Ana içeriğe atla
NEDEN ÇOCUK SAHİBİ OLAMIYORUM?


Bismillah, Elhamdulillah, Es-Selatu ve Selamu ala Resulullah.

Günümüzde insanların en çok yaşandığı durumlardan biride doğum ve çocuk meselesidir.

Öncellikle bilimsel olarak çocuk nasıl oluşur kısaca bir öğrenelim; 

Babadan gelen milyonlarca spermden biri ile anneden gelen yumurta birleşip döllenerek zigotu oluşturur. Zigot da embriyoyu oluşturur. Embriyo rahim duvarına yerleşir ve çocuk zamanla oluşmaya başlar. Önce bir kan pıhtısı halini alır sonra bir et haline gelir ve daha sonra yavaş yavaş insan şeklini almaya başlar. 

Tabi Rabbimiz bizi bu konuda da bilgilendirmiş ve şöyle buyurmuştur:

"And olsun ki, insanı süzme çamurdan yarattık. Sonra onu nutfe halinde sağlam bir yere yerleştirdik. Sonra nutfeyi kan pıhtısına çevirdik, kan pıhtısını bir çiğnemlik et yaptık, bir çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratık yaptık: Biçim verenlerin en güzeli olan Allah ne uludur!" (Mu'minun, 12-14)

Maalesef günümüzde kimileri hiç çocuğu olmayacağı için isyan eder, kimileri az çocuğu olduğu için isyan eder, kimileri çok çocuğu olduğu için isyan eder, kimileri sadece kız çocukları olduğu için isyan eder, kimileri sadece erkek çocukları olduğu için isyan eder velhasıl kimse halinden razı değil. Halbuki bu durumların olması kimsenin elinde değil. Bu ancak, yeryüzüne, gökyüzüne ve onların arasındakilere, kulaklara, gözlere, gönüllere ve ana rahmine malik ve hakim olan olan Allah (Subhanehu ve teala)'nın kudret elindedir. Bakınız bu hususta bizleri yaratan Rabbimiz ne diyor:

"Göklerin ve yerin mülkü (ve hükümranlığı) yalnız Allah’ındır. (O) dilediğini yaratır. Dilediğine kız (çocuk)lar bağışlar, dilediğine de erkek (çocuk)lar bağışlar. Yahut (dilediğine) çift (ikiz) olarak hem erkek, hem de kız evlatlar verir. Dilediğini de kısır bırakır. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, (her şeye) kâdirdir." (Şûrâ Sûresi 49,50)

SubhanAllah, Rabbimiz bize bu durumu ne de güzel açıklamış. Yani Rabbimiz diyor ki; kadını da erkeği de ben yarattım ve onların sahibi ve hakimi benim. Kadınların Rahminin sahibi ve hakimi benim; dilediğime çok çocuk veririm, dilediğime az çocuk veririm, dilediğime ikiz, üçüz hatta yedüz veririm, dilediğimi kısır bırakır hiç vermem. Bu benim kudret elimdedir. Siz neden diye soramazsınız. Mülk benim mülküm de dilediğim gibi tasarruf ederim diyor.

Rahimdeki çocuğun cinsiyetini de Allah (Subhanehu ve teala) belirliyor ve bakın ne diyor:

"(Kıyamet) saatin(in) ilmi şüphesiz ki Allah katındadır. Yağmuru (dilediği miktar ve şekilde) O indirir. Rahimlerde ne olacağını (kız mı erkek mi) O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiçbir kimse hangi yerde öleceğini bilmez. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeyden) haberdardır." (Lokman Sûresi 34)

Özellikle eski cahiliye toplumlarında  kadınlar kız çocuk getirdikleri zaman toplum, eş, dost tarafından dışlanırdı ve hor görülürdü. Halbuki Allah; bu da benim elimde, dileğime kız evlat veririm dilediğime erkek veririm. Sizin için hangisinin daha hayırlı olacağını elbette ben bilirim diyor.

Tabi Allah her şey de bir sebep yarattığı gibi bunlara da sebepler tayin etmiş. Tıbbi olarak anne karnındaki çocuğun cinsiyetini baba spermi belirler; Y kromozomu taşıyan bir sperm yumurtayı döllerse erkek bebek, x kromozomu taşıyan bir sperm yumurtayı döllerse kız bebek oluyor. Dolayısıyla doğacak bebeğin cinsiyetini kadın değil, erkek belirliyor. Yani erkekler bu konuda ille de birini suçlayacaklar ise de kendilerini suçlasınlar. Burada kadının hiç bir müdahalesi yoktur. 

Ayrıca eğer Allah bize bir evlat vermemiş veya sadece kız evlatlar veya sadece erkek evlatlar vermiş ise belki de bu bizim için daha hayırlıdır. Belki evladımız olsaydı, asi ve zalim olurdu. O zaman keşke doğurmasaydım derdik. Belki bazılarımız için sadece erkek evlat veya bazılarımız için kız evlat daha iyi ve hayırlı olacak. İşin iç yüzünü biz bilemeyiz Allah daha iyi bilir. Bu konuda Rabbimiz Musa ve Hızır kıssasındaki ayetiyle ne güzel anlatmış;

"Yola koyuldular. Nihayet bir çocukla karşılaştılar. (Hızır) Onu (çocuğu) öldürdü. (Musa:) “Tertemiz bir canı, (kısas gibi) bir can karşılığı olmadan mı öldürdün? Andolsun ki sen, çok çirkin bir hata işledin.” demişti." (Kehf 74)
"Öldürdüğüm o çocuğa gelince; onun anası. babası tertemiz birer mümindi. Biz bu evladın sonunda onları azgınlık ve inkâra sürükleyeceğini biliyorduk, onlara rahmetimizden dolayı, işte o yüzden onu öldürdük." (Kehf 80)

Şunu da belirtmek gerekir ki vasıta ve sebepleri kullanarak Allah'a tevekkül etmek gerekir. Çocuk olmuyorsa muhakkak bir doktora görünmek lazım eğer tıbbi bir tedavisi varsa İslama uygun olacak şekilde tedavi olmak gerekir. Unutmayalım ki Allah çocuk vermek isterse tedavi sebep olur ve olumlu sonuç bulur, vermek istemezse tedavi olumsuz sonuç verir. Bundan sonra kişiye düşen Allah'a tevekkül etmek ve bunda da bir hayır olduğunu düşünerek şükredip, sabretmesidir. Bunların hepsinin birer imtihan olduğunu da hatırında çıkarmaması gerekir. 

Şüphesiz bir Müslümana en çok yakışan da teslimiyet ve tevekküldür (Allah'a dayanmaktır.)

Elhamdülillahi Rabiul Alemin...


Yazan: Seda Eryiğit 





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

  HİKMET   Klasik sözlüklerde  hikmet  kelimesinin (çoğulu  hikem ) “yargıda bulunmak” anlamındaki  hükm  masdarından isim olduğu belirtilir; ayrıca “engellemek, alıkoymak, gemlemek; sağlam olmak” mânalarına gelen  ihkâm  masdarlarıyla anlam ilişkisi kurulur. İbn Düreyd’in tesbitine göre Arapça’daki “el-kelime mine’l-hikme” deyiminde geçen hikmet kelimesinde “alıkoymak, gem vurmak, sakındırmak” anlamı daha çok belirgindir. Zira bu deyimle kastedilen şey insanı iyi olana yönlendiren, çirkin ve kötü olandan alıkoyan sözdür. Böyle ahlâkî muhtevalı özlü sözlere hikmetin yanı sıra  hüküm  de denmektedir (Cemheretü’l-luġa, “ḥkm”). Bu iki kelimenin anlamını birbirine daha da yaklaştıran Cevherî, hikmetin ihkâmla bağlantısı sebebiyle  hakîm  kelimesine hem “işleri gereği gibi sağlam ve kusursuz yapan” hem de “âlim ve ilmî hüküm sahibi” mânalarını vermektedir. İshak b. İbrâhim el-Fârâbî ise hikmetin anlamını kısaca “mânaları idrak ...
KUR'ÂNDAKİ TESETTÜR Sözlükte “örtünmek, kuşanmak; başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek” anlamlarındaki  tesettür , terim olarak ilgilileri ve ölçüleri dinen belirlenmiş örtünme yükümlülüğünü ifade eder. Kelimenin kökünü oluşturan  setr , “örtmek, gizlemek, perdelemek, engel olmak” gibi mânalara gelir. Aynı kökten  sitr  gizlenmeye yarayan engel, perde vb. şeyler için ve mecazen “çekinme, korku, hayâ” anlamında kullanılır. Yine bu kökten türeyen  seter  “kalkan” mânasındadır;  setîr  ve  mestûr  mecazen “iffetli” demektir. Bir hadiste Allah’ın sıfatı olarak geçen setîr (sittîr) kelimesi “örten ve koruyan” şeklinde açıklanmıştır.  Tesettür ayetleri ve açıklaması: A’raf Suresi 26. Ayet :   “ Ey âdemoğulları!” Şu bir gerçektir ki size hem çıplaklığınızı örtecek hem de güzel görünmenizi sağlayacak giyim-kuşam (yapma bilgisini) öğrettik. Ama sizi koruyan ve sakınmaya yarayan takva elbi...
ALLAH'IN NÛR'U Allah Nurunu tamamlayacak mı yoksa tamamladı mı? Bunca ayet ortadayken bir ayeti cımbızlayıp, Allah Nurunu tamamlamamış diye ortaya koyup İsa gelecek, Mehdi gelecek, şu gelecek bu gelecek, şöyle olacak, böyle olacak diyerek yıllarca insanları kandırdılar sanki başka kurtuluş yolları yokmuş gibi. Ve tamamlanmış Nurdan uzaklaştırıp Bâtıl şeylerle meşgul ettiler. Nasıl mı? "Onlar ağızlarıyla (türlü yalan ve iftiralarla, şirk ve inkâr sözleriyle) Allah’ın, nurunu söndürmek (yeryüzünde geçersiz kılmak) istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu, tamamlayacaktır. Çünkü müşrikler istemese de dinini bütün dinlere üstün kılmak için resulünü hidayet ve hak din ile gönderen O'dur." (Saff 8, 9) Bu ayete baktığımızda zalimler Allah'ın nurunu söndürmeye çalışıyorlar diyor.  Allah'ın Nur'unu nasıl söndürmeye çalıştılar/çalışıyorlar? "Küfre sapanlar dediler ki: “Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) gürültü edip yaygara...