İSLÂM'DA KANDİL KUTLAMAK VAR MI?
Bismillah..
Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidayete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.
Konuya geçmeden önce Bidaat kavramı nedir öğrenelim:
Bid'at kelimesi sözlükte "sonradan meydana gelen, icat" demektir. Dini bir terim olarak ise bid'at kavramı "Kur'an'a muhalif olan ve dine sonradan eklenen şeyler" demektir. Bidaat çıkaranlar dini eksik görme, peygamberimizin risaletini tam yerine getirmediğini yani Kur'ani eksik tebliğ edip eksik uyguladığını söylemiş olur. Bunu dilleriyle demeseler de fiileriyle bunu söylemektedirler. Bidaat ehli iyi bir şey yaptığını, doğru yolda olduğunu zannettiği içinde ona kolay kolay tövbe etmek nasip olmaz. Bu yaptığı bidaatler onu ebedi cehenneme sürükler. Allah'ın kitabında olmayan bütün ibadetler veya din olarak insanlara anlatılan herşey bidaattir. Kişiyi ateşe götürür.
Not: İslamda, Mikrofon, haporlör, tesbih, seccade vs gibi teknolojik şeyler dini terim olarak değil, sözlük terimi olarak bidaattir yani yeniliktir, dine bir şey eklemek değil dinde kolaylık sağlayan icatlardır.
Rivayetlere göre Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: "Her kim bizim bu işimizde (dinimizde) olmayan bir şey uydurursa, o uydurduğu şey reddolunmuştur. Sözlerin en iyisi Allah'ın kitabıdır. Yolların en hayırlısı Muhammed (s.a.v)'in yoludur (uygulamalı olarak gösterdiği Kur'andır). İşlerin en kötüsü sonradan ortaya atılanlardır ve her bid'at sapıklıktır." (Buhari, Müslim, ayrıca bkn. Bakara 189, Maide 3, Haşr 8, Ahzab 21, A' raf 205)
Peygamberimiz ve ashabı mevlid kandili, beraat kandili, miraç kandili, regaip kandili diye bir gece kutlamadı. Ne Kur'an da ne de peygamberimizin uygulamalarinda böyle birşey söz konusu olmamıştır zaten peygamberimizin Kur'anda olmayan birşeyi din adına uygulaması söz konusu olamaz.
İslam Nebisi, Ashab-ı Kiram, Emevîler ve Abbâsîler dönemlerinde herhangi bir kutlama örneğine rastlanmayan rebiülevvel ayının on ikinci gecesi olan Mevlid Kandili, ilk defa hicretten yaklaşık üç yüz elli yıl kadar sonra Mısır'da, Şii Fâtımî Devleti döneminde kutlanmaya başlamıştır. Kandil geceleri, İslam'ın ilk zamanlarında var olan bir âdet olmayıp hicri 3. asırdan itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Anadolu'da Osmanlı Devleti Padişahı II. Selim'den itibaren bu kutlama gün ve geceler, minarelerde kandil yakılmasıyla birlikte kandil adını almıştır.
Kur'an da ve sahih rivayetlerde sadece mübarek Kadir Gecesinin ibadet ve dua ile ihya etmek ile ilgili bilgi vardır. Bu ihya da camide kandil simitleri ile uyduruk mevlid şiirini ve ilahiler okumakla değil, evde farz ve nafile namazlar kılarak, istiğfar, zikir, dua ederek ve ilim (Kur'an) ile meşgul olmakla olur.
“Gerçek şu ki biz Kur’an’ı Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Cebrail O gece Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler.” (Kâdir Suresi)
Bir rivayete göre; Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuş:
“Faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Kadir gecesini değerlendiren kişinin geçmiş günahları bağışlanır.”
[Buhârî, Îmân 25, 27, 28, 35, Savm 6, Terâvih 1, Leyletü’l–kadr 1; Müslim, Müsâfirîn 173–176. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Ramazan 1; Tirmizî, Savm 1; Nesâî, Kıyâmü’l–leyl 3, Savm 39–40; İbni Mâce, İkâmet 173, Sıyâm 2, 39.]
Âişe radıyallahu anhâ’dan rivayet edildiği söylenen bir rivayete göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ramazan ayının son on gününde câmiye kapanır ibadete soyunur ve şöyle buyurmuş:
“Kadir gecesi’ni ramazanın son on günü içinde arayınız!”
[Buhârî, Leyletü’l–kadr 3; Müslim, Sıyâm 219. Ayrıca bk. Tirmizî, Savm 72.]
Yine Âişe radıyallahu anhâ şöyle demiş:
"Ramazan ayının son on günü girdiğinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem geceleri ihyâ eder, ev halkını uyandırır, ciddiyetle ibadete soyunur ve eşleriyle ilişkiyi keserdi."
[Buhârî, Leyletül–kadr 5; Müslim, İ’tikaf 7. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Ramazan 1; Nesâî, Kıyâmü’l–leyl 17; İbni Mâce, Sıyâm 57.]
Evet, Kadir gecesi mübarek bir gecedir fakat kadir gecesinin tam olarak günü belli değildir. Ramazan’ın son on gününde olduğu rivayetleri de birbirleri ile çelişkilidir. Bir hadiste günü belliymiş gibi yazılırken diğerinde belli değil son 10 gününde arayin diyor. Kur'ana göre ise Kadir gecesi Ramazan ayının içinde herhangi bir gecededir, günü belirtilmemiştir.
Rivayetlere göre Kadir gecesinde Rasulullah’ın ibadet hakkında tek önerdiği şey ise Teheccüd namazı kılmak ve şu duayı etmektir: "Allahümme inneke afüvvün tühıbbü'l-afve fa'fu annî: Allah'ım sen çok affedicisin, affi seversin, beni affet." " (Tecrîd-i Sarih Tercemesi, VI, 314).
Ondan başka her hangi bir ibadet şekli belirtilmemiştir. Ama şu anki Müslüman olduğunu iddia edenler Kadir gecesinde 100 rekât, 50 rekât namaz kıl, şu kadar şu zikri çek, mevlid oku vs. gibi uygulamalar yapmaktadırlar. Bunlar tamamiyle bidaattir.
Bidaat olarak zikir meselesi de vardır tabi.
Değişik şekillerde, toplu ve sesli zikir bidaati genellikle Tasavvuf ve Tarikatlarda mevcuttur. Asıl ve doğru zikir, Rabbimizin bizde istediği zikir şekli ayetlerde şu şekilde anlatılmıştır:
“Rabbınıza, yalvararak ve gizlice dua edin, zira O haddi aşanları asla sevmez” (Araf 55)
“Rabbini içinden yalvararak, korkarak ve fakat yüksek sesle olmaksızın sabah zikret; gafillerden olma!” (Araf 205)
Rivayetlere göre Hakem ibnu’l-Mübarek haber verip dedi ki: Bize Amr bin Yahya haber verip dedi ki; babamı babasından şöyle rivayet ederken duydum: babam dedi ki:
“Sabah namazından önce Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anhuma)’ın kapısının önünde oturduk. O çıkınca onunla birlikte mescide yürürdük. Bir gün Ebu Musa el-Eşarî (Radiyallahu Anh) yanımıza geldi ve:
−‘Ebu Abdirrahman şimdiye kadar yanınıza çıktı mı?’ dedi. Biz:
−‘Hayır’ dedik. O da bizimle beraber oturdu. Nihayet Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anhuma) çıktı. O çıkınca hep birden ayağa kalktık. Sonra Ebu Musa (Radiyallahu Anh), Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anhuma)’ya şöyle dedi:
−‘Ebu Abdirrahman biraz önce mescidde yadırgadığım bir durum gördüm. Ama yine de Allah’a şükür hayırdan başka bir şey görmüş değilim.’ Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anhuma):
−‘O nedir?’ diye sordu. Ebu Musa (Radiyallahu Anh):
−‘Birazdan mescide gidince göreceksin’ dedi ve şöyle devam etti:
−‘Mescidde halkalar halinde oturmuş ellerinde de çakıl taşları olan bir grup ve bu grubun başında bir adam:
−‘Yüz defa Allah-u Ekber deyin’ diyor, onlarda yüz defa Allah-u Ekber diyorlardı. Grubun başında bir adam sonra:
−‘Yüz defa Lailahe İllallah deyin’ diyor, onlarda yüz defa Lailahe İllallah diyorlardı. Yine grubun başında bir adam:
−‘Yüz defa Subhanallah deyin’ diyor onlarda yüz defa Subhanallah diyorlardı.’ Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anhuma):
−‘Peki, onlara ne dedin?’ dedi. Ebu Musa (Radiyallahu Anh):
−‘Senin görüşünü bekleyerek veya senin emrini bekleyerek onlara bir şey söylemedim’ dedi. Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anhuma):
−‘Onlara kötülüklerini sayıp hesap etmelerini emretseydin ya. İyiliklerinden hiçbir şeyin zayi edilmeyeceğine dair onlara güvence verseydin ya’ dedi. Sonra Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anhuma) ile beraber mescide gittik. Nihayet Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anhuma) bu halkalardan birine gelip, başlarında durdu ve şöyle dedi:
−‘Bu yaptığınızı nedir?’ Onlar:
−‘Ebu Abdirrahman bu çakıl taşları ile Allah-u Ekber, Lailahe İllallah ve Subhanallah deyişlerimizi sayıyoruz.’ dediler. Bunun üzerine Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
−‘Artık kötülüklerinizi sayıp hesap edin! Ben iyiliklerinizden hiçbir şeyin zayi edilmeyeceğine kefilim dedi. Yazıklar olsun size! Ey ümmeti Muhammed ne çabuk helak oldunuz! Nebiniz Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şu sahabesi içinizde hala bolca bulunmaktadır. İşte onun elbiseleri henüz eskimemiş, kabları henüz kırılmamıştır. Canım elinde olan Allah’a yemin olsun ki sizler kesinlikle Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in dîninden daha doğru yolda olan bir din üzerindesiniz ki bu imkânsızdır veya bir sapıklık kapısı açmaktasınız.’ Onlar:
−‘Vallahi, Ebu Abdirrahman! Biz sadece hayrı elde etmek istedik’ dediler. Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anhuma)’da şöyle karşılık verdi:
−‘Hayrı elde etmek isteyen niceleri vardır ki onu hiç elde edemeyeceklerdir.’ Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurdu:
-‘Bir topluluk Kur’an’ı okuyacaklar da (bu okuyuşları sadece dilde kalacak), onların köprücük kemiklerinden ileriye geçemeyecek.’
−‘Vallahi bilmiyorum, belki onların çoğu sizdendir.’ Sonra Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anhuma) onlardan yüz çevirdi. Amr bin Yahya’nın dedesi Amr bin Selime bundan sonra şöyle dedi:
−Bu halkalardaki insanların genelini en-Nehveran olayında Haricilerin yanında bize karşı vuruşurken gördük.
(Darimi 1/23/210)
İmam Malik (Rahmetullahi Aleyh)’in şu sözünü tamamlamak yerinde olur:
“Her hangi bir kimse İslam’da bir bid’at ihdas eder ve onun güzel olduğunu zannederse bilsin ki o kimse Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in risalet görevine ihanet ettiğini iddia eder.
Çünkü Allah:
“Bu gün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’dan razı oldum.” Maide 13 buyurmaktadır. Bu ayetin geldiği gün dinden olmayan şeyler bu gün dinden değildir.”
(El-itisam 61)
Sahabe-i Kiram'ın bidaatlere karşı tutumunu görüyorsunuz. Onlar her geceyi değerli bilip ibadet, zikir ve ilim ile geçirmişlerdir. Resulallah ve sahabenin yapmadığı bir şeyi yapıp ibadet yapıyoruz, büyük sevap var deyip dine bidaatler ekleyip bu dindenmiş gibi göstermek ve yapmak büyük bir yanlıştır. Zira bu konuda peygamber efendimiz (s.a.s)den geldiği rivayet edilen bir sözde şöyle buyurmuştur: “Sözlerin en doğrusu Allah’ın Kitabıdır, yolların en hayırlısı Muhammed’in yoludur (Kur'andır). İşlerin en şerlisi muhdes olanlardır. Dine sonradan sokulan her şey bid’attır, her bid’at dalalettir ve her dalalet ateştedir.”
(Muhdes: Dinden olmayan şeyin din adına çıkarılmasıdır.) [Müslim 867, Nesei 3/188]
Şimdi diyeceksiniz ki; Zikir yapmak, Namaz kılmak, o geceyi kutlamanın ne günahı olacak ki? Bizde şöyle söyleyebiliriz; Mesele zikir, ibadet yapılmaması değil asıl mesele Resulallah'ın böyle bir uygulama yapıp yapmadığıdır. Çünkü bir ibadetin Allah katında kabul olması için Kur'anda olması gerekir.
Resul ve ashabı böyle bir uygulama yapmamışken siz nasıl bunu yapıp da sevap kazanabilirsiniz? Velev ki diyelim çok sevaptır. Böyle büyük sevap olan bir şeyi Allah nasıl Kur'an da yazmaz, resul ve ashabı nasıl yapmaz. Onlar böyle büyük sevaptan mahrum kalmak isterler mi sizce?
İslam dini, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefat etmeden önce tamamlandı, kemale erdi. Dolayısıyla Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den sonra da dinde ihdas edilen her şey bid’at mefhumu içerisine girer. Her bidaat ise dalalettir. Bidaatin iyisi ve kötüsü yoktur.
Bid’atın kötülüğü hakkında ayetler:
“Eğer sana cevap vermezlerse, bil ki onlar kendi batıl heveslerine uymaktadırlar. Oysa Allah’tan bir hidayet olmaksızın kendi batıl hevesine uyan kimseden daha sapık kim vardır? Allah zalim olan kimselere asla hidayet etmez.” (Kasas 50)
“Yoksa onların Allah’ın izin vermediği şeyi kendileri için dinden bir şeriat koyan ortakları mı var? Eğer önceden verilmiş bir hüküm olmasaydı muhakkak aralarında hüküm olunurdu. Şüphesiz zalimler için acı bir azap vardır.” (Şuara 21)
“Kıyamet günü kendilerinin bütün (günah) yüklerini taşıdıktan sonra bilgisizce baştan çıkardıklarının (günah) yüklerinden bir kısmını da yükleneceklerdir.” (Nahl 25)
Bu ayetle ilgili olarak müfessir Mücahid diyor ki:
“Toplumun bozulmasına ve yoldan çıkmasına sebep olan dalalet öncüleri kendi günah yüklerini taşımakla kalmayıp, saptırdıkları kimselerin günahlarını da taşıyacaklardır. Bir de toplumun saptırıcı güçlerine gönül rızası ile itaat edenlerin azabında da hiçbir hafifletme olmayacaktır.” (İbni Kesir 2/327)
“Allah ve Rasulü bir şeye hüküm verdiği zaman mü’min bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Herkim Allah’a ve Rasulüne karşı gelirse apaçık sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab 36)
Resûlün hüküm vermesi demek Allah'ın ona vahyettiği ayetlerle hüküm vermesi demektir. Çünkü o Allah'ın elçisi /sözcüsüdür. Yoksa peygamberlerimizde başka hükümler veriyor, Allah’ın hükümleri ayrı, Resûlünün hükümleri ayrı değildir. Bu yüzden de peygamberimizin Sünneti (yolu) olan Kur’an’a yapışalım, hâk yoldan başka yol aramayalım inşallah. Biz Müslümanlar hayrı elde edeceğiz diye Kur’an yolundan sapmamalıyız. Bizler Kur’andan sorumluyuz, buna göre yaşarsak, en büyük hayrı elde ederiz. O yüzden bu gibi bidatlere mü’minlerin ihtiyacı yoktur.
Yorumlar
Yorum Gönder