Ana içeriğe atla

ALLAH'IN NÛR'U

Allah Nurunu tamamlayacak mı yoksa tamamladı mı?

Bunca ayet ortadayken bir ayeti cımbızlayıp, Allah Nurunu tamamlamamış diye ortaya koyup İsa gelecek, Mehdi gelecek, şu gelecek bu gelecek, şöyle olacak, böyle olacak diyerek yıllarca insanları kandırdılar sanki başka kurtuluş yolları yokmuş gibi. Ve tamamlanmış Nurdan uzaklaştırıp Bâtıl şeylerle meşgul ettiler.

Nasıl mı?

"Onlar ağızlarıyla (türlü yalan ve iftiralarla, şirk ve inkâr sözleriyle) Allah’ın, nurunu söndürmek (yeryüzünde geçersiz kılmak) istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu, tamamlayacaktır. Çünkü müşrikler istemese de dinini bütün dinlere üstün kılmak için resulünü hidayet ve hak din ile gönderen O'dur." (Saff 8, 9)

Bu ayete baktığımızda zalimler Allah'ın nurunu söndürmeye çalışıyorlar diyor. 
Allah'ın Nur'unu nasıl söndürmeye çalıştılar/çalışıyorlar?

"Küfre sapanlar dediler ki: “Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) gürültü edip yaygaralar koparın. Umulur ki üstün gelirsiniz.” (Fussilet 26)

Yalanlarla, iftiralarla, tev'ilerle, boş sözlerle Allah'ın Nurunu söndürmeye çalışıyorlar.  “Bunlar Muhammed’in uydurmaları, cinler ona yazdırmış, bir mecnunun sözleri vs.” yada günümüzde "Siz Allah’ın emirlerini Kur’an’dan öğrenmeye çalışmayın; Onu en iyi anlayıp açıkladıkları sanılan bel’amlara, tağutların kuklalarına ve başka kitap ve yayınlara kulak abartın." diyerek onları Allah'ın Nurundan uzaklaştırmaya çalıştılar/çalışıyorlar.

Peki o söndürmeye çalıştıkları Nûr nedir?

"Ey insanlar Rabbinizden size 'kesin bir kanıt (burhan)' geldi ve size apaçık bir nur (Kur'an) indirdik. Allah kendisine inananları ve Kitabına sarılanları rahmetine ve bol nimetine kavuşturacak, onları Kendisine götüren doğru yola eriştirecektir."  (Nisa 174, 175)

Ayetlere baktığımızda kafirlerin, müşriklerin, zalimlerin ağızlarıyla söndürmeye çalıştıkları o Nûr, Vahiy (Kur'ân) dır. Allah ise hoşlarına gitmese de, tuzaklar kursalar da, her yolu deneseler de nurumu tamamlayacağım diyor ve tamamlıyor. Kur’an peyderpey iniyor ve o zamanın müşriklerinin kurduğu tuzak ve mücadeleye rağmen peygamberimizin vefatına yakın tamamlanıyor, son nokta konuluyor. Yani Allah dinimizi kemale erdirip (zirveye getirip) nurunu tamamlıyor. Günümüz müşrikleri ve kafirlerinin de kurduğu tuzaklara ve oyunlara rağmen bu korunmuş Nur halen varlığını devam ettiriyor, kıyamete kadar da devam ettirecektir.

"Onlar (inkârcılar) Allah’ın (yol gösterici) nurunu (Kur’an’la gönderilen hakikatin aydınlığını, İslam dinini) ağızlarıyla (boş ve mesnetsiz söylemleriyle, uydurdukları yalan, iftira ve propagandalarla zihinleri bulandırıp) söndürmek istiyorlar. Hâlbuki inkârcılar hoşlanmasa da Allah, mutlaka nûrunu (insanlığın ufkunu aydınlatan, insanları karanlıklardan aydınlığa çıkaran tevhid dinini Kur'ânla) tamamlamak ister. Müşrikler istemese de Allah, dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için resulünü hidayetle ve hak dinle gönderendir." (Tevbe 32, 33)

"…Bugün, kâfirler dininize karşı (mücadelede) ümitlerini yitirmişlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâmiyet’i beğendim…"
(Maide 3)

Ve unutmayın Nûr (Aydınlık) bir tanedir, Zülumatlar (Karanlıklar) ise pek çoktur.

"Allah, iman edenlerin dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin dostları ise tağutlar olup onları aydınlıktan karanlıklara sürüklerler. Onlar cehennemin yoldaşlarıdır ve orada ebedî kalacaklardır." (Bakara 257)

Dikkat edin Allah Nûr kelimesini tekil, zulumat (karanlık) kelimesini hep çoğul kullanıyor.  Karanlıklar içindeki o nuru bulanlara ne mutlu!

"Elif. Lâm. Râ. İşte bu, insanları Rablerinin izniyle her türlü küfür ve cehâlet karanlıklarından iman ve İslâm’ın aydınlığa çıkarman, karşı konulamaz kudret sahibi ve övülmeye lâyık olan Allah’ın yoluna ulaştırman için sana indirdiğimiz bir kitaptır." (İbrahim 1)

"O Allah ki, sizi inkâr ve cehâlet karanlıklarından kurtarıp iman ve ilim aydınlığına çıkarmak için kuluna bu apaçık âyetleri indirmek­tedir. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatlidir, sonsuz merhamet sahibidir." (Hadid 9)

"Allah, rızasına uyanları bununla (Kur'ânla) kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir." (Maide 16)

"(Bir de) iman edip salih ameller işleyenleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size Allah'ın apaçık âyetlerini okuyan Peygamber gönderdi. Kim Allah'a iman eder ve salih amel işlerse, (Allah) onu içinde sonsuza kadar kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah ona gerçekten güzel bir rızık vermiştir!"
(Talak 11)

Ey kurtuluş isteyen kul! Uyan artık! O Nûr'a sımsıkı sarıl. Başka yol arama çünkü ondan başka kurtuluş ve  Sırat-ı Müstakim (dosdoğru yol) yoktur. 

"Bu (Kur’an), kendisinde asla şüphe (çarpıklık, karışıklık ve yanlışlık) bulunmayan, (ahirete inanan, ona hazırlık yapan, her türlü küfür, şirk ve günahtan sakınıp Allah’ın rızasını arayan) müttakiler için yol gösterici olan bir Kitaptır." (Bakara 2)

"Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın." (Âl-i İmran 103)

Yazan: Seda Eryiğit 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

  HİKMET   Klasik sözlüklerde  hikmet  kelimesinin (çoğulu  hikem ) “yargıda bulunmak” anlamındaki  hükm  masdarından isim olduğu belirtilir; ayrıca “engellemek, alıkoymak, gemlemek; sağlam olmak” mânalarına gelen  ihkâm  masdarlarıyla anlam ilişkisi kurulur. İbn Düreyd’in tesbitine göre Arapça’daki “el-kelime mine’l-hikme” deyiminde geçen hikmet kelimesinde “alıkoymak, gem vurmak, sakındırmak” anlamı daha çok belirgindir. Zira bu deyimle kastedilen şey insanı iyi olana yönlendiren, çirkin ve kötü olandan alıkoyan sözdür. Böyle ahlâkî muhtevalı özlü sözlere hikmetin yanı sıra  hüküm  de denmektedir (Cemheretü’l-luġa, “ḥkm”). Bu iki kelimenin anlamını birbirine daha da yaklaştıran Cevherî, hikmetin ihkâmla bağlantısı sebebiyle  hakîm  kelimesine hem “işleri gereği gibi sağlam ve kusursuz yapan” hem de “âlim ve ilmî hüküm sahibi” mânalarını vermektedir. İshak b. İbrâhim el-Fârâbî ise hikmetin anlamını kısaca “mânaları idrak ...
KUR'ÂNDAKİ TESETTÜR Sözlükte “örtünmek, kuşanmak; başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek” anlamlarındaki  tesettür , terim olarak ilgilileri ve ölçüleri dinen belirlenmiş örtünme yükümlülüğünü ifade eder. Kelimenin kökünü oluşturan  setr , “örtmek, gizlemek, perdelemek, engel olmak” gibi mânalara gelir. Aynı kökten  sitr  gizlenmeye yarayan engel, perde vb. şeyler için ve mecazen “çekinme, korku, hayâ” anlamında kullanılır. Yine bu kökten türeyen  seter  “kalkan” mânasındadır;  setîr  ve  mestûr  mecazen “iffetli” demektir. Bir hadiste Allah’ın sıfatı olarak geçen setîr (sittîr) kelimesi “örten ve koruyan” şeklinde açıklanmıştır.  Tesettür ayetleri ve açıklaması: A’raf Suresi 26. Ayet :   “ Ey âdemoğulları!” Şu bir gerçektir ki size hem çıplaklığınızı örtecek hem de güzel görünmenizi sağlayacak giyim-kuşam (yapma bilgisini) öğrettik. Ama sizi koruyan ve sakınmaya yarayan takva elbi...