Ana içeriğe atla
ŞİKÂYETÇİYİM YA RAB!

Bismillah..
Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidayete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidayete erdiremez. Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.
Uğrunda uykusuz kaldığım, kendisi için her şeyimi feda ettiğim, ellerimle büyüttüğüm öz evladım mı beni Allah’a şikâyet edecek demeyin! Öyle bir güne doğru ilerliyoruz ki;

“O gün, kişi kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından, kaçar. O gün, herkesin kendine yeter derdi vardır. (Herkes kendi derdine düşmüştür.)” (Abese,80/34-37)

Geleceği ve dünyalık eğitimi için gecemi gündüzüme kattığım, tüm servetimi yoluna serdiğim biricik evladım mı beni Allah’a şikâyet edecek demeyin! Öyle bir güne doğru yaklaşıyoruz ki;

“O gün suçlu kimse azaptan kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini ve hatta kendisini barındırmış olan tüm sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi fidye verip kendisini kurtarmak ister.” (Mearic,70/11-14)

Ve Efendimiz’in “Hiçbir kimse dünyada (İslami eğitimlerini) ihmal ettiği çoluk çocuğunun cehaletinden daha büyük bir günah ile Allah’ın huzuruna varamaz” (Deylemi) buyurarak bizi uyardığı, İslam’ı öğretmediğimiz evlatlarımızın, hesabı en zor verilen bir imtihan olarak karşımıza çıkacağı bir güne doğru ilerliyoruz. İşte o gün “Kişinin yakasına ilk yapışan ailesi ve çocukları olacaktır. Onlar anne ve babalarını Allah’ın yüce mahkemesinde durdururlar ve derler ki:

‹Ey rabbimiz! Bizim hakkımızı bunlardan al! Onlar bizim bilmediklerimizi bize öğretmediler. Bilmediğimiz halde bize haram yedirdiler” (İhya-ı Ulumid-din)

Ve Allah’a şikâyet başlar…

Ey Allah’ım! Bana her şeyi öğrettiler, bütün sınavlara hazırladılar, ama kimsenin kimseyi tanımadığı bu ahiret sınavından hiç bahsetmediler. Şikâyetçiyim!

Ey Allah’ım! Yıllarca onlarla aynı evde kaldım, tevhid nedir? şirk nedir? öğrenmediler bana da öğretmediler, bana bir gün namazdan, bahsetmediler. Senin gönderdiğin kitaptan bahsetmediler. Peygamberimin sünnetinden bahsetmediler. Beni bir gün sabah namazına kaldırmadılar. Babam bir gün elimden tutup mescide götürmedi. Şikâyetçiyim!

Ey Allah’ım! Yıllarca beraber kaldık, bir gün bana tesettürden bahsetmediler. İstediğim her kıyafeti aldılar ama iffetten, hayâdan bahsetmediler. Şikâyetçiyim!

Ey Allah’ım! Beni internetle aynı odaya kapattılar, sınırsız interneti olan telefonlarla, yüzlerce uydu kanalı olan televizyonlarla aynı oda da baş başa bıraktılar ama haramı helali öğretmediler. Şikâyetçiyim!

Ey Allah’ım! Her akşam, istisnasız her akşam annemle, babamla, kardeşlerimle, eşlerin birbirini aldattığı dizileri, ahlaksızlık kusan yarışmaları ve programları izledik. Bir gün olsun çocuğumuzun ahlakı bozulmasın, haramı örnek almasın demediler. Şikâyetçiyim!

Ey Allah’ım! Evleneceğim kişiye ilk önce işini sordular, maaşını sordular, evini sordular, arabasını sordular ama imanını, namazını, ahlakını sormadılar. Beni bu beynamazın eline teslim ettiler. Şikâyetçiyim!

Ey Allah’ım! Yıllarca başka şehirde üniversite okudum bir gün bu çocuk ne yapar, kiminle kalır, nerelere gider gelir demediler. Gözleri diplomadan başka bir şey görmedi. Beni bu günah bataklığına terk edip gittiler. Şikâyetçiyim!

“De ki: Asıl ziyan edenler, asıl hüsrana uğrayanlar hem kendilerini hem de ailelerini kıyamet günü hüsrana uğratanlardır. Uyanık olun! İşte bu apaçık hüsranın ta kendisidir.” (Zümer, 39/15)

İlahi uyarısının gerçekleşeceği, Allah muhafaza etsin öz evlatlarımızın bizden şikâyetçi olacağı, hem bizim hem de ailemizin hüsrana uğrayabileceği o gün gelmeden önce hazırlık yapalım.

O gün için yapılabilecek en güzel hazırlık, İslam’a göre yetiştirilmiş ve Allah korkusuyla büyütülerek ahiret sınavına hazırlanmış çocuklarımızdır.


Yazan: Abdulaziz Kıranşal



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

  HİKMET   Klasik sözlüklerde  hikmet  kelimesinin (çoğulu  hikem ) “yargıda bulunmak” anlamındaki  hükm  masdarından isim olduğu belirtilir; ayrıca “engellemek, alıkoymak, gemlemek; sağlam olmak” mânalarına gelen  ihkâm  masdarlarıyla anlam ilişkisi kurulur. İbn Düreyd’in tesbitine göre Arapça’daki “el-kelime mine’l-hikme” deyiminde geçen hikmet kelimesinde “alıkoymak, gem vurmak, sakındırmak” anlamı daha çok belirgindir. Zira bu deyimle kastedilen şey insanı iyi olana yönlendiren, çirkin ve kötü olandan alıkoyan sözdür. Böyle ahlâkî muhtevalı özlü sözlere hikmetin yanı sıra  hüküm  de denmektedir (Cemheretü’l-luġa, “ḥkm”). Bu iki kelimenin anlamını birbirine daha da yaklaştıran Cevherî, hikmetin ihkâmla bağlantısı sebebiyle  hakîm  kelimesine hem “işleri gereği gibi sağlam ve kusursuz yapan” hem de “âlim ve ilmî hüküm sahibi” mânalarını vermektedir. İshak b. İbrâhim el-Fârâbî ise hikmetin anlamını kısaca “mânaları idrak ...
KUR'ÂNDAKİ TESETTÜR Sözlükte “örtünmek, kuşanmak; başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek” anlamlarındaki  tesettür , terim olarak ilgilileri ve ölçüleri dinen belirlenmiş örtünme yükümlülüğünü ifade eder. Kelimenin kökünü oluşturan  setr , “örtmek, gizlemek, perdelemek, engel olmak” gibi mânalara gelir. Aynı kökten  sitr  gizlenmeye yarayan engel, perde vb. şeyler için ve mecazen “çekinme, korku, hayâ” anlamında kullanılır. Yine bu kökten türeyen  seter  “kalkan” mânasındadır;  setîr  ve  mestûr  mecazen “iffetli” demektir. Bir hadiste Allah’ın sıfatı olarak geçen setîr (sittîr) kelimesi “örten ve koruyan” şeklinde açıklanmıştır.  Tesettür ayetleri ve açıklaması: A’raf Suresi 26. Ayet :   “ Ey âdemoğulları!” Şu bir gerçektir ki size hem çıplaklığınızı örtecek hem de güzel görünmenizi sağlayacak giyim-kuşam (yapma bilgisini) öğrettik. Ama sizi koruyan ve sakınmaya yarayan takva elbi...
ALLAH'IN NÛR'U Allah Nurunu tamamlayacak mı yoksa tamamladı mı? Bunca ayet ortadayken bir ayeti cımbızlayıp, Allah Nurunu tamamlamamış diye ortaya koyup İsa gelecek, Mehdi gelecek, şu gelecek bu gelecek, şöyle olacak, böyle olacak diyerek yıllarca insanları kandırdılar sanki başka kurtuluş yolları yokmuş gibi. Ve tamamlanmış Nurdan uzaklaştırıp Bâtıl şeylerle meşgul ettiler. Nasıl mı? "Onlar ağızlarıyla (türlü yalan ve iftiralarla, şirk ve inkâr sözleriyle) Allah’ın, nurunu söndürmek (yeryüzünde geçersiz kılmak) istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu, tamamlayacaktır. Çünkü müşrikler istemese de dinini bütün dinlere üstün kılmak için resulünü hidayet ve hak din ile gönderen O'dur." (Saff 8, 9) Bu ayete baktığımızda zalimler Allah'ın nurunu söndürmeye çalışıyorlar diyor.  Allah'ın Nur'unu nasıl söndürmeye çalıştılar/çalışıyorlar? "Küfre sapanlar dediler ki: “Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) gürültü edip yaygara...