Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kur’an etiketine sahip yayınlar gösteriliyor
ALLAH'IN NÛR'U Allah Nurunu tamamlayacak mı yoksa tamamladı mı? Bunca ayet ortadayken bir ayeti cımbızlayıp, Allah Nurunu tamamlamamış diye ortaya koyup İsa gelecek, Mehdi gelecek, şu gelecek bu gelecek, şöyle olacak, böyle olacak diyerek yıllarca insanları kandırdılar sanki başka kurtuluş yolları yokmuş gibi. Ve tamamlanmış Nurdan uzaklaştırıp Bâtıl şeylerle meşgul ettiler. Nasıl mı? "Onlar ağızlarıyla (türlü yalan ve iftiralarla, şirk ve inkâr sözleriyle) Allah’ın, nurunu söndürmek (yeryüzünde geçersiz kılmak) istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu, tamamlayacaktır. Çünkü müşrikler istemese de dinini bütün dinlere üstün kılmak için resulünü hidayet ve hak din ile gönderen O'dur." (Saff 8, 9) Bu ayete baktığımızda zalimler Allah'ın nurunu söndürmeye çalışıyorlar diyor.  Allah'ın Nur'unu nasıl söndürmeye çalıştılar/çalışıyorlar? "Küfre sapanlar dediler ki: “Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) gürültü edip yaygara...
EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ ALLAH’INDIR Egemenlik: H âkimiyet , mülkiyet, otorite, yönetim, tasarruf, bir toprak parçası ya da mekân üzerindeki kural koyma gücü ve hukuk yaratma kudretidir.  İslam da egemenlik kayıtsız şartsız yanlızca Allah'a aittir. Ne peygamberler ne melekler ne cinler ne de diğer insanlar, hiç kimse Allah'ın egemenliği/hakimiyetinde söz sahibi değillerdir. Onlar sadece Allah’ın hükümlerini doğru ve isabetli bir şekilde yani hikmetle uygulamak zorundadırlar. Peygamberler hem Nebi (yüceltilmiş/seçilmiş, haberci beşer) hemde Resûl (elçi)dirler. Nebi, sadece insan peygamberler için söylenirken, Resûl, hem insan hem melek hemde cin peygamberler için kullanılır. Bu yüzden her Nebi Resûldur ama her resul Nebi değildir. Nebiler, insan oldukları için yerler, içerler, gezerler, evlenirler, toplumları gibi giyinirler, dünyevi konularda kendi nefislerine göre konuşabilir ve hatta hata edebilirler. Olağanüstü bir güçleri yoktur. Yani bu anlamda diğer insanlardan hiç bir ...
MEZHEPLERE/FIRKALARA AYRILMAK  Sözlükte “gitmek” anlamındaki  zehâb  kökünden hem masdar hem de “gidecek yer ve yol” mânasında mekân ismi olan  mezheb  kelimesi, terim olarak “dinin aslî veya fer‘î hükümlerinin dayandığı delilleri bulmakta ve bunlardan hüküm çıkarıp yorumlamakta otorite sayılan âlimlerin ortaya koyduğu görüşlerin tamamı veya belirledikleri sistem” diye tanımlanabilir.  Tanımda yer alan aslî hükümler dinin inanç esaslarını, fer‘î hükümler ise ibadetler ile insanlar arası münasebetleri hedef almaktadır. İman esaslarını konu edinen mezhepler itikadî  (Mu‘tezile, Eş‘ariyye, Mâtürîdiyye vb.),  diğerleri de fıkhî mezhepler (Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli vb.) diye isimlendirilmiştir.   İslâm tarihinde dinî ve siyasî gruplaşmalar oluşum aşamasında “ashâbü’l-makālât” diye anılmıştır. Bunun sebebi, bazı âlimlerin toplumdaki meselelerle ilgili olarak “makāle” (görüş, söz) adıyla risâle yazmaları yahut bazı konular hakkında görüşlerini ...