Ana içeriğe atla

İSLÂM'DA KANDİL KUTLAMAK VAR MI?


Bismillah..
Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidayete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür. 
Peygamberimiz ve ashabı mevlid kandili, beraat kandili, miraç kandili, regaip kandili diye bir gece kutlamadı. Ne Kur'an da ne de peygamberimizin uygulamalarinda böyle birşey söz konusu olmamıştır zaten peygamberimizin Kur'anda olmayan birşeyi din adına uygulaması söz konusu olamaz. 
İslam Nebisi, Ashab-ı Kiram, Emevîler ve Abbâsîler dönemlerinde herhangi bir kutlama örneğine rastlanmayan rebiülevvel ayının on ikinci gecesi olan Mevlid Kandili, ilk defa hicretten yaklaşık üç yüz elli yıl kadar sonra Mısır'da, Şii Fâtımî Devleti döneminde kutlanmaya başlamıştır. Kandil geceleri, İslam'ın ilk zamanlarında var olan bir âdet olmayıp hicri 3. asırdan itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Anadolu'da Osmanlı Devleti Padişahı II. Selim'den itibaren bu kutlama gün ve geceler, minarelerde kandil yakılmasıyla birlikte kandil adını almıştır.
 Kur'an da ve hatta onların sahih dedikleri rivayetlerde sadece mübarek Kadir Gecesinin ibadet ve dua ile ihya etmek ile ilgili bilgi vardır. Bu ihya da camide kandil simitleri ile uyduruk mevlid şiirini ve ilahiler okumakla değil, evde farz ve nafile namazlar kılarak, istiğfar, zikir, dua ederek ve ilim (Kur'an) ile meşgul olmakla olur.  

“Gerçek şu ki biz Kur’an’ı Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Cebrail O gece Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler.” (Kâdir Suresi)

Evet, Kadir gecesi mübarek bir gecedir çünkü o ayda Kur'ân gibi bir mucize nazil oluyor fakat kadir gecesinin tam olarak günü belli değildir. Ramazan’ın son on gününde olduğu rivayetleri de birbirleri ile çelişkilidir. Bir hadiste günü belliymiş gibi yazılırken diğerinde belli değil son 10 gününde arayin diyor. Kur'ana göre ise Kadir gecesi Ramazan ayının içinde herhangi bir gecededir, günü belirtilmemiştir. 

Sahih dedikleri rivayetlerine göre de Kadir gecesinde Rasulullah’ın ibadet hakkında tek önerdiği şey ise Teheccüd namazı kılmak ve şu duayı etmektir: "Allahümme inneke afüvvün tühıbbü'l-afve fa'fu annî: Allah'ım sen çok affedicisin, affi seversin, beni affet." " (Tecrîd-i Sarih Tercemesi, VI, 314).
Ondan başka her hangi bir ibadet şekli belirtilmemiştir. Ama şu anki Müslüman olduğunu iddia edenler Kadir gecesinde 100 rekât, 50 rekât namaz kıl, şu kadar şu zikri çek, mevlid oku vs. gibi uygulamalar yapmaktadırlar. 
Bunlar tamamiyle uydurmadır. 

Birde zikir meselesi de var tabi. 
Değişik şekillerde, toplu ve sesli zikir bidaati  genellikle Tasavvuf ve Tarikatlarda mevcuttur. Asıl  ve doğru zikir, Rabbimizin bizde istediği zikir şekli ayetlerde  şu şekilde anlatılmıştır:
“Rabbınıza, yalvararak ve gizlice dua edin, zira O haddi aşanları asla sevmez” (Araf 55)
“Rabbini içinden yalvararak, korkarak ve fakat yüksek sesle olmaksızın sabah zikret; gafillerden olma!” (Araf 205)

 Kur'anda olmayan, Resulallah ve ashabının yapmadığı bir şeyi yapıp ibadet yapıyoruz, büyük sevap var deyip dine ekleyip bu dindenmiş gibi göstermek ve yapmak büyük bir yanlıştır. 

Şimdi diyeceksiniz ki; Zikir yapmak, Namaz kılmak, o geceyi  kutlamanın ne günahı olacak ki? Bizde şöyle söyleyebiliriz; Mesele zikir, ibadet yapılmaması değil asıl mesele Kur'ânda böyle bir bilginin olup olmadığı ve Resulallah'ın böyle bir uygulama yapıp yapmadığıdır. Çünkü bir ibadetin Allah katında kabul olması için Kur'anda olması gerekir. 
Resul ve ashabı böyle bir uygulama yapmamışken siz nasıl bunu yapıp da sevap kazanabilirsiniz? Velev ki diyelim çok sevaptır. Böyle büyük sevap olan bir şeyi Allah nasıl Kur'an da yazmaz, resul ve ashabı nasıl yapmaz. Onlar böyle büyük sevaptan mahrum kalmak isterler mi sizce?
İslam dini, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefat etmeden önce tamamlandı, kemale erdi. Dolayısıyla Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den sonra da dinde ihdas edilen her şey bid’at mefhumu içerisine girer. Her bidaat ise dalalettir. Bidaatin iyisi ve kötüsü yoktur.
Bid’atın kötülüğü hakkında ayetler:
“Eğer sana cevap vermezlerse, bil ki onlar kendi batıl heveslerine uymaktadırlar. Oysa Allah’tan bir hidayet olmaksızın kendi batıl hevesine uyan kimseden daha sapık kim vardır? Allah zalim olan kimselere asla hidayet etmez.” 
(Kasas 50)

“Yoksa onların Allah’ın izin vermediği şeyi kendileri için dinden bir şeriat koyan ortakları mı var? Eğer önceden verilmiş bir hüküm olmasaydı muhakkak aralarında hüküm olunurdu. Şüphesiz zalimler için acı bir azap vardır.” (Şuara 21)

“Kıyamet günü kendilerinin bütün (günah) yüklerini taşıdıktan sonra bilgisizce baştan çıkardıklarının (günah) yüklerinden bir kısmını da yükleneceklerdir.” (Nahl 25)

“Allah ve Rasulü bir şeye hüküm verdiği zaman mü’min bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Herkim Allah’a ve Rasulüne karşı gelirse apaçık sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab 36)

Resûlün hüküm vermesi demek Allah'ın ona vahyettiği ayetlerle (Kur'ânla) hüküm vermesi demektir. Çünkü o Allah'ın elçisi /sözcüsüdür. Yoksa peygamberlerimizde başka hükümler veriyor, Allah’ın hükümleri ayrı, Resûlünün hükümleri ayrı değildir. Bu yüzden de peygamberimizin Sünneti (yolu) olan Kur’an’a yapışalım, hâk yoldan başka yol aramayalım inşallah. Biz Müslümanlar hayrı elde edeceğiz diye Kur’an yolundan sapmamalıyız. Bizler Kur’andan sorumluyuz, buna göre yaşarsak, en büyük hayrı elde ederiz. O yüzden bu gibi uydurma şeylere mü’minlerin ihtiyacı yoktur.

Yazan: Seda Eryiğit 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İSLAMDA (KUR'ÂNDA) SALAT (NAMAZ)  Bismillah! Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.  Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür. Allah'ın Selamı ve mağfireti hidayete tabi olanların üzerine olsun! Ezan, Abdest ve namaz İslamın en önemli kavramlarındandır. Abdest, namaza ön hazırlıktır. Allah ezan ile kendisiyle buluşmaya çağırır. Bu buluşmaya temiz, hazırlıklı, vaktinde ve önemle katılmamızı istiyor. Bizlerin de -eğer gerçekten  Müslüman (teslim olan) lardan isek- o yüce buluşma davetine, heyecanla ve büyük bir titizlikle katılmamız gerekir. Bu ibadetleri/kavramları ise ancak bu dinin sahibi yüce Allah'tan öğreniriz. Zira Kur’an bize lazım olan her şeyin açıklayıcısıdır, Resûl ise uygulayıcı, rol modelidir; "Ve her ümmet üzerine kendi içlerinden (onların mesajlarımız karşısındaki tavırları konusunda) bir şahit göndereceğimiz gün (ey Resulüm) seni d...
ALLAH'IN NÛR'U Allah Nurunu tamamlayacak mı yoksa tamamladı mı? Bunca ayet ortadayken bir ayeti cımbızlayıp, Allah Nurunu tamamlamamış diye ortaya koyup İsa gelecek, Mehdi gelecek, şu gelecek bu gelecek, şöyle olacak, böyle olacak diyerek yıllarca insanları kandırdılar sanki başka kurtuluş yolları yokmuş gibi. Ve tamamlanmış Nurdan uzaklaştırıp Bâtıl şeylerle meşgul ettiler. Nasıl mı? "Onlar ağızlarıyla (türlü yalan ve iftiralarla, şirk ve inkâr sözleriyle) Allah’ın, nurunu söndürmek (yeryüzünde geçersiz kılmak) istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu, tamamlayacaktır. Çünkü müşrikler istemese de dinini bütün dinlere üstün kılmak için resulünü hidayet ve hak din ile gönderen O'dur." (Saff 8, 9) Bu ayete baktığımızda zalimler Allah'ın nurunu söndürmeye çalışıyorlar diyor.  Allah'ın Nur'unu nasıl söndürmeye çalıştılar/çalışıyorlar? "Küfre sapanlar dediler ki: “Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) gürültü edip yaygara...
KUR'ÂNDAKİ TESETTÜR Sözlükte “örtünmek, kuşanmak; başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek” anlamlarındaki  tesettür , terim olarak ilgilileri ve ölçüleri dinen belirlenmiş örtünme yükümlülüğünü ifade eder. Kelimenin kökünü oluşturan  setr , “örtmek, gizlemek, perdelemek, engel olmak” gibi mânalara gelir. Aynı kökten  sitr  gizlenmeye yarayan engel, perde vb. şeyler için ve mecazen “çekinme, korku, hayâ” anlamında kullanılır. Yine bu kökten türeyen  seter  “kalkan” mânasındadır;  setîr  ve  mestûr  mecazen “iffetli” demektir. Bir hadiste Allah’ın sıfatı olarak geçen setîr (sittîr) kelimesi “örten ve koruyan” şeklinde açıklanmıştır.  Tesettür ayetleri ve açıklaması: A’raf Suresi 26. Ayet :   “ Ey âdemoğulları!” Şu bir gerçektir ki size hem çıplaklığınızı örtecek hem de güzel görünmenizi sağlayacak giyim-kuşam (yapma bilgisini) öğrettik. Ama sizi koruyan ve sakınmaya yarayan takva elbi...