Ana içeriğe atla
İSLAMDA CEHALET MAZERET MİDİR?

Bismillah..
Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidayete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.
“De ki: Ey cahiller! Bana Allah’tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz?” (Zumer: 64)
“Dedi ki: “İlim ancak Allah katındadır. Ben size gönderildiğim şeyi tebliğ ediyorum; ancak sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.” (Ahkaf: 23)
“Ey Kavmim, ben sizden buna karşılık bir mal istemiyorum. Benim ecrim, yalnızca Allah’a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim. Onlar gerçekten Rablerine kavuşacaklar. Ancak ben sizi, cahillik etmekte olan bir kavim görüyorum.” (Hud: 29)

Allah (cc) ve O’nun göndermiş olduğu elçileri, müşrik olan insanları cahillikle suçluyor ve bu cehaletlerinin müşrik olmalarına engel olmadığını vurguluyorlarken, bugün birileri insanların şirklerini cahilliklerine bağlayarak onların mazur olduklarını savunmaktadırlar.
Şeytanın hiçbir kitabı ve açıklayıcı bir belgesi olmamasına rağmen, bugün insanların çoğu aklını onun yoluna girme istikametinde çalıştırarak uyku hariç günlerinin tamamını Allah’ın yasakladığı tüm şer işleri öğrenmek için harcarken, Allah’ın (cc) insanlara gönderdiği kitapların ve Peygamberlerin olmasına, teknoloji ve bilgi çağında olmasına rağmen, aklını bu yönde kullanmayıp, sadece birkaç saatini ayırıp dinini öğrenmesi mümkün olduğu halde buna tenezzül dahi etmeyen kişilerin cehaletlerini özür kabul etmek, ne Kur’an’ın ve nede temiz fıtratın kabullenmeyeceği bir durumdur.
Mal ve servet yığma gayreti içerisine girerek, dünyalık menfaatleri elde etmek adına her türlü hesabı yapan, zamanlarının büyük bir kısmını bunun için ayıran insanoğlu akıllı olarak kabul edilirken, iş Allah’ın (cc) dinine gelince dinini öğrenmesi için birkaç saatini bile ayırmayan insan cehaletinden dolayı mazur kabul edilmektedir. Kaldı ki üzerinde bulunduğumuz coğrafyada hemen hemen her evde Allah’ın (cc) kitabı mevcut ve olmayanların ise bunlara ulaşması bir o kadar kolaydır. Bilgi ve Teknoloji çağında olduğumuzda aşikardır.
“Ben cinleri ve insanları yalnızca bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat: 56)

“Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor: Biz Rahman’dan başka kulluk edilecek ilâhlar kılmış mıyız?” (Zuhruf: 45)


“Senden önce hiçbir resul göndermedik ki ona: “Benden başka İlâh yoktur; şu halde yalnızca bana kulluk edin” diye vahyetmiş olmayalım.” (Enbiya: 25)


“Andolsun ki biz, “Allah’a kulluk edin ve Tâğut’tan sakının” diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik.” (Nahl: 36)


Kur’an-ı Kerim’e bakıldığında bunlar gibi daha bir çok ayette, tüm Peygamberlerin ortak çağrılarının, indirilen kitapların ve sahifelerin sadece bu minval üzerinde olduğu kolaylıkla görülecektir. Yaratılış amacı bu olmasına rağmen, bunun adına gönderilen peygamberlerin ve kitapların içerdiği asıl mesaj bu iken, bugün hala birileri tarafından bu hüccetler yetersiz görülerek insanların şirklerini cehalete bağlayıp onlara Müslüman muamelesi yapan birçok insan bulunmaktadır.


Allah (cc), Kur’an-ı Kerim de cahil kavramını kime veya kimler için kullanmıştır? Bu kelimeyi acaba günümüzde insanların bazı sebeplerden dolayı birbirlerine kullandıkları nedenlerden ötürümü kullanmıştır? Konunun bu kısmını iyi kavramak bize bu meseleyi doğru anlamamıza yardımcı olacaktır. İnsanlar birilerini cahillik ile itham ederken; üniversite mezunu olmamasına, okuma yazma bilmemesine vb… sebeplere dayanarak itham ederler. Fakat Allah (cc) insanlara bu nedenlerden ötürü değil, insanların müşrik olmalarından dolayı yani hakkı anlamama veya anlamamazlıktan gelme durumundan ötürü onları cahillik ile itham etmektedir. Yani Allah cahil kavramını genel anlamda kafirlere, müşriklere, münafıklara kullanır. Allah indinde itikadi yönden cahil kişi müşrik olan kişidir ve Allah kişinin müşrikliğini cehaletten dolayı olmasına bağlamıştır.


En kapsamlı ve korunmuş kitabını, ahir zaman ümmeti olan son Nebi hz. Muhammed (s.a.s)'in ümmetine göndermiştir. Ve Kur'an evrenseldir. Günümüzde kimse ben Kur'an diye bir kutsal kitap bilmiyorum diyemez. Bir ihtimal teknoloji, ulaşım ve iletişimin olmadığı yerler vardır onlar peygamber ve kitap ulaşmamıştır, işte onlarda bahsettiğimiz üç delil ile Allahın varlığını, birliğini bilebilir ve bu üç delille Allaha imanına şirk bulaştırmadan iman edebilir. 600 sene kendilerine peygamber gelmeyen mekkeli müşriklerin cehaleti mazeret olmadı ve Allah ve Resulü onlara müşrik dedi çünkü onlar misak sözü, fıtrat ve akıl vardı bu yüzden cehaletleri mazeret değil suç sayıldı. Elbette ki bir kişi Kurandaki haram ve günahlardan habersiz olduğu için sorumlu olmaz. Dediğimiz gibi şirkte yani tevhidde cehalet mazeret değildir. Yani sen Allahın verdiği akıl ve fıtratla Allahın Kur'anda belirlediği helal haram ölçülerini ve Allahın şeriatını bilemezsin ama Allahın var ve bir olduğunu ve ona hiç bir şeyi ortak koşmaman gerektiğini bilebilirsin. Çünkü Allah senden misak aldı, tevhidi fıtratına yerleştirdi ve sana akıl verdi. Peygamber ve kitaptan habersiz olsan da  bu üçüyle Allahın var ve bir olduğunu ve O'na hiç bir şeyi şirk koşmaman gerektiğini bilebilirsin. Bu yüzden bu hususta cehalet bir mazeret değil bir suç olur.

Cehaletin mazeret olmadığına dair açık deliller:

1- Misak Delili: Kalu Belada Allaha şirk koşmayacağımıza ve sadece onu Rab edineceğimize dair verdiğimiz söz;

"(Resûlüm!) Hani Rabbin, Âdemoğulları’ndan, onların (gelmiş gelecek) zürriyetlerini, sırtlarından (sulblerinden zerreler halinde) al(ıp çıkar)mış ve onları, kendilerine şahit tutarak: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (demişti.) Onlar da: “Evet (Rabbimizsin), şahit olduk.” demişlerdi. (Bu da dünyada kâfirliğe ve müşrikliğe sapıp da) kıyamet gününde: “Biz bundan habersizdik.” dememeniz içindir.
Yahut: “(Ne yapalım) ancak daha evvel babalarımız (Allah’tan başkasına bağlılık göstererek O’na) ortak koşuyorlardı. Biz ise ancak onlardan sonra (gelen ve onlara uyan) bir nesil olduk. Batıl yoldan gidenlerin işledikleri (günahlar) yüzünden bizi de helak edecek misin?” demeyesiniz diyedir. İşte onlar (doğru yola) dönsünler diye; âyetleri böyle, geniş geniş açıklıyoruz." (A'raf 172-174)


"Size ne oluyor da, Peygamber sizi Rabbinize inanmanız için çağırdığı halde, Allah’a inanmıyorsunuz? Halbuki (inanmanız için Allah, ezelde) sizden kesin söz almıştı. Eğer inanacaklardansanız (hemen inanın)." (Hadîd Sûresi 8)

2- Fıtrat Delili: Allah bütün insanları İslam fıtratı üzerinde yaratmış ve DNA'larına tek bir Allah'a şirk koşmadan iman etmeleri gerektiğini yazmıştır.

"Öyleyse sen, yüzünü Hanif olarak dine, Allah´ın fıtratına çevir ki O, insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah´ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur. Ama insanların çoğu bilmezler." (Rum 30)

3- Akıl Delili: Allah herkese onun varlığını ve birliğini bilecek bir akıl ve irade vermiştir. Zaten bu yüzden onu sorguya çekecektir. Ve her ayette; Ben bu aklı ve iradeyi sana boşuna mı verdim, neden hayvan ve bitkilere değil sadece sana akıl verdim hiç düşünmez misin? "Aklını kullanmaz mısın?" der. 
İnsan aklını kullanırsa kainatta Allah'ın bir olduğuna dair bir çok delil görecektir. Allah da bunu bir çok ayetinde de belirtiyor:

"Eğer göklerde ve yerde Allah´tan başka tanrılar olsaydı; bunların ikisi de muhakkak bozulup gitmişti. Arş´ın Rabbı olan Allah; onların nitelendirdiklerinden münezzehtir." (Enbiya 22)

"Allah, hiç bir çocuk edinmemiştir ve O´nunla birlikte hiç bir ilah da yoktur. Olsaydı; o zaman, her ilah, kendi yarattığını alıp götürür ve birbirinden üstün çıkmaya çalışırlardı. Allah, onların nitelendirdiklerinden münezzehtir." (Müminün 91)

Bakın bu ayette de İbrahim (a.s) aklı ve fıtratıyla nasıl Allah'a şirk koşmadan iman ettiğine büyük bir delildir:

"İbrahim, babası Âzer'e demişti ki: "Sen putları tanrı mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve kavmini açık bir sapıklık içinde görüyorum. Böylece biz İbrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu (muhteşem varlıklarını) gösteriyorduk ki, kesin inananlardan olsun. Üzerine gece bastırınca, bir yıldız gördü: "Rabb'im budur." dedi. Yıldız batınca da:" Ben batanları sevmem."dedi. Ay'ı doğarken gördü: "Rabb'im budur." dedi. O da batınca: "Yemin ederim ki, Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi, elbette sapıklığa düşen topluluktan olurdum." dedi. Güneş'i doğarken görünce: "Rabb'im budur, bu hepsinden büyük." dedi. O da batınca dedi ki: "Ey kavmim! Ben sizin (Allah'a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Ben yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve artık ben asla Allah'a ortak koşanlardan değilim. Kavmi onunla tartışmaya başladı. O da onlara dedi ki:"Beni doğru yola eriştirdiği halde Allah hakkında benimle mücadele mi ediyorsunuz? O'na ortak koştuklarınızdan hiç korkmuyorum, ancak Rabbimin dilediği şey hariç. Rabbim ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. Hiç düşünmez misiniz? Hakkında hiçbir delil indirmediği halde, siz Allah'a ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da, ben sizin ortak koştuklarınızdan nasıl korkarım?" Eğer bilirseniz söyleyin, bu iki topluluktan hangisi güven içinde olmaya daha layıktır? İman edenler ve imanlarını zulüm ile karıştırmayanlar... İşte güven onlarındır ve doğru yolu bulanlar da onlardır. (En'am suresi 74-82)

4- Resül Delili: Allah her kavme Allaha iman edin, şirk koşmayın ve tağutları red edin diye peygamberler göndermiştir. Peygamber göndermediği kimseye azap etmeyeceğini de bildirmiştir. 

"Bu peygamberleri müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik ki, bu peygamberlerden sonra insanların Allah´a karşı ileri sürebilecekleri hiçbir bahaneleri kalmasın. Hiç kuşkusuz Allah güçlüdür ve hikmet sahibidir." (Nisa 165)

"Neredeyse cehennem öfkesinden çatlayacak! Her topluluk onun içine atıldıkça cehennem bekçileri onlara; "Size bir uyarıcı (peygamber) gelmedi mi?" diye sorarlar. Onlar; "Evet, doğrusu bize bir uyarıcı geldi, fakat biz yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmedi, siz büyük bir sapıklık içindesiniz" dedik. (Mülk 8-9)

“Andolsun ki biz her ümmete, ‘Allah’a kulluk edin ve (vahye dayanmayan ve hevâsına göre davranan) tâğûttan kaçının’ diye tebliğde bulunan bir peygamber gönderdik!..” (Nahl 36)

5- Kur'anı Kerim (Kitap) delili: Allah bazı kavimlere sahifeler ve kitaplar göndermiştir. Onları göndermiş olduğu kitaptan sorumlu tutmuştur. 

“Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (hıristiyanlara ve yahudilere) indirildi, biz ise onların okumasından gerçekten habersizdik demeyesiniz diye; Yahut “Bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz diye (Kur’an’ı indirdik). İşte size de Rabbinizden açık bir delil, hidayet ve rahmet geldi.” (Enam: 156, 157)

"De ki: Şahid olarak hangi şey daha büyüktür? De ki: Benimle sizin aranızda Allah şahiddir. Bu Kur´an; bana sizi de, ulaştığı kimseleri de, uyarmam için vahyolundu. Allah ile beraber başka tanrılar olduğuna siz mi şahidlik ediyorsunuz? De ki: Ben şehadet etmem. De ki: O, ancak bir tanrıdır. Ve ben, gerçekten sizin şirk koştuklarınızdan uzağım." (Enam 19)

Kur’an-ı Kerimden deliller:

1. Delil:


“Apaçık delil kendilerine gelinceye kadar ehl-i kitaptan ve müşriklerden inkârcılar (küfürden) ayrılacak değillerdi. (İşte o apaçık delil,) Allah tarafından gönderilen ve tertemiz sahifeleri okuyan bir elçidir.” (Beyyine: 1, 2)


Bu ayette Allah (cc), daha kendilerine Peygamberin dahi gönderilmediği kişilere müşrik demiş ve bu konuda onların cehaletlerini asla kabul etmemiştir. Ayrıca bugün insanların elinde ehl-i kitabın tahrif edildiği gibi bir kitap değil aksine ayetleri muhkem kılınmış ve Allah (cc) tarafından korunarak günümüze kadar ulaşmış evrensel bir kitap ve Allah’ın nasip etmesi doğrultusunda günümüze kadar ulaşan Peygamber (sav)’in hadisleri mevcuttur. Buna rağmen bu insanlık cehaletleri ile mazur sayılıyor fakat yukarıda ki ayette adı geçen ve ellerinde tahrif edilmiş kitapları olan ve kendilerine gönderilen bir Peygamberleri bile olmayan insanlar mazur sayılmıyor!


2.Delil:


“Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur.” (Nisa: 48)


“Allah, kendisine ortak koşulmasını elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse derin bir sapıklığa sapmış olur.” (Nisa: 116)


“…Biliniz ki kim Allah’a ortak koşarsa muhakkak Allah ona cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir ve zalimler için yardımcılar yoktu” (Maide: 72)


Bu akımı savunan kişilerin çoğunluk olan kısmı şuna inanmaktadırlar; kişi şirk ameli işliyor fakat bunu cahil olduğundan dolayı yapıyor. Dolayısı ile bu bakımdan da mazeretli sayıldığından müslüman oluyor. Yukarıda meallerini verdiğimiz ayetlerde dikkat edilecek olursa Allah (cc), mukallid, tevil sahibi, cahil gibi ayırımlara gitmemiş, şirk fiilini işleyen kişiyi asla affetmeyeceğini bildirmiş ve bu hal üzere ölen kişiye cenneti haram kılacağını bildirerek bir nevi müşrik kişi hakkındaki hükmü perçinlemiştir.


3. Delil:


“Ve eğer müşriklerde
n biri senden aman dilerse, Allah’ın kelâmını işitip dinleyinceye kadar ona aman ver, sonra (müslüman olmazsa) onu güven içinde bulunacağı bir yere ulaştır. İşte bu (müsamaha), onların, bilmeyen bir kavim olmalarından dolayıdır.” (Tevbe: 6)


Bu ayette açıkça anlaşılmaktadır ki, din tamamlanmamış olmasına rağmen ki Resulullah (sav)’in henüz nübüvvet görevi devam etmekte, bana Allah’ın kelamını anlat diyen bir kişiyi Allah cehaletini özür saymayarak tekfir etmektedir. Ve bu kişinin müşrikliğini ise cehaletine nisbet ederek onların bilmeyen bir kavim olmalarını bildirmektedir. Onların bilmeyen bir kavim olmaları, cahil olmaları, müşrik olmalarına engel olmamıştır.


4. Delil:


“Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bu günle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi? Derler ki: «Kendi aleyhimize şahitlik ederiz.» Dünya hayatı onları aldattı ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.” (Enam: 130)


“Ateşte bulunanlar cehennem bekçilerine: Rabbinize dua edin, bizden, bir gün olsun azabı hafifletsin! diyecekler. (Bekçiler:) Size peygamberleriniz açık açık deliller getirmediler mi? derler. Onlar da: Getirdiler, cevabını verirler. (Bekçiler ise): O halde kendiniz yalvarın, derler. Halbuki kâfirlerin yalvarması boşunadır.” (Mu’min: 49, 50)


“Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (hıristiyanlara ve yahudilere) indirildi, biz ise onların okumasından gerçekten habersizdik demeyesiniz diye; Yahut “Bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz diye (Kur’an’ı indirdik). İşte size de Rabbinizden açık bir delil, hidayet ve rahmet geldi.” (Enam: 156, 157)


Yukarıdaki ayetlerden anlaşılmaktadır ki, Kuran ve sünnetin varlığından sonra kişinin büyük şirkte asla mazereti söz konusu olamaz. Allah kullarına zulmedici değildir. Bilakis kullarına doğru yollarını bulabilmeleri için tüm imkanları sağlamış, kitaplar ve elçiler yollamıştır.
İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bu günle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi? Bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz diye (Kur’an’ı indirdik).


Bu ayetleri tekrar hatırlatarak şimdi bende sizlere soruyorum. Size Allah’ın kitabı ile bu kitabı açıklayan peygember gelmedi mi? (geldi) O halde bu iki hüccetin varlığından sonra hangi cehaletten söz edebiliriz ki? Cehaleti mazeret kabul eden kişiler, kişinin kendisinden hesaba çekileceği Kur’an’ın ve sünnetin gönderilmediği bir toplumu değil aksine, Kuran ve sünnetin mevcut olduğu, bunlara ulaşmanın hiçbir zoruluğunun olmadığı fakat bunlara rağmen dünya hayatına göz dikerek erindiği veya önemsemediği için bu iki kaynağa bakmayan kişilerin cahilliklerinin mazeret olduğunu ısbatlamaya çalışmaktadırlar!


5. Delil:

“Hani Rabbin Ademoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da, “Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)” demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir.” (Araf: 172)


Allah (cc) kullarını henüz yaratmadan önce onları huzuruna alarak, kendisinden başka rab olmadığına dair onları şahit tutmuş, O’na hiçbir şeyi şirk koşmamalarına dair onlardan söz almıştır. Ve bunu yapmasının sebebi de ayette belirtildiği gibi; kıyamet günü, “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir. Evet insan o günü hatırlamıyor olabilir. Fakat bu sözleşmeden sorumlu tutulmuştur. Ayrıca bugün yer yüzünde Allah’ın varlığını inkar eden kişi sayısı yok denecek kadar azdır. Kişi gökyüzüne, yeryüzüne, meyvelere, sebzelere, hayvanlara yaratılmış olan tüm canlılara baktığında üstün güç ve kuvvet sahibi olan Allah’ın varlığını bilir. Bu birinci mesele. İkincisi ise, Allah insanı yaratırken fıtrat dini üzere yaratır. Yani kişinin fıtratını kendisinden başka bir ilah’ın olmadığına meyilli olarak yaratır. Gönderdiği Peygamberlerin mesajı, indirdiği sahife ve kitapların hükümleri insan fıtratına birebir uyumludur. Kişi peygamberin ve kendisine yollanan kitabın muhatabı olduğunda onu red etmesi fıtratına tamamen aykırı bir durumdur. Dolayısı ile bunu ancak inkarcılığından ötürü yapar. Kişinin Allah’ın varlığından haberdar olması, fıtratına yerleştirilen tek ilah anlayışı ile Peygamberlerin getirdiği mesajların, gönderilen kitapların hükümlerinin fıtrat ile uyumlu olmaları birleştiğinde sözünü ettiğimiz ayetin hükmü daha iyi anlaşılacaktır. Dolayısı ile bu ayette, insanların şirklerinde mazeretli olmadığının en açık delillerindendir. Cehaletin mazeret olmadığına dair Kur’an’da olan delilleri çoğaltmak mümkündür. Fakat konumuzun izahı için bu kadarını yeterli görüyoruz.


Dinin asıllarında (tevhid, şirk, küfür...), İtikadi konularda cehaletin mazeret olmadığı ile ilgili olan bu delilleri çoğaltmamız mümkündür. Fakat konunun izahı açısından bu kadarını yeterli buluyoruz.

Özetle;

Şirk ve Küfür gibi dinin aslını yani Tevhîdi bozan durumlarda hiç bir surette iyi niyet veya cehalet mazeret değildir. Dinin aslı olmayan, fıkhi ve hafi (kapalı) meselelerde ise cehalet duruma göre mazeret olabilir. Örneğin:
Eğer küfür/şirk/nifak işleyen biri ise ve ona kitap veya peygamber gelmemişse veya çabasına rağmen bunlara ulaşmamışsa dünyadaki hükmü kafirdir ahiretteki hükmü Allaha bırakılır. (Fetret ehli buna örnek verilebilir) Çünkü Allah bir peygamber ve kitap göndermeden dünya ve ahirette kimseye azap etmeyeceğini söylemiştir. Zira Allah helak ettiği kavimlere kafir/müşrik demesine rağmen peygamber veya uyarıcı göndermeden onları helak etmemiştir.
Bizler kalplerdekini ve işin iç yüzünü bilmediğimiz için zahire göre hükmetmekle sorumluyuz, ahiretteki hallerini Allaha bırakırız, Allah bizi sadece zahire göre hükmetmekle sorumlu tutmuştur. 
- Fakat eğer küfür/şirk/nifak işleyen biri ise ve ona peygamber gelmiş, kitap gelmiş, imkanı var ve kişi sırf tembelliğinden dolayı bu konularda cahil kalıp şirk/küfür/nifak amellerinden birini yaparsa dünyada kafir hükmü vermekle beraber ahirette de ebedi cehennemlik olduğuna hükmedilir. Çünkü Rabbimizin de dediği gibi azap onlara hak olmuştur ve artık hiç bir bahaneleri kalmamıştır. Günümüz kafir ve müşrikleri bu kategoridedir. 
Çünkü bu zamanda peygamber ve kitap gelmiş, din tamam olmuş ve bunlara ulaşacak bütün imkanlar mevcuttur. Fakat çabaladığı halde Kur'an ve Sünnete ulaşamazsa dünyada müşrik hükmü verilir ahiretteki hali Allaha bırakılır, Allah katında cehaleti mazeret olabilir. (Örneğin günümüz ilkel kabileler, teknoloji, ulaşım ve iletişimin olmadığı yerler) 
- Şirk/küfür/nifak işlememiş muvahhid biri ise ve ona peygamber, kitap gelmemiş veya çabasına rağmen bunlara ulaşacak imkanı olmamış ve dinden çıkarmayan haram ve günahlardan birini işlemişse (hırsızlık, zina vs) o kişi müslüman kabul edilir, hüccet ikamet edilmeden ceza verilmez ve o kişi ahirettede Allah katında mazeretli olur ve inşallah Allah onu bağışlar. Fakat imkanı olduğu halde, peygamber ve kitap geldiği halde tembelliğinden dolayı öğrenmeyip bunlardan birini işlerse dünyada günahkar olarak cezası verilir, tövbe etmeden ölürse ahirette ebedi olmasada cezasını çeker, Allah katında mazeretli olmaz.  
Örneğin: Cahiliye döneminde yaşayan bazı hanif müslümanlar; onlar şirk/küfür/nifak işlemiyorlardı fakat neyin helal (serbest) neyin haram (yasak) olduğunu yani şeriatı bilmedikleri için şeriata uymayan yanlışları yapıyorlardı. İşte bunların cehaletleri mazerettir.

Bir hikaye ile durumu basitleştirelim; 
Ahmet diye bir adam var. Allahın varlığına birliğine inanıyor. Çabalayıp peygamberi duymuş iman etmiş ve şeriata uymuş. Mehmet adında bir adam da bir şehrin köyünde yaşıyor. Bu şehre peygamber gelmiş ve elinde de ilahi bir kitap var. Mehmet ise Allahın var olduğunu biliyor ama bazı şeyleri Allaha ortak koşuyor ve peygambere ulaşmak veya hakkı bulmak için hiç çaba göstermiyor. Bir adada ise Ali diye bir adam yaşıyor. Ali akıl ve fıtrat yoluyla bir ilahın var olduğunu, herşeyi yarattığını ve ortağı, dengi olmayacağını biliyor. Peygamber ve kitaptan haberi olmadığı için kendince dualar ve ibadetler yapıyor. 
Sonra o peygamberin yakın ashabı Musab, Ahmet, Mehmed ve Ali nin bulunduğu yerlere gidiyor. Kalplerdekini bilmediği için zahirlerine (yaptıklarına) bakarak; Ahmete müslüman hükmü veriyor, Mehmete müşrik hükmü veriyor ve hüccet ikame ederek onu tevhide, hakka davet ediyor ve Ali'ye ise müslüman hükmü veriyor fakat peygamberden ve şeriattan haberi olmadığı için ona bunları anlatıyor, var ve bir olduğuna inandığı ilahına nasıl ibadet ve kulluk edeceğini öğretiyor.

Bu konuyu, bu akımı savunan kişilere bir soru sorarak bitirmek istiyorum;
Madem günümüz insanları şirk fiili işlemelerinden ötürü cehaletleri ile mazur sayılarak müslüman kabul ediliyorlarsa o halde, yahudilerin, hıristiyanların, mecusilerin, ateistlerin de cehaletlerinden ötürü mazur sayılarak Müslüman kabul edilmeleri gerekmez mi? (sizin görüşünüze göre)


Yazan: Seda  Arslan Eryiğit 




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İSLAMDA (KUR'ÂNDA) SALAT (NAMAZ)  Bismillah! Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.  Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür. Allah'ın Selamı ve mağfireti hidayete tabi olanların üzerine olsun! Ezan, Abdest ve namaz İslamın en önemli kavramlarındandır. Abdest, namaza ön hazırlıktır. Allah ezan ile kendisiyle buluşmaya çağırır. Bu buluşmaya temiz, hazırlıklı, vaktinde ve önemle katılmamızı istiyor. Bizlerin de -eğer gerçekten  Müslüman (teslim olan) lardan isek- o yüce buluşma davetine, heyecanla ve büyük bir titizlikle katılmamız gerekir. Bu ibadetleri/kavramları ise ancak bu dinin sahibi yüce Allah'tan öğreniriz. Zira Kur’an bize lazım olan her şeyin açıklayıcısıdır, Resûl ise uygulayıcı, rol modelidir; "Ve her ümmet üzerine kendi içlerinden (onların mesajlarımız karşısındaki tavırları konusunda) bir şahit göndereceğimiz gün (ey Resulüm) seni d...
ALLAH'IN NÛR'U Allah Nurunu tamamlayacak mı yoksa tamamladı mı? Bunca ayet ortadayken bir ayeti cımbızlayıp, Allah Nurunu tamamlamamış diye ortaya koyup İsa gelecek, Mehdi gelecek, şu gelecek bu gelecek, şöyle olacak, böyle olacak diyerek yıllarca insanları kandırdılar sanki başka kurtuluş yolları yokmuş gibi. Ve tamamlanmış Nurdan uzaklaştırıp Bâtıl şeylerle meşgul ettiler. Nasıl mı? "Onlar ağızlarıyla (türlü yalan ve iftiralarla, şirk ve inkâr sözleriyle) Allah’ın, nurunu söndürmek (yeryüzünde geçersiz kılmak) istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu, tamamlayacaktır. Çünkü müşrikler istemese de dinini bütün dinlere üstün kılmak için resulünü hidayet ve hak din ile gönderen O'dur." (Saff 8, 9) Bu ayete baktığımızda zalimler Allah'ın nurunu söndürmeye çalışıyorlar diyor.  Allah'ın Nur'unu nasıl söndürmeye çalıştılar/çalışıyorlar? "Küfre sapanlar dediler ki: “Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) gürültü edip yaygara...
KUR'ÂNDAKİ TESETTÜR Sözlükte “örtünmek, kuşanmak; başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek” anlamlarındaki  tesettür , terim olarak ilgilileri ve ölçüleri dinen belirlenmiş örtünme yükümlülüğünü ifade eder. Kelimenin kökünü oluşturan  setr , “örtmek, gizlemek, perdelemek, engel olmak” gibi mânalara gelir. Aynı kökten  sitr  gizlenmeye yarayan engel, perde vb. şeyler için ve mecazen “çekinme, korku, hayâ” anlamında kullanılır. Yine bu kökten türeyen  seter  “kalkan” mânasındadır;  setîr  ve  mestûr  mecazen “iffetli” demektir. Bir hadiste Allah’ın sıfatı olarak geçen setîr (sittîr) kelimesi “örten ve koruyan” şeklinde açıklanmıştır.  Tesettür ayetleri ve açıklaması: A’raf Suresi 26. Ayet :   “ Ey âdemoğulları!” Şu bir gerçektir ki size hem çıplaklığınızı örtecek hem de güzel görünmenizi sağlayacak giyim-kuşam (yapma bilgisini) öğrettik. Ama sizi koruyan ve sakınmaya yarayan takva elbi...