ANA VE BABA'YA İTAATİN SINIRI
Bismillah..
Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidayete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.
Ana-babaya itaati emreden ve bu noktada çok titiz kurallar koyan dinimiz, bu itaati kayıtsız bırakmamış, Allah ve Rasûlüne itaatle kayıt altına almıştır. İslam âlimlerinin zikretmiş olduğu şu maddelerin haricinde onlara itaat etmek her müslümanın hatta her insanın en temel görevlerindendir. İtaat edilmesi yasaklanan maddeler şunlardır:
1-) Şirk ve Küfür
Allah’ın hakkı, tüm kulların haklarından önde olduğu için şirk ve küfür gibi insanı Rabbinin hakkını çiğnemeye sevk eden hususlarda kimseye itaat edilmez. Rabbimiz şöyle buyurur:
“Biz insana anne babasına karşı iyi davranmasını emrettik… Bununla beraber eğer hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana şirk koşman için seninle mücadele ederlerse onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin…” (31 Lokman/14,15)
Bu ayet, ebeveyne itaatin sınırını belirlemektedir. Şöyle ki; eğer onlar çocuklarını şirke ve küfre zorlarlarsa çocuk onlara asla itaat etmeyecektir. “Şirk koşman için seninle mücadele ederlerse onlara itaat etme!”buyruğu bunun açık bir göstergesidir. Ayetin devamında yer alan “Fakat dünyada onlarla iyi geçin” ifadesi bizlere çok önemli bir hatırlatmada bulunmaktadır. Şöyle ki: Eğer onlar bizleri şirke zorlasalar bile biz, onlara itaat etmemekle birlikte yine de onlarla iyi geçinecek ve onlara itaat etmezken bile asla onları rencide etmeyeceğiz. Üstad Mevdûdî şöyle der:
“Allah’ın yarattıkları arasında anne-babanın hakları en üst seviyededir. Fakat anne baba kişiyi şirke zorlarsa onlara itaat edilmemelidir. Anne baba çocuklarının kendilerine hizmet etme, saygı gösterme ve helal şeylerde itaat etmeleri konusunda mutlak haklara sahiptirler. Fakat onların bir kişiyi körü körüne, gerçeklerden habersiz bir şekilde itaate zorlama hakları yoktur.”[1]
Bugün bazı Müslümanlar Rabbimizin bu buyruğunu çiğnemekte ve ana-babası kendilerini şirke zorladığında onlara en ağır ifadelerle hakaret etmekte, bağırıp çağırmakta, isyan etmektedirler. Oysa bu, birkaç açıdan çok yanlış ve hatalı bir davranıştır:
a) Nefse zulmetme bakımından hatalı bir davranıştır.
Böyle davranan birisi, Allah’ın açık ayetlerine ve kesin yasaklamalarına aykırı hareket ettiği için günaha girmiş ve nefsine zulmetmiştir. Ana-babası haklarını helal etmezse yarın kıyamet gününde çok büyük bir azapla karşı karşıya kalabilir.
b) Berrak ve pak davetimize leke getirme açısından hatalı bir davranıştır.
Böyle davranan birisi, davetimizin onlara ulaştırılmasının önüne çok büyük bir set çekmiş ve onların davetimiz hakkında yanlış kanaate sahip olmalarına sebep olmuştur. Bu da ahirette çok büyük sorumluluklarla karşı karşıya kalınmasına neden olur.
c) Davetin sahibi olan Allah hakkında bir hatadır.
Böyle davranan birisi, ana-babaya itaati emreden Rabbine karşı isyan etmiş ve ona karşı büyük bir cürüm işlemiştir. Bu da kıyamet günü hesabı zor verilecek bir husustur.
İşte bu nedenlerden dolayı ana-babamıza iyi davranmamız, bizlere şirki bile emretseler (onlara asla itaat etmemekle birlikte) kendilerini kesinlikle rencide etmememiz gerekmektedir.
2-) Haramlar/Günahlar
Ebeveyne şirk hususunda itaat etmek caiz olmadığı gibi haram ve günahlarda itaat etmek de aynı şekilde caiz değildir. Rasûlullahsallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
“Yaratana isyan hususunda hiç bir mahlûka itaat yoktur. İtaat ancak iyi şeylerdedir.” [2]
“Hiç bir mahlûka itaat yoktur” ifadesinin içerisine ana-baba da dâhildir. Yani Allah’a isyanı emreden ana-baba bile olsa onlara itaat edilemez.
3-) Farzların Terki
Eğer ebeveyn çocuklarına bir farzı terk etmeyi emrediyorsa çocuk onlara itaat edemez. Çünkü farzları terk etmek de masiyet/günah kapsamına girer.
Ebu Muhammed el-Makdisî ve beraberindeki âlimlerin oluşturduğu fetva kurulunun vermiş olduğu bir fetvayı burada aktarmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Bir genç tevhidî ve cihadî düşüncelerinden dolayı babası tarafından şiddetli baskılara maruz kalır. Öyle ki babası, kendisini birkaç defa hastanelik edecek şekilde döver ve ilim tahsil ettiği sohbet halkalarına gitmeyi yasaklar. Çocuk da babasına itaat etmek için sohbetlere katılmayı terk eder ve fetva kuruluna “Benim bu nedenle sohbetleri terk etmemin hükmü nedir” şeklinde bir soru yöneltir. Soruya kurulun verdiği fetva şu şekildedir:
“Farz-ı ayn olan ilimleri tahsil etmek senin üzerine farzdır. Aynı şekilde mescitte cemaatle namaz kılman da böyledir.[3] Baban seni bunlardan men ettiği zaman ona itaat edemezsin. Bu görevleri yerine getirebilmek için babana açıkça muhalefet ettiğini göstermeksizin kurnazca davranmalı ve bu görevleri yerine getirmelisin.”
4-) Revâtib Olan Sünnetlerin
Tamamen Terki
“Revâtib” kelimesi ile kastedilen; belirli vakitler için konulmuş sünnetlerdir. Bayram namazı, kurban ve benzeri ibadetler gibi.[4]Cemaat ile namaz kılmak, sabah namazının sünneti ve vitir namazı gibi şeyler de buna dâhildir. Eğer ebeveyn çocuklarından bu tür ibadetleri sürekli olarak terk etmelerini isterlerse çocukların onlara itaat etmeleri caiz değildir.[5]
Buraya kadar izah etmeye çalıştığımız maddelerde bir müslümanın ana-babasına itaat etmesi caiz değildir. Bunun dışında, itaatin caiz olduğu yerlerde ebeveyn kâfir bile olsa çocukların onlara itaat etmesi ve rızalarını gözetmesi gereklidir. Bu, İslam’ın bizlerden istediği bir ameldir. Buna muhalefet etmek caiz değildir.
[1] Tefhîmu’l-Kur’an, 4/229.
[2] Müslim, Kitabu’l-İmara, 40.
[3] Hanbelî mezhebine ve bazı fakihlere göre namazları cemaatle kılmak farzdır. Fetva veren kurul bu görüşte olduğu için doğal olarak cemaatle namaz kılmayı farz kabul etmektedir. Namazların cemaatle kılınıp kılınmayacağı meselesi mezhepler arasında tartışmalı bir konudur. Hanefîler ve diğer bazı âlimler bunun farz olmadığını benimsemişlerdir. Allah en doğrusunu bilir.
[4] Mehmet Erdoğan, “Fıkıh ve Hukuk Terimleri Sözlüğü”, sf. 474.

Yorumlar
Yorum Gönder