Ana içeriğe atla
SON KUTSAL KİTAP

Bismillah!

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidayete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidayete erdiremez.

Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.


Kur’ân-ı Kerîm, Rabbimiz yüce Allah’ın bütün insanlara gönderdiği cihanşümûl, son ve en mükemmel talimat ve tebligâtıdır. Onu insanların, özellikle inananların dilinden kalbine aksedip hayatına hâkim olması için indirmiştir.
Kur’ân-ı Kerîm, küfür, şirk ve tâğût gibi, Allah’ın varlığını ve hâkimiyetini inkâra ve talimatlarını terke yönelik her türlü düşünce ve hareketleri gündemden kaldırıp onun yerine insanları yalnız yüce Allah’a kul yapmak ve yalnız O’nun emirlerine uymak gayesiyle, okunması, anlaşılması, anlatılması ve gereğinin yapılması için indirilmiştir.
Çünkü Rabbimiz’in “Andolsun ki biz her ümmete, ‘Allah’a kulluk edin ve (vahye dayanmayan ve hevâsına göre davranan) tâğûttan kaçının’ diye tebliğde bulunan bir peygamber gönderdik!..” (16/36) buyruğu, bütün çağlara damgasını vuracak şekilde önümüzdedir.
Allah’ı tanımak, Kur’an’ı tanımakla; Kur’an’ı tanımak ise lafzını okumak, ilke ve esaslarını hayata geçirmekle olur.

Bilhassa Kur'an hükmetmek için indirilmiştir. İnsanlar arasında anlaşmazlığa düşülen meselelerde, problemlerde, ihtilaf halinde hüküm vermek ve kanun (yasa) olmak için indirilmiştir.

"(Ey Muhammed!) İnsanlar arasında, Allah’ın sana bildirdiği şekilde hükmetmen için (bu) Kitab’ı sana gerçeğin, hakkın ta kendisi olarak biz indirdik. (Allah’ın dinine karşı batılı savunan) hainleri(n sözlerine inanıp onları) savunucu durumda olma!" (Nisâ Sûresi 105)

"(Ey Resûlüm!) Sana da kendinden önceki (ilâhî) kitap(ların asılların)ı tasdik edici ve onlara gözcü/koruyucu olmak üzere hak olan Kitab’ı (Kur’an’ı) indirdik. O halde (seni hakem yaparlarsa) sen de aralarında Allah’ın indirdiği (Kur’an) ile hüküm ver ve sana gelen gerçek varken onların hevâ ve heveslerine (ve ona göre verdikleri hükümlere) uyma! Biz, sizlerden her biriniz(in zaman içinde tekâmülü) için bir “şeriat ve minhâc” koyduk...(Resûlüm! Yine sen) aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet, onların arzularına uyma! Allah’ın sana indirdiği şeylerin bir kısmından (İslâm dışı/tâğûtî grupların seni) caydırmalarına (şaşırtmalarına/saptırmalarına) karşı onlardan çekin. Eğer (onlar, İslâm dışı arzularına uymamandan dolayı) yüz çevirip dönerlerse bil ki Allah, (bu) günahlarının bir kısmıyla onları (kanunu gereği daha bu dünyada bile) musibete/azaba uğratmak ister. Şüphe yok ki insanlardan çoğu (Allah’ın hükümlerinin kendi arzularına göre olmasını istemelerinden dolayı) fâsık (yoldan çıkmış)tırlar." (Mâide Sûresi 48-49)

Ama gelin görün ki insanlar onu bu gayeden uzaklaştırmış ve onu sadece alıp öpülen, alına konulan, mezarlıklarda, uydurulmuş kandil gecelerinde veya merasimlerde teberrüken okunan bir kitap haline gelmiştir.
Oysaki imanın şartlarından biri olan "Kitaplara iman" sadece Kur'anın Allah tarafından indirildiğine dil ile ikrar değildir. Kur'ana iman; "Beni doğruya yönlendirecek, beni düzeltecek, beni idare edecek, hükümlerine başvuracağım, ihtilaflarımı çözeceğim, emirlerini ve yasaklarını tatbik edeceğim, ahkâmını uygulayacağım ve bana yasa kanun olacak kitap Kur'andır." demektir.
“Allah var” deyip de yokmuş gibi yaşamanın, Kur’an’a inandığını söyleyip de Kur’an’sız bir yaşantının doğuracağı tehlikeden kendimizi ve neslimizi korumak mecburiyetindeyiz.
Tarihte müslümanların temiz, parlak ve örnek devirleri, Kur’an’a sadece sözle değil, kalpleriyle bağlanmaları ve öylece yaşamalarıyla mümkün olmuştur. Çünkü Kur’an’da Allah’ı, kendisinin bildirdiği şekilde bilmenin ve O’na kulluğun öğretisi var, ahlâk var, hürriyet esasları var, insanlar arası eşitlik ilkesi var, kral tanrıların değil, takvâlının üstünlüğü var, sosyal hayatta fert ve toplumun uyması gereken köklü kurallar var. Bunlar olmadan insanlık ve hatta müslümanız diye ortaya çıkanlar bile, nefislerinin/hevâlarının sürüklediği haksız davranışlardan, zulümden ve vahşetten kurtulamayacaklardır.
İslâm dünyasının bir türlü kendine gelememesinin asıl sebebi, Kur’an’dan ve onun uygulaması olan Sünnet’ten gereği gibi faydalanmamasıdır. Midesi ağrıyan kimsenin ilaç içmesi gerekirken, derisinin üstüne merhem sürmesi gibidir. Bundan dolayı toplumlarda göze çarpan anarşi ve ahlâk erozyonunun hepsi Kur’an kültür ve ahlâkından uzaklaşmanın, İslâm’ı kendi anlayışımıza göre yaşamamızın bir neticesidir. Ehl-i Kitab’ın en önemli sapma nedeni kendilerine gelen ilâhî vahyi atmaları, onu görmezlikten gelmeleri, işlerine gelmeyen kısımlarını tahrif etmeleri/değiştirmeleri ve bozmaları olmuştur.
Bütün kitap ve dinleri içine alan, son ilâhî kitabımız Kur’ân-ı Kerîm, sadece zihnimize hitap eden ve zihnen ilgi duymak ve inandığımızı söylemekle yetinmemiz gereken bir kitap değildir. O, bütün eylemlerimizde kendisine yönelmemiz ve yaşantımızda uygulamamız gereken bir kitaptır.  Çünkü katılaşmış/taşlaşmış kalpler onunla yumuşar, çağlara açılan yol bu hakikat nûruyla aydınlanır.
Bunun için şimdiye kadar eksik olarak ve taklit yoluyluyla aldığımız/öğrendiğimiz atalar müslümanlığından, artık İslâm’ın öngördüğü Kur’an ve Sünnet’in müslümanlığında devam etmek mecburiyetindeyiz. Kalplerin şifâsı ve toplumun arınıp temiz toplum olması için, sahâbe misâli onar âyet şeklinde, azar azar da olsa ciddiyet ve samimiyet içinde düşünerek ve teffekkür ederek Kur’an’ı okumak ve gereğini yapmakla işe koyulmak gerekir. Çünkü Kur'an müslümanın anayasasıdır. Müslüman, Kur'an'dan başka bir kitabı kesinlikle anayasa olarak kabul edemez. Allah, kendi kitabı dışında başka bir kitabı, kanun ve yasaları kabul eden, hoş gören, onunla hükmeden veya hükmüne razı olup destekleyenlerin İslam dininden çıkacağını söylemiştir.

Yarın Allah'ın huzuruna vardığımız zaman "Kitabın nedir?" diye sorulduğunda, eğer kanunlarına uyduğumuz kitap Kur'an değilse, anayasamız Kur'an değilse, hükmüne başvurduğumuz kitap Kur'an değilse, ibadet, ahlak ve ahkamda uyduğumuz kitap Kur'an değilse Allah'a ne cevap vereceğiz? Bunun için ne gibi bahanelerle gitmeyi düşünüyoruz?

Öyleyse bahane bulmak yerine, Kur'ana hakkıyla iman etmeye, anlamaya ve yaşamaya çalışalım. Çünkü o gün hiç kimse ve hiçbir şey bizi Allah'ın azabından kurtaramaz. Herkes kendi yaptıklarının bedelini ödeyecek; kimileri ebedi cehennem ile, kimileri geçici cehennem ile ve kimileri de ebedi cennet ile... tercih bizim.

Kur’an’ın indirilişiyle ilgili ayetler:

  • Şüphesiz bu Kur’an sana, hüküm ve hikmet sahibi, hakkıyla bilen Allah tarafından verilmektedir. (NEML suresi 6. ayet)
  • Bu kitabın indirilmesi, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen, günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, azabı ağır olan, lütuf sahibi Allah tarafındandır. O’ndan başka ilâh yoktur. Dönüş ancak O’nadır. (MÜMİN Suresi 2-3. ayetler)
  • Kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan bu Kitab’ın indirilişi, âlemlerin Rabbi tarafındandır. (SECDE suresi 2. ayet)
  • De ki: “O kitabı göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (FURKÂN suresi 6. ayet)
  • Şüphe yok ki, Kur’an’ı sana elbette biz indirdik biz. (İNSAN Suresi 23. ayet)
  • Kitab’ın indirilmesi mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır. Şüphesiz biz o Kitab’ı sana hak olarak indirdik. Öyle ise sen de dini Allah’a has kılarak O’na kulluk et. (ZÜMER suresi 1-2. ayetler)
  • Kur'ânı biz indirdik, biz. Onun koruyucuları da, şübhesiz ki, biziz. (HİCR Suresi 9.ayet)
  • Ramazan ayı... İnsanlar için hidayet olan, doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur'an onda indirilmiştir. (BAKARA suresi 185. ayet)
  • Şüphesiz, biz onu Kadir gecesinde indirdik. (KADİR suresi 1. ayet)
  • Apaçık olan Kitab’a andolsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız. (DUHÂN suresi 2-3. ayet)
  • De ki: “Her kim Cebrail’e düşman ise, bilsin ki o, Allah’ın izni ile Kur’an’ı; önceki kitapları doğrulayıcı, mü’minler için de bir hidayet rehberi ve müjde verici olarak senin kalbine indirmiştir.” (BAKARA suresi 97. ayet)
  • Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail), senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir. (ŞUARA suresi 193-195. ayet)
  • O (Kur’an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş’ın sahibi katında itibarlı, orada itaat edilen, güvenilir bir elçinin, (Cebrail’in) getirdiği sözdür. (TEKVÎR suresi 19-21. ayet)
  • Onu, (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma. Şüphesiz onu toplamak ve okumak bize aittir. O hâlde, biz onu okuduğumuz zaman, onun okunuşuna uy. Sonra şüphesiz onu açıklamak da bize aittir. (KIYAMET Suresi 16-19. ayetler)
  • Sana Kur’an’ı okutacağız ve sen onu unutmayacaksın. Ancak Allah’ın dilediği başka. Şüphesiz O, açık olanı da bilir, gizliyi de. (A'LA Suresi 6-7. ayetler)
  • Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı. O, nefis arzusu ile konuşmaz. (Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir. (Kur’an’ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (aslî sûretine girip) doğruldu. Sonra (ona) yaklaştı derken sarkıp daha da yakın oldu. (Mesafe) iki yay aralığı kadar, yahut daha az oldu. Böylece, Allah’ın, kuluna vahyettiğini vahyetti. (NECM suresi 1-10. ayetler)
Kur’an’ın nasıl bir kitap olduğunu ve neden indirildiğini açıklayan ayetler:
  • Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. (BAKARA suresi 2. ayet)
  • Bu (Kur'an) insanlar için bir beyan, sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür. (ALİ İMRAN suresi 138. ayet)
  • Onlar hâlâ Kur'an'ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar bulacaklardı. (NİSA suresi 82. ayet)
  • Ey insanlar Rabbinizden size 'kesin bir kanıt geldi ve size apaçık bir nur, (Kur'an) indirdik. (NİSA suresi 174. ayet)
  • De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir. İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu....... (EN'ÂM suresi 19. ayet)
  • .... Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.... (EN'ÂM suresi 38. ayet)
  • Andolsun, biz onlara bir Kitap getirdik; iman edecek bir topluluğa bir hidayet ve bir rahmet olması için bir ilim üzere onu çeşitli biçimlerde açıkladık. (A'RAF suresi 52. ayet)
  • Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifâ ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur’an) geldi. (YÛNUS suresi 57. ayet)
  • De ki: “Ey insanlar, size Rabbinizden gerçek gelmiştir. Artık kim doğru yola girerse, ancak kendisi için girer. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapar. Ben sizin üzerinize vekil değilim.” (YÛNUS suresi 108. ayet)
  • Elif Lâm Râ. Bu Kur’an, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisine ait olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. (İBRÂHİM suresi 1. ayet)
  • Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir. (İBRAHİM Suresi 52. ayet)
  • Şüphesiz, bu Kur'an, en doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü'minlere, onlar için gerçekten büyük bir mükafat olduğunu müjdeler . (İSRÂ suresi 9 ayet)
  • Andolsun biz, düşünüp öğüt alsınlar diye (gerçekleri) bu Kur’an’da değişik biçimlerde açıkladık. Fakat bu, onların ancak kaçışlarını artırıyor. (İSRÂ suresi 41. ayet)
  • Biz Kur’an’dan, mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indirmekteyiz. Zalimlerin ise Kur’an, ancak zararını artırır. (İSRÂ suresi 82. ayet) De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.” (İSRÂ suresi 88. ayet)
  • Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Fakat insan, tartışmaya her şeyden daha çok düşkündür. (KEHF suresi 54. ayet)
  • Biz sana bu Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik, 'İçi titreyerek korku duyanlara' ancak bir öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik). (TÂHÂ suresi 2-3. ayetler)
  • Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkân’ı indiren Allah’ın şanı yücedir. (FURKAN Suresi 1. ayet)
  • Kur’an, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahirete de kesin olarak inanan mü’minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir. (NEML Suresi 2-3. ayetler)
  • Kur’an’ı sana farz kılan Allah, şüphesiz seni dönülecek yere döndürecektir. De ki: “Rabbim hidayetle geleni ve apaçık bir sapıklık içinde olanı daha iyi bilir.” (KASAS suresi 85. ayet)
  • Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali verdik.... (RÛM suresi 58. ayet)
  • Biz, o Peygamber’e şiir öğretmedik. Bu, ona yaraşmaz da. O(na verdiğimiz) ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır. (YÂSÎN suresi 69. ayet)
  • (Kur'an,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kâfirlerin üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir). (YÂSÎN suresi 70. ayet)
  • De ki: “Bundan (tebliğ görevinden) dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ben kendiliğinden yükümlülük altına girenlerden değilim.” “Bu Kur’an, âlemler için ancak bir öğüttür.” “Onun haberlerinin doğruluğunu bir süre sonra mutlaka öğreneceksiniz.” (SÂD suresi 86-87-88. ayetler)
  • Andolsun, öğüt alsınlar diye biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali verdik. (ZÜMER suresi 27. ayet) Biz onu, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye hiçbir eğriliği bulunmayan Arapça bir Kur’an olarak indirdik. (ZÜMER suresi 28. ayet)
  • Bu Kur’an, Rahmân ve Rahîm olan Allah’tan indirilmedir. Bilen bir toplum için Arapça bir Kur’an olarak âyetleri genişçe açıklanmış bir kitaptır. Müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Fakat onların çoğu yüz çevirmiştir. Artık onlar işitmezler. (FUSSİLET suresi 2-3-4. ayetler)
  • Onlar, kendilerine geldiğinde o zikiri/Kur'an'ı inkâr ettiler. Halbuki o, eşsiz yücelikte bir Kitap'tır. Bâtıl ona, ne önünden gelebilir ne de arkasından. O, hüküm ve hikmet sahibi, övülmeye lâyık olan Allah tarafından indirilmiştir. (FUSSİLET suresi 41-42. ayetler)
  • Apaçık Kitab'a andolsun; Gerçekten Biz onu, belki aklınızı kullanırsınız diye Arapça bir Kur'an kıldık. Şüphesiz o, Bizim katımızda olan Ana Kitap'tadır; çok yücedir, hüküm ve hikmet doludur. (ZUHRUF suresi 2-3-4. ayetler)
  • Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz. (ZUHRUF suresi 44. ayet)
  • Biz onların ne dediklerini çok iyi biliyoruz. Sen, onlara karşı bir zorba değilsin. O hâlde sen, benim uyarımdan korkan kimselere Kur’an ile öğüt ver. (KAF suresi 45. ayet)
  • Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan? (KAMER suresi 17. ayet)
  • O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kulu Muhammed’e apaçık âyetler indirendir. Şüphesiz Allah, size karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir. (HADİD Suresi 9. ayet)
  • Eğer biz, bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, elbette sen onu Allah korkusundan başını eğerek parça parça olmuş görürdün. İşte misaller! Biz onları insanlara düşünsünler diye vermekteyiz. (HAŞR suresi 21. ayet)
  • Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur’an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin (Allah’tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür. O, bir şair sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz! Bir kâhin sözü de değildir. Ne az düşünüyorsunuz! O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir. Eğer (Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık. Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik. Hiçbiriniz de bu cezayı engelleyip ondan savamazdı. Şüphesiz Kur’an, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür. Şüphesiz biz, içinizden yalanlayanların olduğunu elbette biliyoruz. Gerçek şu ki Kur’an, kâfirler için muhakkak bir pişmanlık sebebidir. Ve şüphe yok ki Kur’an, kesin bir gerçektir. O hâlde sen, yüce Rabbini adıyla tespih et. (HÂKKA suresi 38-52. ayetler)
  • Şüphe yok ki, Kur’an’ı sana elbette biz indirdik biz. O hâlde, Rabbinin hükmüne sabret. Onlardan hiçbir günahkâra ve hiçbir nanköre itaat etme. Sabah akşam Rabbinin adını an. Gecenin bir kısmında O’na secde et; geceleyin de O’nu uzun uzadıya tespih et. Bunlar dünyayı tercih ediyorlar ve çetin bir günü arkalarına atıyorlar. Onları biz yarattık ve eklemlerini biz bağladık. Dilediğimizde (onları yok eder) yerlerine benzerlerini getiririz. İşte bu bir öğüttür. Dileyen, Rabbine ulaştıran bir yol tutar. Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. O, dilediği kimseyi rahmetine sokar. Zalimlere ise elem dolu bir azap hazırlamıştır. (İnsan Suresi 23-31. ayet)
  • Hayır. Şüphe yok ki, o (Kur’an) bir öğüttür. Dileyen ondan öğüt alır. O, şerefli ve sâdık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir. (ABESE suresi 11-16. ayetler)
  • Hayır, o (yalanlamakta oldukları kitap) şanı yüce bir Kur’an’dır. O, korunmuş bir levhada (Levh-i Mahfuz’da)dır. (BÜRÛC suresi 21-22. ayet)
  • Şüphesiz o Kur’an, hak ile batılı ayırd eden bir sözdür. O, bir şaka değildir. (TÂRIK suresi 13-14. ayetler)
Kur’an’ı okuma ve dinleme adabıyla ilgili ayetler:
  • Kur’an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın. (NAHL suresi 98. ayet)
  • Gece ibadeti etki bakımından daha kuvvetli, okumak bakımından da daha sağlamdır. (MÜZZEMMİL suresi 6. ayet)
  • Güneşin kaymasından, gecenin kararmasına kadar namazı güzel kıl; bir de kıraatıyle seçkin olan sabah namazını; çünkü sabah Kur'an'ı gerçekten şahitlidir. (İSRÂ suresi 78. ayet)
  • Biz Kur’an’ı, insanlara dura dura okuyasın diye âyet âyet ayırdık ve onu peyderpey indirdik. (İSRÂ suresi 106. ayet)
  • ... Kur’an’ı ağır ağır, tane tane oku. (MÜZZEMMİL suresi 4. ayet)
  • Kendilerine kitab verdiğimiz kimseler, onu gereği gibi okurlar. İşte bunlar ona inanırlar. Onu inkâr edenlere gelince, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir. (BAKARA suresi 121. ayet)
  • Kur’an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin. (A'RAF suresi 204. ayet)
  • Sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O (Kur’an) âlemler için ancak bir öğüttür. (YÛSUF suresi 104. ayet)
Kur’an’a iman ile ilgili ayetler :
  • Şayet onlar da, sizin inandığınız gibi inanırlarsa, kuşkusuz doğru yolu bulmuş olurlar; yok eğer yüz çevirirlerse, onlar elbette bir (çelişki ve) aykırılık içindedirler. Onlara karşı Allah sana yeter. O, işitendir, bilendir. (BAKARA suresi 137. ayet)
  • Elçi, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü'minler de. Tümü, Allah'a, meleklerine, Kitaplarına ve elçilerine inandı. "O'nun elçileri arasında hiç birini (diğerinden) ayırdetmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı (dileriz). Varış ancak Sana'dır" dediler. (BAKARA suresi 285. ayet)
  • Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur. (NİSA suresi 136. ayet)
  • Bu, sana, kendisiyle (insanları) uyarman için ve mü’minlere öğüt olarak indirilmiş bir kitaptır. Artık ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın. Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! (A'RAF suresi 2-3. ayetler)
  • Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler. (ENFÂL suresi 2. ayet)
  • Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü’minler için büyük bir mükâfat olduğunu ve ahirete inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müjdeler. (İSRÂ suresi 9-10. ayetler)
  • De ki: “Ona ister inanın, ister inanmayın. Şüphesiz, daha önce kendilerine ilim verilenler, Kur’an kendilerine okunduğunda derhal yüzüstü secdeye kapanırlar. (İSRÂ suresi 107. ayet)
  • Bu, indirdiğimiz ve (hükümlerini) farz kıldığımız bir sûredir. Düşünüp öğüt almanız için onda apaçık âyetler indirdik. (NÛR suresi 1. ayet)
  • Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı bilir. (ANKEBUT Suresi 45. ayet)
  • Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilen Kur’an’ın gerçek olduğunu ve onun, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık Allah’ın yoluna ilettiğini görürler. (SEBE' suresi 6. ayet)
  • Sen ancak Zikr’e (Kur’an’a) uyanı ve görmediği hâlde Rahmân’dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte onu bir bağışlanma ve güzel bir mükâfatla müjdele. (YÂSÎN suresi 11. ayet) Hikmet dolu Kur’an’a andolsun ki, sen elbette dosdoğru bir yol üzere gönderilenlerdensin. (YÂSÎN suresi 2-4. ayetler) Şüphesiz biz o Kitab’ı sana hak olarak indirdik. Öyle ise sen, dini Allah’a has kılarak O’na kulluk et. (ZÜMER suresi 2. ayet) Allah’ın, göğsünü İslâm’a açtığı, böylece Rabbinden bir nur üzere bulunan kimse, kalbi imana kapalı kimse gibi midir? Allah’ın zikrine karşı kalpleri katı olanların vay hâline! İşte onlar açık bir sapıklık içindedirler. (ZÜMER suresi 22. ayet) Allah, sözün en güzelini; âyetleri, (güzellikte) birbirine benzeyen ve (hükümleri, öğütleri, kıssaları) tekrarlanan bir kitap olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların ondan derileri ürperir. Sonra derileri ve kalpleri Allah’ın zikrine karşı yumuşar. İşte bu Kur’an Allah’ın hidayet rehberidir. Onunla dilediğini doğru yola iletir. Allah, kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur. (ZÜMER suresi 23. ayet)
  • Biz onu, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye hiçbir eğriliği bulunmayan Arapça bir Kur’an olarak indirdik. (ZÜMER suresi 28. ayet) Dosdoğru Kur’an’ı getirenle, onu tasdik edenler var ya, işte onlar Allah’a karşı gelmekten sakınanlardır. (ZÜMER suresi 33. ayet)
  • Farkında olmadığınız bir sırada, azap ansızın karşınıza çıkmadan önce size Rabbinizden indirilenin en güzeline uyun! (ZÜMER suresi 55. ayet)
  • Artık siz Allah’a, peygamberine ve indirdiğimiz nûra (Kur’an’a) iman edin. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. (TEĞÂBÜN suresi 8. ayet)
  • Allah, ahirette onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. O hâlde, ey iman etmiş olan akıl sahipleri, Allah’a karşı gelmekten sakının! Allah, size bir zikir (Kur’an) indirdi. (TALÂK suresi 10. ayet)
  • Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl! Hiç kuşkusuz, sen, dosdoğru bir yol üzerindesin. (ZUHRUF suresi 43. ayet)
Kur’an’ı inkar edenler ile ilgili ayetler:
  • Andolsun, biz sana apaçık âyetler indirdik. Bunları ancak fasıklar inkâr eder. (BAKARA suresi 99. ayet)
  • Allah’ın âyetlerini inkâr edenler, Peygamberleri haksız yere öldürenler, insanlardan adaleti emredenleri öldürenler var ya, onları elem dolu bir azap ile müjdele. Onlar, amelleri, dünyada da, ahirette de boşa gitmiş kimselerdir. Onların hiç yardımcıları da yoktur. (ÂLİ IMRÂN suresi 21-22. ayetler)
  • Allah size Kitap’ta (Kur’an’da) “Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, onlarla oturmayın, aksi hâlde siz de onlar gibi olursunuz” diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır. (NİSA suresi 140. ayet)
  • İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlar var ya; işte onlar cehennemliklerdir. (MÂİDE suresi 10. ayet)
  • ....Andolsun ki sana Rabbinden indirilen bu Kur’an, onlardan çoğunun taşkınlık ve küfrünü artıracaktır. Öyle ise o kâfirler toplumu için üzülme. (MÂİDE suresi 68. ayet)
  • Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içerisindeki birtakım sağırlar ve dilsizlerdir. Allah, kimi dilerse onu şaşırtır. Kimi de dilerse onu dosdoğru yol üzere kılar. (EN'ÂM suresi 39. ayet)
  • Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara uymayı kibirlerine yediremeyenler, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. (A'RAF suresi 36. ayet)
  • Şüphesiz ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklenenler var ya, onlar için göğün kapıları açılmaz ve halat iğnenin deliğinden geçinceye kadar cennete girmezler. Biz suçlu-günahkarları işte böyle cezalandırırız. (A'RAF suresi 40. ayet)
  • Ayetlerimizi yalanlayanları, hiç bilemeyecekleri bir yerden ağır ağır çöküşe götüreceğiz. (A'RAF suresi 182. ayet)
  • Âyetlerimiz kendilerine apaçık birer delil olarak okunduğunda, (öldükten sonra) bize kavuşmayı ummayanlar, “Ya (bize) bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir” dediler. De ki: “Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette büyük bir günün azabından korkarım.” (YÛNUS suresi 15. ayet)
  • Onlar için dünyada (geçici) bir yararlanma vardır. Sonra dönüşleri bizedir. Sonra da, inkâr etmekte olduklarına karşılık onlara şiddetli azabı tattıracağız. (YÛNUS suresi 70. ayet)
  • Andolsun biz, onlar düşünüp öğüt alsınlar diye (gerçekleri) bu Kur’an’da değişik biçimlerde açıkladık. Fakat bu, onların ancak kaçışlarını artırıyor. (İSRÂ suresi 41. ayet)
  • Kur’an okuduğunda, seninle ahirete inanmayanların arasına gizli bir perde çekeriz. Kur’an’ı anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler, kulaklarına da ağırlık koyarız. Kur’an’da (ibadete lâyık ilâh olarak) sadece Rabbini andığın zaman arkalarını dönüp giderler. (İSRÂ suresi 45- ayetler)
  • Biz Kur’an’dan, mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Zalimlerin ise Kur’an, ancak zararını artırır. (İSRÂ suresi 82. ayet)
  • İnkâr edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye, yahut da onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya dek o Kur’an’dan kuşku içinde olacaklardır. (HAC suresi 55. ayet)
  • Âyetlerimiz onlara karşı açık seçik okunduğu zaman o kâfirlerin yüzünde inkâr ve hoşnudsuzluk (belirtisini) anlarsın. Neredeyse kendilerine âyetlerimizi okuyanlara saldıracak gibi olurlar. De ki: Bundan daha kötüsünü size haber vereyim mi ? Allah'ın inkarcılara va'dettiği (Cehennem) ateşi... O ne kötü gidilecek yerdir! (HAC suresi 72. ayet)
  • De ki: “Ne dersiniz? Eğer o (Kur’an) Allah katından olup da siz de onu inkâr etmişseniz, o zaman derin bir ayrılık içinde bulunan kimseden daha sapık kim olabilir?” (FUSSİLET suresi 52. ayet)
  • İnkâr edenler dediler ki: “Bu Kur’an’ı dinlemeyin. Baskın çıkmak için o okunurken yaygara koparın.” (FUSSİLET suresi 26. ayet)
  • Kim, Rahmân’ın Zikri’ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur. (ZUHRUF suresi 36. ayet)
  • Şüphesiz Kur’an, kâfirler için mutlaka bir pişmanlık sebebidir. (HÂKKA suresi 50. ayet)
Ölüye Kur'an Okunur Mu?

Ölen kişinin arkasından okunan Kur’an-ı Kerim’in ölüye bir etkisi söz konusu değildir. Bununla ilgili Kur'an ve sahih sünnette hiçbir delil bulunmamaktadır.
Çünkü Kur'an okumak, namaz, oruç gibi bir ibadettir. Nasıl ki başkası için namaz kılıp oruç tutmuyorsanız ve bunların sevabı ölüye gitmiyorsa Kur'an okumak da aynen böyledir. Yani Kur'anın hayrı ve sevabı onu okuyan, onunla amel eden ve onu başkasına öğreten kişiyedir.

“Kur’ân-ı Kerim’den tek bir harf okuyana bile sevap vardır. Her hasene on misliyle değerlendirilir. Ben 'Elif Lâm Mîm' bir harf demiyorum. Aksine 'Elif' bir harf, 'Lâm' bir harf, 'Mîm' de bir harftir.” (Tirmizî, Sevabü’l-Kur’ân, 16)

"Kur'ân-ı Kerim'i maharetle okuyan bir insan, Kirâmen Kâtibin melekleri seviyesinde olur. Onu o seviyede beceremeyen, fakat halis bir niyet ile okumağa çalışan, okurken de kem küm edip dili dolaşan ve Kur'ân'ı okumak ona zor geldiği halde okuyan insana da iki sevap vardır." (Buharî, Tevnid, 52; Müslim, Müsafirûn, 244)

Bu hadislerde de Kur'an okumanın bir ibadet olduğunu anlıyoruz. Çünkü insanı Allaha yaklaştıran her amel bir ibadettir. Ve ibadetler başkası için veya başkası adına yapılmaz.
Sağ iken Kur'an okumayan ve onunla amel etmeyen bir kişiye öldükten sonra başkasının onun için okuduğu Kur'anın ne faydası olur?

Nebîmize nispet edilen bu rivayet şöyledir:
“Ölülerinizin ardından Yasin okuyun (اقرءوا { يس } على موتاكم ).” (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 24; İbn Mâce, Cenâiz, 4)
Bu rivayetin zayıf olduğunu çeşitli hadis âlimleri eserlerinde zikretmektedirler. Ebu Bekr İbnü’l-Arabî, Dârekutnî’nin bu rivayetle ilgili olarak “Bu hadisin isnadı zayıftır, metni meçhuldür, bu konuda sahih bir hadis yoktur.” dediğini rivayet etmiştir: (İbn Hacer, et-Telhîsu’l-Habîr, c: 2, s. 244-245. Ayrıca bkz: Mizzi, Tuhfetü’l-Eşrâf, c: 8, s. 465; İbnü’l-Kattân, Beyânü’l-Vehm ve’l-Îhâmi’l-Vâkıayn fî Kitâbi’l-Ahkâm, c: 5, s. 49).
Zayıf hadisler de dini konularda delil olamaz.
Bu hadis sahih diye var saysak bile burada peygamberimizin kast ettiği sekarattaki ölüdür. Sekarattaki yani ölmek üzere olan ölülerin yanında Bakara süresi, Yasin süresi okunabilir ve Kelime-i Şehadet telkin edilebilir. Çünkü şeytan ölmek üzere olan bir müslümanı da son nefeste imansız ölmesi için elinden geleni yapar. 

Ebû Sa’îd el-Hudrî radýyallahu anh’den rivayet edildiðine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Ölmek üzere olanlarınıza Lâ ilâhe illallah demeyi telkin ediniz!” (Müslim, Cenâiz 1, 2.Ayrýca bk. Ebû Dâvûd, Cenâiz 16; Tirmizî, Cenâiz 7; Nesâî, Cenâiz 4; İbni Mâce, Cenâiz 3)

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
"Evlerinizi kabirlere çevirmeyiniz! Muhakkak şeytan, içinde Bakara Suresi okunan evden kaçar!’ buyurdu.” (Müslim 780/212, Tirmizi 3036)

Fakat bizden önceki müslüman kardeşlerimiz için hayır dualar etmemizi bizzat Allah Teala bizlere tavsiye etmiş, Nebimiz de bu yöndeki uygulamaları ile bizlere örnek olmuştur.
Allah Teala şöyle buyurur:
“Onlardan sonra gelenler: «Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmış olan kardeşlerimizi bağışla; kalbimizde müminlere karşı kin bırakma; Rabbimiz! Şüphesiz Sen şefkatlisin, merhametlisin» derler.” (Haşr, 59/10)

Kıldığımız her namazın sonunda şu duayı okumamız tavsiye edilmiştir:
“Rabbimiz; hesabın görüldüğü günde beni, anamı, babamı ve tüm mü’minleri bağışla.” (İbrahim, 14/41)

Ebû Üseyd Mâlik İbni Rebîa es-Sâidî radıyallahu anh şöyle dedi: Bir gün biz Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda otururken Selemeoğulları kabilesinden bir adam çıkageldi ve:
Yâ Resûlallah! Anamla babam öldükten sonra onlara yapabileceğim bir iyilik var mı? diye sordu.
Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu:
" Evet, onlar için dua eder günahlarının bağışlanmasını dilersin, vasiyetlerini yerine getirirsin, akrabasını koruyup gözetirsin, dostlarına da ikramda bulunursun.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 120; İbn Mâce, Edeb, 2)
Resulallah şöyle buyurdu:
"İnsan öldüğü zaman amel işlemesi kesilir. Ancak üç şey bundan müstesnadır. Sadaka-i cariye, kendisinden yararlanılan ilim veya kendisine hayır dua eden salih çocuk." (Dârimi, Mukaddime, 46).
Sadaki-i Cariye: Kişinin ölmeden önce sürekli sevap kazandıracak
hayır ve amellerdir; talebe, hidayetine vesile olduğu biri, yazdığı faydalı bir kitap, yol, köprü, çeşme, mescid, yoksullar için aş evi... vb.

"Kim iyi bir çığır açarsa, bununla amel edenlerin ecri kadar ecri bu çığırı açan alır. Kötü bir çığır açan da, bununla amel edenlerin günahı kadar günahı yüklenir." (1Müslim, İlim, 15; Zekât, 69; Nesâî, Zekât, 64; İbn Mâce, Mukaddime,14; Dârimî, Mukaddime, 44; Ahmed b. Hanbel, IV, 357, 359-361, 362).

Fark ettiyseniz ölülerimizden sonra ne yapmalıyız diye soranlara peygamberimiz ardında Kur'an okuyun demedi. Dediğine dair tek bir ayet ve sahih hadis bulamazsınız. 

Velhasıl öldükten sonra kişiye tek fayda sağlayacak olan Sahih imanı ve salih amelleri olacak.
Kur’an ölüler için değil; yaşayan insanlar için indirilmiştir. Allah Teala şöyle buyurmuştur:

“Biz ona şiir öğretmedik. Zaten ona yaraşmazdı da. Onun söyledikleri, ancak Allah’tan gelmiş bir öğüt ve apaçık bir Kur’an’dır. Diri olanları uyarsın ve kâfirler cezayı hak etsinler diye.” (Yasin, 36/69-70)

Kur’ân’ın sevabı ancak onu anlayarak okuyan ve yaşamaya çalışan kişiye aittir. Ancak ölen kimse hayatta iken başka bir kimseye Kur’an okumayı öğretmişse veya öğrenmesine vesile olmuşsa, o öğrettiği kimse Kur’an’ı her okuduğunda ve amel ettiğinde o kimseye de sevap yazılır. Bu da zaten o güzel amele vesile olmanın sevabıdır. Bunu da bir önceki hadiste açıklamıştık.

Mezarlıkda Kur’an’ı Kerim okumaya gelince, bu sünnette aslı olmayan hususlardandır! Kabirde, Kur’an’ı Kerim okumak meşru olsaydı, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu yapardı ve ashabına da öğretirdi. Sahih ve Sünnet olan mezarlığa gidince ölüye sadece rahmet okumak, dua etmek ve bu sayede ölümü hatırlamaktır.

Özetle; Ölüye Yasin okumak, hatim çıkarmak, mezarda Kur'an okumak,  Ruhuna Fatiha göndermek (Çünkü Fatiha suresinin anlamına bakarsanız, kişinin kendisi ve yaşayan müslüman kardeşleri için ettiği güzel bir duadır) ve benzeri şeyler ne Kur'an ne de Sünnette yoktur. Bunlar hepsi sonradan ortaya çıkan bidaatlerdir.

Yazan: Seda Nur Arslan

KAYNAKLAR
- Feyzü'l Furkan Tefsirli meali (Hasan Tahsin Feyizli)
- Laillaheillallah ne demek biliyor musun? (Faruk Furkan)
- Tefsir ve Hadis Kitapları



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

  HİKMET   Klasik sözlüklerde  hikmet  kelimesinin (çoğulu  hikem ) “yargıda bulunmak” anlamındaki  hükm  masdarından isim olduğu belirtilir; ayrıca “engellemek, alıkoymak, gemlemek; sağlam olmak” mânalarına gelen  ihkâm  masdarlarıyla anlam ilişkisi kurulur. İbn Düreyd’in tesbitine göre Arapça’daki “el-kelime mine’l-hikme” deyiminde geçen hikmet kelimesinde “alıkoymak, gem vurmak, sakındırmak” anlamı daha çok belirgindir. Zira bu deyimle kastedilen şey insanı iyi olana yönlendiren, çirkin ve kötü olandan alıkoyan sözdür. Böyle ahlâkî muhtevalı özlü sözlere hikmetin yanı sıra  hüküm  de denmektedir (Cemheretü’l-luġa, “ḥkm”). Bu iki kelimenin anlamını birbirine daha da yaklaştıran Cevherî, hikmetin ihkâmla bağlantısı sebebiyle  hakîm  kelimesine hem “işleri gereği gibi sağlam ve kusursuz yapan” hem de “âlim ve ilmî hüküm sahibi” mânalarını vermektedir. İshak b. İbrâhim el-Fârâbî ise hikmetin anlamını kısaca “mânaları idrak ...
KUR'ÂNDAKİ TESETTÜR Sözlükte “örtünmek, kuşanmak; başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek” anlamlarındaki  tesettür , terim olarak ilgilileri ve ölçüleri dinen belirlenmiş örtünme yükümlülüğünü ifade eder. Kelimenin kökünü oluşturan  setr , “örtmek, gizlemek, perdelemek, engel olmak” gibi mânalara gelir. Aynı kökten  sitr  gizlenmeye yarayan engel, perde vb. şeyler için ve mecazen “çekinme, korku, hayâ” anlamında kullanılır. Yine bu kökten türeyen  seter  “kalkan” mânasındadır;  setîr  ve  mestûr  mecazen “iffetli” demektir. Bir hadiste Allah’ın sıfatı olarak geçen setîr (sittîr) kelimesi “örten ve koruyan” şeklinde açıklanmıştır.  Tesettür ayetleri ve açıklaması: A’raf Suresi 26. Ayet :   “ Ey âdemoğulları!” Şu bir gerçektir ki size hem çıplaklığınızı örtecek hem de güzel görünmenizi sağlayacak giyim-kuşam (yapma bilgisini) öğrettik. Ama sizi koruyan ve sakınmaya yarayan takva elbi...
ALLAH'IN NÛR'U Allah Nurunu tamamlayacak mı yoksa tamamladı mı? Bunca ayet ortadayken bir ayeti cımbızlayıp, Allah Nurunu tamamlamamış diye ortaya koyup İsa gelecek, Mehdi gelecek, şu gelecek bu gelecek, şöyle olacak, böyle olacak diyerek yıllarca insanları kandırdılar sanki başka kurtuluş yolları yokmuş gibi. Ve tamamlanmış Nurdan uzaklaştırıp Bâtıl şeylerle meşgul ettiler. Nasıl mı? "Onlar ağızlarıyla (türlü yalan ve iftiralarla, şirk ve inkâr sözleriyle) Allah’ın, nurunu söndürmek (yeryüzünde geçersiz kılmak) istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu, tamamlayacaktır. Çünkü müşrikler istemese de dinini bütün dinlere üstün kılmak için resulünü hidayet ve hak din ile gönderen O'dur." (Saff 8, 9) Bu ayete baktığımızda zalimler Allah'ın nurunu söndürmeye çalışıyorlar diyor.  Allah'ın Nur'unu nasıl söndürmeye çalıştılar/çalışıyorlar? "Küfre sapanlar dediler ki: “Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) gürültü edip yaygara...