Ana içeriğe atla
VAHİY VE İLHAM


Bismillah..
Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidayete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.
"Vay, kitabı elleriyle yazıp da sonra az bir paha ile satabilmek için; bu, Allah katındandır, diyenlerin, ellerinin yazdıklarından dolayı vay onlara! Vay onlara. O kazanmış oldukları yüzünden."
(Bakara 79)

Kendine göre kitap yazıp ilham adı altında bu bana Allah tarafından yazdırıldı demek Allah'a karşı büyük bir iftiradır. Allah tarafından gelen son kitap, hz. Muhammed (s.a.s) vasıtasıyla bize gelen Kur'an'dır. Bundan gayrı ne bir kitap ne de bir Nebi gelmeyecektir. Ve hiç bir kitap Kur'an'la aynı kefeye konulup Kur'andan üstün tutulamaz.


İLHAM


Kelime olarak ilham, “bir şeyi birden yutturmak” anlamında olup, ıstılah olarak “kalbe bir takım mana ve fikirlerin ilkâ edilmesi” anlamında kullanılır.


İnsanın kalbi sadece Rahmanî ilhamlara yönelik bir alıcı durumunda olmayıp, şeytandan da ilham almaya kabiliyetlidir. Bundan dolayı, ilhama mazhar olan kişi, eğer dinin hükümlerini iyi bilmiyorsa, şeytanların oyuncağı olabilir. Kalbine gelen şeytanî ilhamı, Rabbanî zannedip hem sapar, hem de saptırır.


Anlatılır ki, Hz. Ömer’in oğlu Abdullah’a biri “Peygamberlik iddiasında bulunan yalancı Muhtaru’s- Sakafî kendisine vahiy geldiğini iddia ediyor” deyince İbn-i Ömer “Doğru söylemiş” der ve şu âyeti okur:


“Şüphesiz şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmelerini vahyederler.”(En’am, 6/121)


Yani, vesvese yoluyla ilham ederler. Ehl-i imanla mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar. (İbnu Kesir, II, 170)


Demek ki, bilhassa şeytan fikirli insanlar, şeytanî ilhamlara maruz kalırlar. Şeytan, ehl-i imana vesvese verip günahlara sevketmek istediği gibi, ehl-i küfre de mesajlar gönderir, ehl-i imanla uğraşmalarını sağlar.


Ben Ümmiyim veya yarı ümmüyim bu kitap bana Allah tarafından yazdırıldı, kendimden birşey yazmadım demek büyük bir yalan ve günahtır. Kendilerini peygamberlikle, kitabını da Kur'anla bir tutma çabasıdır. Bunlara karşı dikkatli olmalıdır. Unutmayalım ki Vahiy ve bazı gayb bilgisi sadece Allahın dilediği melek ve Resullere gelir. Aksini söyleyen aldanmıştır.

"Allah gayba kimseyi muttali kılmaz; ancak dilediği Peygamber müstesna. Çünkü her Peygamberin önünden ve ardından gözcüler salar." [Cin 26, 27]

VAHİY


Allahın emirler ve yasaklarını, peygamberlerine Cebrail melek vâsıtasıyla veya vasıtasız olarak bildirmesine denir. 


 Vahyin kaynağı kesin olarak ilâhî olmakla birlikte, ilhamın kaynağı her zaman ilâhî olmayabilir. Onun için, vahiy kesin olup, ilham zannîdir. Çünkü, vahiy melek vasıtasıyla gelir. Melekte hata ihtimali yoktur. Fakat kalbin akıl ve nefisle alakası olduğundan, bunlardan etkilenir. Bundan dolayı, o meyanda yanılmalar olabilir.


 Vahiyde var olan risalet, bütün beşeriyete aittir. Halbuki ilham, yalnızca buna mazhar olan şahsa mahsustur. Vahiy, bütün âlemi aydınlatan güneş gibidir. Rahmani İlham ise, sadece ilhama mazhar kişiyi aydınlatan bir lamba gibidir.


Vahiy gölgesizdir, safidir, peygamberlere hasdır. İlham ise, gölgelidir. Renkler karışır. İnsandan başka, melekler ve hayvanların da mazhar olduğu bir keyfiyettir.


Vahye mazhar olan peygamber, aldığı vahyi insanlara tebliğle mükellefdir. Hâlbuki bir mümin, kalbine gelen ilhamı tebliğe memur değildir. Hatta çoğu kere gizlemesi daha efdal olmaktadır.


Herşeyin en doğrusunu Allah Azze ve Celle bilir.


Yazan: Seda Eryiğit 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İSLAMDA (KUR'ÂNDA) SALAT (NAMAZ)  Bismillah! Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.  Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür. Allah'ın Selamı ve mağfireti hidayete tabi olanların üzerine olsun! Ezan, Abdest ve namaz İslamın en önemli kavramlarındandır. Abdest, namaza ön hazırlıktır. Allah ezan ile kendisiyle buluşmaya çağırır. Bu buluşmaya temiz, hazırlıklı, vaktinde ve önemle katılmamızı istiyor. Bizlerin de -eğer gerçekten  Müslüman (teslim olan) lardan isek- o yüce buluşma davetine, heyecanla ve büyük bir titizlikle katılmamız gerekir. Bu ibadetleri/kavramları ise ancak bu dinin sahibi yüce Allah'tan öğreniriz. Zira Kur’an bize lazım olan her şeyin açıklayıcısıdır, Resûl ise uygulayıcı, rol modelidir; "Ve her ümmet üzerine kendi içlerinden (onların mesajlarımız karşısındaki tavırları konusunda) bir şahit göndereceğimiz gün (ey Resulüm) seni d...
ALLAH'IN NÛR'U Allah Nurunu tamamlayacak mı yoksa tamamladı mı? Bunca ayet ortadayken bir ayeti cımbızlayıp, Allah Nurunu tamamlamamış diye ortaya koyup İsa gelecek, Mehdi gelecek, şu gelecek bu gelecek, şöyle olacak, böyle olacak diyerek yıllarca insanları kandırdılar sanki başka kurtuluş yolları yokmuş gibi. Ve tamamlanmış Nurdan uzaklaştırıp Bâtıl şeylerle meşgul ettiler. Nasıl mı? "Onlar ağızlarıyla (türlü yalan ve iftiralarla, şirk ve inkâr sözleriyle) Allah’ın, nurunu söndürmek (yeryüzünde geçersiz kılmak) istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu, tamamlayacaktır. Çünkü müşrikler istemese de dinini bütün dinlere üstün kılmak için resulünü hidayet ve hak din ile gönderen O'dur." (Saff 8, 9) Bu ayete baktığımızda zalimler Allah'ın nurunu söndürmeye çalışıyorlar diyor.  Allah'ın Nur'unu nasıl söndürmeye çalıştılar/çalışıyorlar? "Küfre sapanlar dediler ki: “Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) gürültü edip yaygara...
KUR'ÂNDAKİ TESETTÜR Sözlükte “örtünmek, kuşanmak; başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek” anlamlarındaki  tesettür , terim olarak ilgilileri ve ölçüleri dinen belirlenmiş örtünme yükümlülüğünü ifade eder. Kelimenin kökünü oluşturan  setr , “örtmek, gizlemek, perdelemek, engel olmak” gibi mânalara gelir. Aynı kökten  sitr  gizlenmeye yarayan engel, perde vb. şeyler için ve mecazen “çekinme, korku, hayâ” anlamında kullanılır. Yine bu kökten türeyen  seter  “kalkan” mânasındadır;  setîr  ve  mestûr  mecazen “iffetli” demektir. Bir hadiste Allah’ın sıfatı olarak geçen setîr (sittîr) kelimesi “örten ve koruyan” şeklinde açıklanmıştır.  Tesettür ayetleri ve açıklaması: A’raf Suresi 26. Ayet :   “ Ey âdemoğulları!” Şu bir gerçektir ki size hem çıplaklığınızı örtecek hem de güzel görünmenizi sağlayacak giyim-kuşam (yapma bilgisini) öğrettik. Ama sizi koruyan ve sakınmaya yarayan takva elbi...