık demektir. Bu suretle gerek erkek gerek dişi insanın bacaklarının arasındaki açıklık için de kullanılır. Buna lisanımızda “apış arası” denir ve bu tabir ile avret mahallinden kinaye edilir. Kur’an’da ferc kelimesi hem erkek hem de dişi için kullanılmıştır. Yani kadın ve erkeğin avret mahalli, ırz ve namus demektir. Cinsel organlara, çıplak birine bakıldığı zaman şehvet artar ve buda kişiyi zinaya teşvik eder. Bu yüzden Allah zinaya sebep olan bütün yolları kapatmamızı istiyor. Tesettürün sadece kadınları ilgilendiren bir mesele olmadığı, erkeğin de tesettürünün olduğunu özellikle A‘râf 26. âyetteki takvâ elbisesi ibaresinden yola çıkılarak, bu elbisenin kadın-erkek tüm Müslümanlar adına önemli olduğu vurgulanmaktadır. Bununla birlikte namusu koruma görevinin öncelikle erkeklere ait olduğunu, dolayısıyla hem kendilerinin hem de sorumluluğu altındaki insanların iffet ve namusunu korumakla mükellef kılındıklarını bildirmektedir.
Nûr Sûresi 31. Ayet: "İnanan kadınlara da söyle, (onlar da) bakışlarını haramdan sakınsınlar, ırzlarını (iffet ve namuslarını) korusunlar ve açığa çıkanlardan (el, yüz ve ayaklar) hariç, ziynetlerini (cazibeyi artıracak süslerini mahrem olmayan kimselere) göstermesinler ve (başlarına alacakları) örtülerini yakalarının üzerinden aşağıya doğru salsınlar. Süslerini kocalarından, babalarından, kayınpederlerinden, oğullarından, üvey oğullarından, kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin ya da kız kardeşlerinin oğullarından, kendi (mü'min) kadınlarından yahut yasal olarak sahip oldukları cariyelerinden veya kendilerine bağlı olup cinsel isteklerden yoksun bulunan erkek hizmetçilerinden ya da kadınların mahrem yerlerinin henüz farkında olmayan çocuklardan başka kimsenin önünde açığa vurmasınlar. Gizledikleri süsleri bilinsin diye (dikkat çekmek için) ayaklarını yere vurmasınlar. Ey inananlar! Hepiniz topluca, günahkârca davranışlardan dönüp Allah'a yönelin ki kurtuluşa, esenliğe erişesiniz!"
Bu iki ayette Nûr 30, 31) mü’min erkek ve mü’min kadının her ikisine de gözlerini haramdan sakınmaları ve ırzlarını (iffet ve namuslarını) korumaları konusunda uyarı vardır. İnsan uzuvlarının hareketinde gözün rolü çok büyüktür. “Göz görmeyince gönül katlanır”, “Göz görür, gönül ister” gibi veciz sözler de bunu doğrular. Onun için Allah, korunmaya gözden yani bakıştan başlamak gerektiğini vurguluyor. Bu uyarılara bağlı olarak, kadına yapılan uyarının erkeğe nispetle daha fazla olduğunu görmekteyiz. Çünkü gerek yaratılışlarından gelen gerekse sonradan kazanılan özellikleri bakımından kadın erkeğe nispetle daha farklı konumdadır. Kadını farklı kılan bu özelliğin temelinde, ona karşı ilgisi bulunan erkeğin cinsel tacizinden kadını korumaktır. Kadının, cinsiyeti açısından, karşı cinste ilgi uyandıran ve onu cazip kılan uzuvları ziynetidir. “Himar” humur, “örtmek” anlamındaki hamr kökünden türetilmiş ve “örtü” demek olan hımar sözcüğünün çoğuludur. Arap kadınlarının göğüs kısmı yırtmaçlı elbiseler giydiği tarih kaynaklarında mütevatiren sâbit olduğundan, âyette, göğüsleri açık kadınlara, başlarına örttükleri örtülerinin uçlarını göğüslerinin üzerinde birleştirerek göğüslerini de örtmelerinin emredildiği görmüş oluyoruz. Dikkat edilirse Kur’ân’da “başlarını-saçlarını örtsünler” şeklinde bir ifade bulunmamakta, “örtülerini/başörtülerini salsınlar” denilmektedir. Bu durumda âyetten, başların örtülü olduğu ve bu fiilî durumun problem teşkil etmediği görülüyor. Fakat Arap kadınları başörtülerini sırtlarına sarkıtıyor olmalılar ki, gerdan ve göğüs kısımları açıkta kalmakta ve âyette de bu kısmın, başörtüsünün göğüs yırtmacının üzerine salınması sûretiyle kapatılması istenmektedir. O çağda Arap kadınlarının göğüslerinin görülebildiği, bu yüzden de taciz, tecavüz ve zinâya davetiye çıkardıkları anlaşılmaktadır. İşte baş örtüsünün göğüs üzerine indirilmesi de bu gerekçe ile istenmektedir. Velhasıl Câhiliye dönemi kadınları da başlarını örtüyorlar yani başörtüsü kullanıyorlardı; ancak başörtülerini yakalarının üzerine değil de gerdanları açık kalacak şekilde arkalarına doğru salıyorlardı. Göğüs dekolteleri açık, saçları yarı kapalı idi, giydikleri elbiseler vücut hatlarını belirgin bir şekilde gösteriyordu. Kadınların başlarını örttükleri o örtülerle açıkta bıraktıkları gerdan ve yakalarını da kapatmaları kendilerinden istenmektedir. Eski Arap dilinde herhangi bir şeyi örtmek için yere konulan ve masaya örtülen örtü için de “Himar” sözcüğü kullanılırdı. Ayette geçen “Himar” da asıl olan Ahzab 33/59. ayetinde ifade buyrulduğu gibi “Hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına söyle: ‘Tanınmaları ve eziyete uğramamaları için bedenlerini örtecek dış elbiselerini giysinler!’” şeklinde kadının hür ve özgür olduğunu belli etmesi, cazibesini örtmesi ve rahatsız edilmemesi için tedbir almasıdır. Bugün bunun aksine bazı kadınlar kötü niyetli olmasa da daha cazip görünmek ve dikkatleri üzerlerine çekmek için makyaj yapıp, dikkat çeken farklı renklerde ve desenlerde örtüler kullanarak sözde İslam’ın emrini yerine getiriyorlar. Üstelik saçtan çok daha cazip olan vücutlarının diğer yerlerini dikkate şayan bir şekilde bütün cazibesiyle ortaya koyuyorlar. Sanki Kur’an örtünme emrini sadece baş için vermiş. Hâlbuki örtünmeye, karşı cinsin dikkatini çekebilecek ve şehevi hisleri tahrik edebilecek diğer uzuvlardan başlamak lazım. Bu manada günümüz Müslüman kadınının yaptığı vahyin gönderiliş amacına terstir ve asla İslami bir davranış değildir. Bilinmelidir ki Tesettür; cinselliği örtü ile daha cazip hale getirmek için değil, ortaya çıkan cazibeyi örtü ile gizlemektir. Cahiliye döneminde ve İslam öncesi toplumlarda hiçbir hakkı, hukuku ve değeri olmayan, zilletin kaynağı ve günahın membaı olarak görülen kadın pazarlarda bir meta gibi alınıp satılırdı. Kim hür kim köle, kim sahipli kim sahipsiz, kim satılık kim değil bilinmezdi. Önüne gelen kişi, kadınlara saatlik, günlük, haftalık, aylık… birlikte yaşama teklifinde bulunurdu. Bu da kadını tamamen cinsel arzuların tatmini için kullanılan bir objeye dönüştürmüştü. İslam, kadının alınıp satılabilen bir meta olmadığını göstermek ve haddini ve edebini bilmeyen erkeklerin eziyetine maruz bırakmamak için onun örtünerek bir ailesi olduğunu ve ticari bir meta olmadığını göstermesini istiyor. Dolaysıyla örtünmekle alakalı bu ve Ahzab 33/59. âyetlerini çok iyi analiz etmeli ve asla ifrat (ölçüyü kaçırma, aşırılık) ve tefride (gereğinden, ölçünün aşağısında kalma durumu) düşmemeliyiz. Yani bazı kişiler gibi başı örtmek değil gerdanı örtmek diyor, başı örtmek farz değil deyip tefride kaçmamak ve yüzü, gözü, eli, ayağı tek bir yeri görünmeyecek şekilde peçe, burka vs. deyip ifrada kaçmamak gerekir. Kur'an sınırlarının içinde kalmalıyız, onu aşmamalıyız. Ayrıca “süs” diye çevrilen ziynet kelimesi Kur’an’da “elbise, takı, hoşa giden, güzel bulunan nesneler, insanı maddî veya mânevî olarak güzelleştiren şeyler” mânasında kullanılmıştır. Burada kadınların göstermemeleri, örtmeleri istenen ziynetin elbise olması mümkün değildir; çünkü örtünme onunla yapılacaktır. Bazı tefsirciler böyle yorumlamış olsalar bile takılarının kastedilmiş olması da mümkün değildir; çünkü burada kadının üzerinde olmayan takısının söz konusu edilemeyeceği açıktır. Geriye kalan ihtimal onun vücududur.
Nûr Sûresi 60. Ayet: "Evlenmekten umudunu kesmiş yaşlı kadınların, açılıp saçılmadan dış elbiselerini çıkarmalarında onlar için bir sakınca yoktur, bununla beraber iffetlerini korumaya özen göstermeleri kendileri için daha hayırlıdır. Allah herşeyi işitip bilmektedir."
Ayette geçen [el-kavâ‘ıdü mine’n-nisâi] ifadesi “oturan (yaşlı) kadınlar”, “oturmuş, çocuktan kesilmiş kadınlar” gibi anlamlara gelmekte, sonrasında gelen [ellâtî lâ yercûne nikâhan] ifadesi ise “cinsel cazibesini kaybetmiş”, “evlenme arzusu duymayan” anlamlarını içermektedir.
Allah’u Teala tesettür konusunda yaşlı, yani cinsel ihtiyacı kalmayan ve dolayısıyla evlenme ya da nikah arzusu duymayan kadınlara yönelik istisnai hükümlerden söz etmekte ve bu bağlamda yaşlı kadınların zînetlerini teşhir etmeksizin dış elbiselerini çıkarabilecekleri ruhsatının yanında; kadının yaşı ne olursa olsun, iffetini korumasının esas olduğunu vurgulanmaktadır. Ayrıca bu ayetten de anlıyoruz ki evde giydiğimiz dar, renkli ve rahat elbilerimizin üzerine ferace, pardesu ve benzeri vücut hatlarımızı kapatacak genişlikte, uzunlukta ve dikkat çekmeyecek renkte bir dış elbise ve eşarp takıp öyle dışarı çıkmalıyız.
Âhzab Suresi 32. Ayet: "Ey nebinin hanımları! Siz, (diğer) kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah'a karşı gelmekten sakınıyorsanız (namahrem erkeklerle konuşurken) tatlı ve cilveli bir eda ile konuşmayın ki kalbinde (şehvetten arız) hastalık olan kimse (size) arzu duymasın! Daima yerinde ve uygun şekilde konuşun!"
Muhamed Nebi dünyanın tanık olduğu en büyük politik ve askeri liderlerden birisiydi. Allah'ın yardımıyla yirmi üç yıl içinde yaptığı devrimleri ve o devrimlerin dünya tarihindeki yankılarını değerlendiren ünlü bir Batılı tarihçi onu "Tarihin En Büyük 100 Kişisi" adlı kitabında birinci sıraya oturtmuştu. Hz. Muhammed, büyük bir düşmanlık ve propagandayla karşı karşıyaydı. Eşleri yoluyla onu mahcup etmek, eşlerine iftira ederek onu yıpratmak isteyen birçok düşmanı vardı. Nitekim, bu surenin 32'inci ayeti Muhammed peygamberin hanımlarını diğer müslüman kadınlardan ayırarak, liderlik kurumunu saldırılardan ve komplolardan korumak amacını güder. Hz. Muhammed’in hanımları toplumun yani müslüman kadınların örnekleridirler; dikkatli davranmak zorundadırlar. Dahası Ahzâb 33:6’da belirtildiği gibi, onlar ümmetin anneleri konumunda kabul edildikleri için, apayrı bir saygınlığı temsil etmektedirler. Öyle ki Hz. Muhammed’den sonra onlarla evlenmek ebediyen yasaklamıştır. Bu yüzden siz herhangi bir kadın gibi değilsiniz der. Hz. Peygamber’in eşlerine yapılan bu tavsiye aynı zamanda diğer bütün kadınlara yapılmış demektir. Kadınların sadece örtünmeleri yetmiyor, aynı zamanda konuşmaları, davranışları, ilişkileri ve en önemlisi iç dünyaları da vahye uygun olmalıdır. Hiçbir kadın, “onlar peygamberin eşleriydi” deyip kendi vakarını ve onurunu çiğneyemez. Nasıl ki Hz. Muhammed Müslümanlar için bir örnekse onun eşleri de Müslüman kadınlar için öylece birer örnektir. Hayatın İslami olması, Kur’an’la şekillenen bu örneklerin dikkate alınarak pratik hayatta karşılık bulmasına bağlıdır. Ancak bu ayetten kadın sesinin erkeklere tamamen haram olduğu anlamında bir sonuç çıkarmak doğru olmaz. Ayette de açık görüldüğü gibi cilveli, yüksek sesle bağırarak konuşarak dikkatleri üzerinize çekmeyin diyor. Konuşun ama vakarlı konuşun buyuruyor.
Âhzab Suresi 33. Ayet: "Evlerinizde vakarınızı (ağırbaşlılığınızı) koruyun! Önceki cahiliye döneminde olduğu gibi açılıp saçılmayın! Namazı ikame edin, zekâtı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin! Ey (Peygamber'in) ev halkı, Allah sizden yalnızca kiri (günahı) gidermek ve sizi (günahlardan) temizlemek istiyor."
Yani “ihtiyaç için dışarı çıkmanız gerektiğinde İslâm öncesi Cahiliye dönemi kadınlarının yaptığı gibi açılıp saçılarak, süslerinizi ve ziynetlerinizi göstererek kırıta kırıta etrafta dolaşmayın!”
Çevirilerde, “Vakarlı olma’’ buyruğuna, çoğunlukla “evlerinizde oturun” diye anlam verilmektedir. Oysaki ayette oturmaktan söz eden herhangi bir ibare bulunmamaktadır. Ayet, evde oturmaktan değil, evde vakarlı olmaktan söz etmektedir. Peygamberimiz bir peygamber ve lider olduğu için evine gelen misafir çok oluyordu. Bu yüzden evinizde vakarlı olun buyurulmaktadir.
Ayrıca bu ayette peygamberin eşlerine hitaben zekâtı verin şeklindeki emirden de anlaşılıyorki kadınlar da aynen erkekler gibi şirk, küfür ve haramlara girmeden çalışarak servet ve sermaya sahibi olabilirler. Zira insan çalışıp kazanmadan, mülk ve servet sahibi olmadan verebilecek zekâtı da olmaz.
Ayette namaz, zekât vs. dini yükümlülüklerin kadın-erkek bütün müminlere yönelik buyruklar olduğu anlaşılmaktadır. Ehl-i beyt tamlaması Hûd 11:73’te de Hz. İbrahim’in ailesi için geçmekte ve “ev halkı” anlamına gelmektedir. Peygamberlerin eşleri de onların ehli beytindendir.
Ayete dikkat edilirse Allahu Teâla “ben sizleri günahsız kıldım” demiyor bilakis onlara “günahlardan temizlenmenin yollarını” gösteriyor. Sunnileelrin ve Şia’nın ehl-i beyt’e ve imamlara verdiği “masumiyet”in bir benzeri hiçbir peygambere bile verilmemiştir. Yani Peygamberler bile masum değildir. Kur’an’da birçok Peygamberin yapıp, sonra tevbe ettiği hataları zikredilmiştir.
Âhzab Suresi 59. Ayet: "Ey Nebi! Hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına söyle, (dışarı çıkacakları zaman) bedenlerini örtecek dış elbiselerini giysinler. Bu, onların TANINIP incitilmemeleri için daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."
Bu âyetin iniş sebebi hakkında kaynaklarda şu bilgiler aktarılmaktadır: Medine’de bazı münafıklar, görüntüsü ve elbisesi kötü bir kadına rastladıklarında, onun hür mü yoksa cariye mi olduğunu ayırt edemezlerdi. Dolayısıyla bu kadını cariye zannederek ona sarkıntılıkta bulunurlar ve böylelikle mü’min kadınlara eziyet verirlerdi. Âyet bunun üzerine indirilmiştir. Medine’de evler hem küçük hem de dardı ve içinde tuvalet yoktu. Kadınlar da tuvalet ihtiyacı için dışarı çıkarlar ve bu ihtiyaçlarını kırda giderirlerdi. Bazı fâsıklar bu kadınları takip ederler; üzerinde cilbâb/dış elbisesi olan kadınların hür olduklarını bildiklerinden kendilerine ilişmezler; fakat cilbâb olmayanların cariye oldukları gerekçesiyle onlara sarkıntılık eder ve böylece eziyet verirlerdi. İşte âyet bu gibi davranışlar üzerine indirilmiştir.
Cilbab: Bütün vücudu örten bol bir dış elbise.
Kur’an, inanan kadına, ciddiyet, vakar, saygınlık ve nezaket kazandırmak için örtünme zorunluluğu getirmiştir. Bu ayetin anlaşılmasında kilit kelime “cilbab"tır. “Cilbab”, Arapçada gömlek, elbise gibi üste alınan ya da giyilen, vücut hatlarını örten giysileri ifade eden bir kelimedir. O günün toplumunda iffetli, edepli, vakarlı oluşu ifade eden bir dış kıyafet, bir çeşit üstlük demektir. Bunu özel bir kıyafet ya da üniforma olarak değerlendirmek doğru olmaz. Bu pardösü de olabilir, ferace de olabilir çarşaf da olabilir ve herhangi benzeri bir elbise de olabilir. Kumaşın şekli, rengi ve cinsi önemli değildir. Önemli olan vücudu doğru bir şekilde örtmesi ve dikkat çekmeyecek tarz ve renkte olmasıdır. Buradaki örtünme emri, zamanın ve sosyal çevrenin sürekli değişmesi karşısında uyulması gerekli ahlakî bir rehber anlamı taşıdığı için örtünmenin şekli, rengi, deseni de değişebilir. Her toplumda dikkat çeken renkler ve tarzlar farklı olabilir. Siz kendi toplumunuzda hangisi dikkat çekmiyorsa onu yapmalısınız.
Önemli olan kadının incitilmemesini sağlayacak, ağırbaşlı ve saygın bir hanımefendi olduğunu zahiri anlamda ima edecek ve cinsel arzuları hedef almayacak ve cinselliği ön plana çıkarmayacak bir elbisenin giyinmesidir. Nitekim “Bu, onların tanınıp incitilmemeleri için daha uygundur.” ifadesi örtünmenin gerekçesini ortaya koyuyor. Yani o günün toplumunda kadınların iffetli olduklarının bilinmesi ve sarkıntılık yapılarak incitilmemesi örtünmelerini gerekli kılmıştır. İddia edildiği gibi “tanınmamak” şeklinde bir gerekçe ayetin metnine açıkça aykırıdır.
Şunu da belirtmek gerekir bazı kişiler "Kur'ân da başı örtmek açıkça ifade edilmemiş bu yüzden başı örtmek yok orda gerdanı kapat diyor" diye söylüyorlar. Halbuki zaten Arap kadınları başlarını kapatıyorlarmış fakat saçlarının yarısı görünüyor ve eşarbın uçlarını arkaya atıyorlarmış gerdanları görünsün diye. Hatta arkeolojik ve tarihi verilere bakarsanız Arap toplumu dışındaki başka topluluklarda da böyle bir baş örtme tarzı olduğu görülecektir. Allah da bunu gerdanınızı örtecek şekilde salın diyor. Bunun için tekrar başını ört demeye gerek yok. Ayet yanlış örtüyorsun şöyle ört diyor. Bu yüzden ayette özellikle baş tekrar söylenmedi diye burda başı örtme yok sadece gerdanı ört diye bir anlam çıkaramazsınız.
Bu âyet, vahyin indirildiği dönemde kadınların toplumsal hayatın bir parçası olduklarının ve dış ortamlarda bulunabildiklerinin en önemli delillerindendir. Yüce Allah kadının toplumda saygın bir şekilde nasıl bulunması gerektiğinin sınırlarını belirleyerek temiz bir toplumun nasıl inşa edileceğini göstermektedir.
Kur’an’ın tesettür düzenlemesinin en temelinde şu hakikatin de yattığını gösterir: Ey “Beden benim değil mi, istediğim gibi kullanırım!” diyen insan! Beden senin mülkün değildir! Sana Allah’ın bir emanetidir. Emaneti emanet sahibinin istediği gibi kullan! Aksi ihanet olur.
Yazan: Seda Eryiğit
İstifade edilen kaynaklar:
- Kur'an mealleri ve tefsirleri
- Kur'an sözlükleri
- Esbab-ı Nuzul
- TDV İslam ansiklopedisi
- Genç Öncüler blog sitesi

Yorumlar
Yorum Gönder