İSLAMDA (KUR'ÂNDA) SALAT (NAMAZ)
Bismillah!
Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.
Ezan, Abdest ve namaz İslamın en önemli kavramlarındandır. Abdest, namaza ön hazırlıktır. Allah ezan ile kendisiyle buluşmaya çağırır. Bu buluşmaya temiz, hazırlıklı, vaktinde ve önemle katılmamızı istiyor. Bizlerin de -eğer gerçekten Müslüman (teslim olan) lardan isek- o yüce buluşma davetine, heyecanla ve büyük bir titizlikle katılmamız gerekir.
Bu ibadetleri/kavramları ise ancak bu dinin sahibi yüce Allah'tan öğreniriz. Zira Kur’an bize lazım olan her şeyin açıklayıcısıdır, Resûl ise uygulayıcı, rol modelidir;
Ayrıca Allah;
Ve
Ayetleriyle dinin tamamlandığını, dolayısıyla İslam ile ilgili her tür gerekli bilginin Kur’an’da bulunduğunu belirtmiştir. Zaten ahirette;
Bu yüzden salât ile ilgili gerekli tüm bilgiler Kur’an’da yer almalıdır/alıyor.
EZAN
Sözlükte “bildirmek, duyurmak, çağrıda bulunmak, ilân etmek” mânasında bir masdar olan ezan kelimesi terim olarak farz namazların vaktinin geldiğini, nasla belirlenen sözlerle ve özel şekilde müminlere duyurmayı ifade eder. Aynı kökten gelen müezzin “ezan okuyan kimse”, mi’zene de “ezan okunan yer” (minare) demektir. Ezan kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de bir yerde “bildiri, ilâm” mânasında geçerken (et-Tevbe 9/3) terim anlamında ezana nidâ kökünün türevleriyle iki âyette (el-Mâide 5/58; el-Cum‘a 62/9) işaret edilmiştir. Ezan sözlük anlamında ve çeşitli fiil kalıplarıyla yedi âyette (meselâ bk. el-Bakara 2/279; el-A‘râf 7/167; el-Hac 22/27), müezzin de yine bu çerçevede “çağrıcı, tellâl” mânasında iki âyette (el-A‘râf 7/44; Yûsuf 12/70) yer almaktadır. Rivayetlere/ tarihi verilere göre namaz Mekke döneminde farz kılındığı halde Hz. Peygamber’in Medine’ye gidişine kadar namaz vakitlerini bildirmek için bir yol düşünülmemişti. Medine döneminde ise müslümanlar başlangıçta zaman zaman bir araya toplanıp namaz vakitlerini gözetirlerdi. Bir süre namaz vakitlerinde sokaklarda “es-salâh es-salâh” (namaza namaza!) diye çağrıda bulunulduysa da bu yeterli olmuyordu. Namaz vaktinin geldiğini haber vermek üzere bir işarete ihtiyaç duyulduğu âşikârdı. Ezan kavramı Kur'an'da vardır fakat nasıl çağrıda bulunacağım detayı vermez, Allah, onu da müslümanlara bırakıyor. Peygamberimiz de şuan okunan ezan ile Çağrıda bulmayı uygun görmüş, günümüze kadar da okuna gelmiş olabilir. Zira okunan ezanın sözlerinde aykırı ve yanlış bir söz yok. Ezanı (çağrıyı/daveti) saygıyla dinleyip, vaktinde icabet etmek gerekir.
Şuan Okunan Ezan şu sözlerden oluşur:
“Allahü ekber” (Allah en büyüktür)
“Eşhedü en lâ ilâhe illallah” (Allah’tan başka tanrı olmadığına şehâdet ederim)
“Eşhedü enne Muhammeden resûlullah” (Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şehâdet ederim)
“Hayye ale’s-salâh” (haydi namaza)
“Hayye ale’l-felâh” (haydi kurtuluşa)
“Allahü ekber” (Allah en büyüktür)
“Lâ ilâhe illallah” (Allah’tan başka tanrı yoktur).
ABDEST
Abdest, Arapça’da/Kur'ân da “güzellik ve temizlik” mânasına gelen vudû’ kelimesiyle ifade edilir. Türkçe’de kullanılan abdest kelimesi ise Farsça âb (su) ve dest (el) kelimelerinden oluşan ve “el suyu” mânasına gelen birleşik bir kelimedir. Fıkıhta, abdeste tahâret-i suğrâ (küçük temizlik), gusüle de tahâret-i kübrâ (büyük temizlik) denir. Abdest almayı gerektiren hallere hades-i asgar (küçük kirlilik), gusül yapmayı gerektiren hallere de hades-i ekber (büyük kirlilik) adı verilir. Abdest, başlı başına bir maddî temizlik olması ve birçok tıbbî faydalar taşıması yanında, temelde bir mânevî temizlik ve arınma vasıtasıdır.
- Cinsel ilişkiden yani cunuplükten sonra bedenin sadece el, yüz, baş, ayak gibi belirli bölgelerini değil, komple bütün vücudu yıkamaktır. Yani cunuplükten sonra gusül abdestine niyet ederek duş almaktır.
* (Niyetin yeri kalptir. Kalbimizden geçirmeniz yeterlidir, dille ikrar etmeniz zorunlu değildir ama içiniz rahat edecekse kalbimizdeki niyeti dilinizle de ikrar edebilirsiniz)
- Cinsel ilişkiye girmek (şehvetten dolayı meni akması)
- Tuvalete gitmek (idrar veya dışkı yapmak. Gaz çıkarmak hakkında kesin bir bilgi yok her ihtimale karşı abdest tazelenebilir)
SALAT (NAMAZ)
Salat Kur'ân'ın en önemli kavramlarından biridir. Ve Kur'ân da 3 farklı anlamda kullanılır:
(Bakınız; Bakara 3, 83, 110, 125.., Nisâ 43...)
3- Yardım, destek, arka çıkmak anlamında Salat; Ahzab 56 ayetindeki peygambere salat edindeki Salat da budur. Yani Peygambere salavat okumak diye birşey yok. Ayette; "Allah ve melekleri peygambere yardım ederler, destek olurlar. Ey inananlar sizlerde peygambere destek olun, arka çıkın!" der. Diyeceksiniz ki sahabe onu gördüğü için destek olabildi peki biz nasıl destek olacağız? El Cevap; onun davası olan Tevhîdi ve davasının anlatıldığı, nasıl yaşanması gerektiğini anlatan hayat nizamı Kur'ân'a sahip çıkarak onu yaşayıp, yayarak destek olabiliriz.(Bakınız; bakara 157, Tevbe 54, Ahzab 56...)
Salat (Namaz) hiç şüphesiz her yönüyle bütün ibadetlerden ayrılıyor yani ibadetlerin bir numarasıdır. Namaz, o olmadan ayakta kalması mümkün olmayan dînin direği dır. "... Çünkü namaz, bilinen vakitlerde müminlerin üzerine farz kılınmıştır." (Nisâ Sûresi: 103)
Farsça’da “tâzim için eğilmek, kulluk, ibadet” anlamına gelen Namaz, Kur'ân da Salat diye geçer.
Fiziksel ibadet olarak yapılan salât (Farsça da dilimize Namaz kelimesi olarak geçmiş) kıyâmla başlayıp secde veya kade(oturuş) ile son bulan, belirli hareket ve sözlerden oluşan bedenî ibadeti ifade eder. Namaz ibadetindeki rükünlerin aynı zamanda fiilî ve sözlü bir dua niteliğinde olması salât kelimesinin terim ve sözlük anlamları arasındaki ilişkiyi teyit etmektedir. Salât kelimesiyle aynı kökten türeyen musallî “namaz kılan, taraf olan, iz süren, Vahyin ve Resûlün izini süren, uyan ve ondan sapmayan kişi” ve musallâ “namaz kılınan yer” anlamına gelir. Kur’ân-ı Kerîm’de namazı ifade etmek üzere zikr kelimesinin yanı sıra (meselâ bk. el-Ankebût 29/45; el-Cum‘a 62/9) tesbîh kelimesinin türevleri de kullanılmıştır (er-Rûm 30/17).
Tevhitten yani imandan sonra Allah'ın ilk emri namazdır. Tevhid İslamın temeli, Salat (namaz, dua, yardımlaşma) ise direğidir. Kur’ân-ı Kerîm’de de belirtildiği üzere bütün ilâhî dinlerde namaz ibadetinin mevcut olduğu anlaşılmaktadır.
Hz. Âdem, Nûh ve İbrâhim’den sonra namazı terkeden nesillerin geleceği (Meryem 19/59), Hz. Zekeriyyâ’nın namaz kıldığı (Âl-i İmrân 3/39), Hz. Îsâ’nın beşikteki mûcizevî konuşmasında namaz vecîbesine atıfta bulunduğu (Meryem 19/31), Hz. İbrâhim’in yanı sıra Lût, İshak ve Ya‘kūb’a namaz emrinin vahyedildiği (el-Enbiyâ 21/73), Hz. İsmâil’in halkına/ailesine namazı emrettiği (Meryem 19/55), Hz. Lokman’ın oğluna namazı hakkıyla kılmasını öğütlediği (Lokmân 31/17), Hz. İbrâhim’in namazı yalnız Allah rızâsı için kıldığını söylediği (el-En‘âm 6/162), kendisini ve neslini namazı dosdoğru kılan kullarından eylemesi için dua ettiği (İbrâhîm 14/40), Hz. Mûsâ’ya Allah’ı anmak üzere namaz kılmasının emredildiği (Tâhâ 20/14) ifade edilmekte, Allah’ın İsrâiloğulları’ndan yerine getirme sözü aldığı görevler arasında namazın da yer aldığı görülmektedir (el-Bakara 2/83; el-Mâide 5/12). Yine Ashâb-ı Kehf kıssası anlatılırken mescid kelimesinin zikredilmesinden (el-Kehf 18/21) o dönemde namaz ibadetinin var olduğu sonucunu çıkarmak mümkündür.
Allaha kulluğu yerine getirmek için namaz olmazsa olmaz bir ibadettir: “Haydi şimdi Allah’a secde edin ve kulluğunuzu yerine getirin.” (Necm 62) Namaz, iman ile küfür arasındaki en ince çizgidir. Allah her ibadet için bazı mazeretlere izin verse de namaz için hiç bir mazerete yer vermemiştir. Örneğin; İmkanın yoksa zekat vermeyebilir veya hac etmeyebilirsin yada hastaysan orucunu sonradan tutabilir veya kefaletini ödeyebilirsin buyurmuştur. Lakin namaz için asla böyle bir durum söz konusu değil. Savaştaysanız nöbetleşe kılın, tehlikeli bir yolculuktaysan veya bir zarardan korkuyorsan namazı kısalt, su bulamazsan teyemmüm yaparak kıl... buyurmuştur;
Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar (gerektiği gibi ve vakitlerinde kılmazlar)." (Mâûn Sûresi: 4-5)
Allah namazı vaktinde ve özenli kılmayanı böyle tehdit etmişken namaz kılmayanı yada namazı terk edeni varın siz dünün.
"Nihayet onların ardından namazı bırakan ve şehvetlerine uyan bir nesil geldi. Onlar bu azgınlıklarının cezasını (cehennemdeki Gayya vâdisinde) göreceklerdir."(Meryem Sûresi: 59)
Birkaç asır sonra müslüman iddiasında olan müşrikler; namazın farz olduğunu inkar etmiyorsa ve tembellikten dolayı namaz kılmazsa dinden çıkmaz sadece günahkar olur dediler. Çünkü onlara göre iman sadece kalp iledir. Ameller olsa güzel olur, olmasa da olur. Bu gibi Kur'ana aykırı iddialar ortaya koymaya başladılar. Ayetleri hevalarına göre tevil ettiler.
Kur’âna göre: "İman kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve azalar ile amel etmektir. İman artar, eksilir veya bozulur. İman, salih amellerle artar, günah ve haramlarla azalır, şirk ve küfür ile de bozulur/yok olur." Allah ayetlerinde sadece iman demez, iman ve salih amel der. Salih amellerin içine fiili ve kalbi aklınıza gelebilecek bütün ibadetler girer. “İman edip salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları imanları sebebiyle, hidayete erdirir” (Yunus, 10/9). “İnanıp salih ameller işleyenler için Rahman, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır” (Meryem, 19/96) ve daha birçok ayet... Başka ayetlerinde ise bazı amellerden dolayı, iman edenlerin imanlarının veya hidayetlerinin arttığını söylemiştir: “..İman edenlere gelince (her inen sûre) onların imanını artırmıştır." (Tevbe 124) “İmanlarını bir kat daha artırmaları için, inananların kalplerine huzur indiren O’dur." (Fetih 4) “Gerçekte iman edenler, o kimselerdir ki, Allah anıldığında kalpleri ürperir. Allah’ın âyetleri kendilerine okunduğu zaman bu onların imanını artırır.." (Enfal 2) "... İman edenlerin imanı artsın diye...'. (Müddesir 31)
Amel/ibadet yoksa iman neye yarar. Nerde öyleyse teslimiyet? Zira Müslüman demek Allaha kayıtsız şartsız teslim olan kişi demektir. İddia ispat ister. “Cinleri ve insanları ancak bana ibadet/kulluk etmeleri için yarattım.” (Zariyat 56)
Şimdi ölüm, uyku, baygınlık, unutkanlık gibi şuur dışı durumlar ve ikrah (zorlama bk;Bakara 286) dışında namazı kılmayanın yada terk edenin kafir veya müşrik olduğuna dair Ayetlere bakalım:
Dikkat ettiyseniz Allah'ın ilk emri Tevhid sonra namaz oldu. İkisini her zaman yanyana zikrediyor. Yani tevhidin sembolu ve olmazsa olmazı namazdır.
"O’na yönelenler olun. O’ndan korkup sakının. Namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden olmayın." (30/Rûm, 31)
Namaz kılmayanın müşriklerden olacağına dair Allah'ın açık ayeti.
Yani şirki terk edip tevhidi bir iman ile iman etmez ve şuursuzluk veya ikrah olmaksızın namaz kılmaz ve imkanı olduğu halde zekat vermezse dinde kardeşleriniz değildirler.
"Onlardan sonra bir topluluk geldi, namazı zayi/ihmal edip şehvetlere uydular. Onlar “ğayy” (özel bir azap çeşidi) ile karşılaşacaklardır. Tevbe eden, iman eden ve salih amel işleyenler müstesna. Bunlar, cennete girecek ve hiçbir zulme uğramayacaklardır." (19/Meryem, 59, 60)
"Onlara: “Rükû edin.” denildiğinde rükû etmezler. O gün, yalanlayanların vay hâline!" (77/Mürselât, 48, 49)
Ayet, namaz kılmayanların dilleriyle olmasa bile davranışlarıyla namazı inkâr etmiş olduklarını açıkça bildiriyor. Allah cenneti kafir ve müşriğe haram kılmıştır. Şirk ve Küfür hariç bütün günahları dilerse bağışlayacağını bildirmiştir. Neyin şirk ve küfür olduğunu da bizler Allah'ın ayetleriyle bilebiliriz.
"Cennetekiler, Mücrimlere sorarlar: “Sizi Sakar’a/cehenneme ne sürükledi?” Derler ki: “Biz namaz kılanlardan değildik.” (Müddesir 40-43)
Namaz kılmayanın veya kılıp da sonradan terk edenin dünyada cezası yoktur. Yani geleneksel İslamda anlatıldığı gibi hapis veya ölüm cezası yok. Biri ibadet etmedi diye dünyada ceza verilmez. Zira bu durum toplumun huzurunu bozan toplumsal bir durum değil kişisel yani kul ile Allah arasında olan bir durum, cezası dünyada değil ahirette olur. Namaz ve diğer ibadetleri yapmayanların ahirette cezası da cehennemdir. İslamda, toplumsal huzuru ve düzeni bozan amellerin dünyada cezası vardır.
-- Kötülük, aşırılıktan uzaklaştırmak:
Eğer senin Salatın (namazın) seni şirkten, küfürden, haramdan, günahtan, kötülükten alıkoymıyorsa, imanını ve namazını gözden geçir. Şunu da unutmamalı ki "Her namaz kılan Müslüman değildir fakat her Müslüman namaz kılar." Peygamberimiz döneminde namaz Müslümanlığın alameti iken günümüzde maalesef öyle değildir. Çünkü kendini İslama nispet eden fakat imanına şirk ve küfür bulaştırmış bir çok müşrik ve kâfir namaz kılar.
-- Allah’ı anmak/zikretmek:
Yani salât (namaz) bir zikirdir. Bu zikri huşu ile Riyasız (gösteriş yapmadan) ve büyük bir istekle (üşenmeden), samimi bir şekilde kılmak gerekir;
"Bir de (her konuda ve zorluk durumunda) sabır (sebat)la ve salâtla (namaz, kulluk, ibadet ve dua ile Allah’tan) yardım isteyin. Şüphesiz o (şekilde) yardım istemek, (Allah’a) derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir." (Bakara 45)
Namaz Kabeye (Mescid-i Haram) doğru kılınır.
"Ve bir zaman İbrahim’e (inşa etmesi için) Beyt’in yerini (bir ibadet mahalli olarak) hazırlamış ve (ona şöyle demiştik): “Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada kıyama duranlar, rükû edenler ve secdeye varanlar için beytimi (maddî manevî her türlü kirden) tertemiz tut!” (Hac 26)
"Biz de Musa ile kardeşine vahyettik: “Mısır’da kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan yer (kıblegah/mescid) yapın ve (oralarda cemaatleşerek) namazı dosdoğru kılın. Hem de (Ey Musa!) İnananları (Allah’ın yardımıyla) müjdele!” (Yunus 87)
Kadınlarda cemaatle namaz kılabilirler. Önde erkekler arkada da kadınlar saf tutarak aynı mescitte cemaatle namaz kılabilir.
Abdestsiz ve Sarhoş (bilinçsiz) bir halde namaz kılınmaz.
Burda aynı zamanda namazda okuduğumuz ayet ve dualarında anlamını bilerek, ne dediğimizi bilerek kılmamız gerektiğini de gösteriyor.
İbadetlerde temiz ve güzel giyimli olmalıyız. Avret yerlerimiz ve dekoltelerimiz kapalı olmalıdır. Namazda kadın saçını kapatmak ve dışarıda giyindiği gibi giyinmek zorunda değildir. Evimizde, bir namahrem yokken rahat, temiz, yeni elbiselerle Allah'ın huzuruna çıkmalıdır. Özellikle de mescitlerde, cemaatle namazda, elbisenin ve ağzın kötü kokmamasına veya insanları rahatsız edecek kokular sürmemeye dikkat etmelidir.
"Ey İnsanoğulları! Muhakkak ki size hem mahrem yerlerinizi örtmek hem de zarafet ve güzellik aracı olmak üzere giysi (yapma yeteneği) bahşettik. Hâlbuki takva elbisesi ile kuşanıp donanmak (imanı bir şuur ve ahlâkî bir huzurla donanıp kuşanmak, erdemli bir yaşam sürdürmek ve kötülüklerden korunmak) daha iyidir. İşte bunlar, onların (insanların) düşünüp öğüt alsınlar diye (indirilen) Allah’ın ayetlerindendir." (A'raf 26)
1. Sabah Namazı
Güneş doğmadan önceki zaman dilimidir. "...Güneşin dönüp batıya kaymasından gecenin karanlığına kadar namazı kıl; sabah namazını da kıl. Çünkü sabah namazında melekler hazır bulunur." [İsra Suresi, 78]
2. Öğle Namazı
Güneşin tam tepe noktasına ulaşıp batıya doğru kaymaya başladığı vakittir. "Gündüzün iki tarafında ve gecenin ilk saatlerinde namaz kıl. Şüphesiz iyilikler kötülükleri yok eder..." [Hud Suresi, 114]
3. İkindi Namazı
Güneşin batmasına doğru olan zaman dilimidir. "Namazları ve orta namazı (salât-ı vustâ) aksatmadan kılın, huşû içinde Allah'ın huzurunda durun." [Bakara Suresi, 238].
4. Akşam Namazı
Güneşin batmasıyla başlayan vakittir. "Güneşin batıya kaymasından (öğle) gecenin karanlığına kadar (yatsı) namazı dosdoğru kıl..." [İsra Suresi, 78]
5. Yatsı Namazı
Güneş battıktan sonraki gece karanlığıyla giren vakittir. "Gündüzün iki tarafında ve gecenin yakın saatlerinde..." [Hud Suresi, 114]
Kur'an'da namaz vakitlerinin bütününe işaret eden en kapsamlı ayetlerden biri şudur:
"Öyleyse akşama ulaştığınızda ve sabaha erdiğinizde (geceleyin ve gündüzün başlarında), göklerde ve yerde hamd O'na mahsus olmak üzere, günün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde Allah'ı tespih edin (namaz kılın)." [Rum Suresi, 17-18]
“Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman (Ezan okunduğu zaman), hemen Allah’ın zikrine koşun..." (Cuma Suresi)
Toplu bir ibadet olan Cuma namazı, kadın erkek her mümine farzdır. "Kadınlar mescide Cuma namazı için gitmeyebilir." diye bir durum söz konusu değildir. (Evde çocuğu varsa, hastası varsa bırakıp gidemiyorsa orası ayrı)
Darul Küfürde (Kur'ân'ın değil, Tağutları hüküm sürdüğü ülkelerde), Cuma namazı farz değil fakat imkan varsa, güvenlik konusunda sıkıntı yoksa müslümanlar biraraya gelip cuma namazını cemaatle kılmalıdırlar.
- Teheccüd Namazı: Gece vaktinde uyanıp kılınması tavsiye edilen, kişinin manevi derecesini artıran nafile ibadettir.
- Gece Namazları (Kıyam-ı Leyl): Kur'an'da gecenin bir bölümünde veya tamamına yakınında ibadetle meşgul olan, namaz kılan müminler övülmektedir. Çünkü uykusundan feragat edip Allah ile buluşmak gibi özel bir andır. Huşunun en çok yakalandığı an da o andır. Ayrıca bu vakitler duanin en çok kabul edildiği vakitlerdir.
"Ey örtüsüne bürünen! Gecenin birazı hariç, geceleyin kalk; namaz kıl. Yarısını uyu, yahut bundan biraz eksilt. Yahut biraz artır ve Kur'an'ı tane tane, açık açık oku." (Muzemmil 1-4)
"Şüphesiz takvâ sahipleri cennetler ve pınarlar içindedirler. Rablerinin kendilerine verdiklerini alarak; çünkü onlar, bundan önce dünyada iyilik yapan kimselerdi. Geceleri pek az uyurlardı. Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi." (Zariyat 15-18)
"Korku ve ümit ile Rablerine ibadet etmek için yataklarından kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcarlar. Yaptıklarına karşılık olarak onlar için ne göz aydınlığı saklandığını hiç kimse bilemez." (Secde 16-17)
"Onlar, gecelerini Rablerine secde ederek ve kıyam durarak geçirirler." (Furkân 64)
"Onlardan ölen hiçbir kimseye, asla salat etme (dua etme) ve kabirlerinin başında da durma. Çünkü onlar, Allah'a ve Resul'üne nankörlük ettiler. Ve onlar fasık olarak öldüler." (Tevbe 84)
Ayetler cenaze Salatının (duasının) olduğuna, kafir ve müşrik olarak ölen birinin cenaze başında durup dua edilmeyeceğini bildiriyor.
Kur’an’da rekât sözcüğü doğrudan geçmez.
Fakat Nisa 101-103 ayeteleri dikkatle okunduğunda Salâtın 2 rekât olduğu ortaya çıkıyor.
Ayet dikkatle okunduğunda nöbetleşerek herkes bir rekat kılıyor . Yani 2 rekat kılınan namaz 1 rekat olarak kısaltılıyor. Kısaltmanın, namazın “rekât sayısında” veya “kılınış şeklinde” olduğuna dair farklı görüşler var. Yere ve koşullara göre her iki durum da söz konusu olabilir. Burada bir tehlike anında namazın kısaltılabilineceğinden söz edilmektedir. Namazı kısaltmanın tek koşulu “tehlikenin olmasıdır.” Bunun dışında İslam Fıkhında yer alan “seferilikte” (normal yolculukta) namazı kısaltma kuralı doğru değildir. Ayette de ifade edildiği gibi kısaltma yapmak için bir tehlikenin; korkulacak bir durumun söz konusu olması gerekir.
Tabi sadace 2 rekât kılınacak diye bir zorunluluk yoktur. En az iki rekat olacak şekilde farz namazı kılmalıdır. Günümüzdeki sayılar (3 rekat veya 4 rekat) peygamberimizin tercihi olabilir ve bize kadar uygulana gelmiş olabilir.
Not: Bir insan farz namazları dışında en az 2 rekat olacak şekilde dilediği kadar, dilediği vakitte Nafile namaz kılabilir. Bunun için uyduruk isimlerle namaz icat etmenin, Resûle iftira atmanın bir anlamı yoktur.
-- Kıyam ve Kıraat: Ayakta durmak ve Kur'an okumak.
Ayrıca bak; Ankebut 45, Nisa 43
Kıyamda ellerin bağlanması, salınması vs. Kur'anın bir hükmü değildir. Mü'min nasıl isterse o şekilde ellerini tutabilir.
-- Rüku ve Secde: Allah'ın huzurunda eğilmek ve başını yere kapamak.
-- Tesbih ve Dua: Rüku ve secdelerde Allah'ı anmak.
"Sabır ve salâtla (Namazla) yardım isteyin (dua edin). Kuşkusuz bu içtenlikle itaat edenlerden başkasına ağır gelir." (Bakara 45)
"Güneş doğmadan ve batmadan önce Rabbini överek tesbih et. Gece saatlerinde ve gündüz uçlarında da tesbih et ki huzur bulasın." (Taha 130)
"...Namazı kıldınız mı, artık ayakta, otururken ve yanınız üzere yatarken (her durumda) Allah'ı anın..." (Nisa 103)
Namaz kılacağına niyet edersin. (Niyetin yeri kalptir. Kalbimizden geçirmeniz yeterlidir, dille ikrar etmeniz zorunlu değildir ama içiniz rahat edecekse kalbimizdeki niyeti dilinizle de ikrar edebilirsiniz) sonra Kıyam, Ruku ve Secdeni yaparsın. Bunları yaparken kıraat, dua ve zikir yaparsın. Gümüzde kılınan Namazların (Şii, Sünni) çoğu genel olarak kılma şekli Kur'ana uyuyor. Ama iman ve itikatları Kur'ân'a uymuyor, bu yüzden namazlarının uyması bir anlam ifade etmiyor. Zira müşriklerin namaz ve ibadetleri Allah katında kabul değildir.
Yüce Allah dilediği zaman Kur’an’da ayrıntılara yer vermiştir. Örneğin Nur 61. Kimlerin evinde yemek yemekte sakınca olmadığını anlatmak için aslında uzun bir listeye gerek yoktu. Kur’an, “Yakınlarınızın evinde.” deseydi bu kavramın içine zaten ayette sayılanların hepsi girerdi. Ama Allah yine de istediği zaman ayrıntı vermektedir. Buna rağmen salât konusunda çok fazla ayrıntıya girilmemiştir. Bundan şu anlaşılmaktadır: Kur’an’da salât ile ilgili verilen bu ana hatlar, onu yerine getirmek için yeterlidir. Detayları bize bırakmıştır. Detaylardan daha çok önemli olan namazın, İhlas ve huşu ile kılınmasıdır.
Ayrıca namaz, dua, ibadet ve salih amellerimizin kabulü içinden Allah'a dua etmeliyiz.
Bismillah!
Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.
Allah'ın Selamı ve mağfireti hidayete tabi olanların üzerine olsun!
Bu ibadetleri/kavramları ise ancak bu dinin sahibi yüce Allah'tan öğreniriz. Zira Kur’an bize lazım olan her şeyin açıklayıcısıdır, Resûl ise uygulayıcı, rol modelidir;
"Ve her ümmet üzerine kendi içlerinden (onların mesajlarımız karşısındaki tavırları konusunda) bir şahit göndereceğimiz gün (ey Resulüm) seni de onların (tebliğinin ulaştığı tüm insanların) üzerine bir şahit olarak getiririz. Ayrıca bu Kitabı (Kur’an’ı) da sana, (din hususunda muhtaç olduğunuz) her şeyi bildiren, (tüm insanlık için) doğruyu gösteren bir rehber, bir rahmet ve Müslümanlar için de bir müjde (kaynağı) olarak peyderpey (olaylar üzerinden, azar azar) indirdik." (Nahl 89)
Ayrıca Allah;
"... İşte bugün (vahyin sona yaklaştığı bu dönemde kıyamete kadar hiçbir değişim ve düzeltmeye ihtiyaç bırakmayacak mükemmel bir inanç sistemi ortaya koyarak bütün çağlara, medeniyetlere, kültürlere ve toplumlara uyarlanabilecek temel prensipler belirleyerek) dininizi (Kur’an’la) kemale erdirdim (hüküm ve uygulama olarak hiçbir eksiği bırakmadım), size nimetimi tamamladım ve (bilin ki; özü bana teslimiyet, temeli tevhid, evrensel barış ve adalet olan) İslam’ı sizin için (yegâne hak) din (her yönüyle bir hayat tarzı) olarak (seçip) beğendim. Artık her kim (şiddetli açlık sebebiyle) zor durumda kalırsa, alışkanlık haline getirmeden açlık hâlinde, yasaklanmışlardan yiyebilir. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, merhamet edendir." (Maide 3)
Ve
"Rabbinin kelimeleri (mesajları, emir, yasak, farz, helal, haram ve gönderdiği dinin bütün hükümleri Kur’an’ın indirilmesiyle birlikte) doğruluk ve adaletçe tamamlanmıştır. (Yani eksik bir şey bırakılmamış ve insanların muhtaç olduğu dinin bütün hükümleri Kur’an’da mevcut olup başka bir kaynağa ihtiyaç kalmamıştır.) O’nun kelimelerini (Kur’an’daki mesajlarını) değiştirebilecek (hiçbir güç) yoktur. Ve O, (her şeyi) işitendir, (her şeyi) bilendir." (En'am 115)
Ayetleriyle dinin tamamlandığını, dolayısıyla İslam ile ilgili her tür gerekli bilginin Kur’an’da bulunduğunu belirtmiştir. Zaten ahirette;
"Şüphesiz o (Kur’an), hem senin hem de milletin (ümmetin sayılan bütün insanlar) için bir öğüttür (vahiydir, mesajdır, yasadır, bilgidir, evrensel değerler manzumesidir). Ve ileride hepiniz (ona karşı tutumunuzdan, uygulayıp uygulamadığınıza dair) hesaba çekileceksiniz." (Zuhruf 44)
Bu yüzden salât ile ilgili gerekli tüm bilgiler Kur’an’da yer almalıdır/alıyor.
Tüm bu ayetlere rağmen İslam’da Kur’an'ın yanında başka kaynakların da gizli vahiy (hadis) bulunduğunu iddia edenler vardır. Gerekçe olarak da Kur’an’ın dini anlamada yetersiz olduğunu, mesela “Kur’an’da namazın nasıl kılınacağı yazılmaz” iddiasını ileri sürerler. Maalesef bu iddia Allah’ın dediklerini yalanlama, Allah’ı yetersiz bir kitap yollamış olduğu ithamlarına kadar varsa da bu, onların pek umurlarında değildir. Birazdan göreceğiniz üzere Kur'ân'da abdesttin nasıl alınacağı, namazın nasıl kılınacağı, onları bozan durumları genel hatlarıyla nasıl anlatıldığı göreceksiniz. Allah genel hatları, sınırı çizer, detayını kullarına bırakır.
EZAN
Sözlükte “bildirmek, duyurmak, çağrıda bulunmak, ilân etmek” mânasında bir masdar olan ezan kelimesi terim olarak farz namazların vaktinin geldiğini, nasla belirlenen sözlerle ve özel şekilde müminlere duyurmayı ifade eder. Aynı kökten gelen müezzin “ezan okuyan kimse”, mi’zene de “ezan okunan yer” (minare) demektir. Ezan kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de bir yerde “bildiri, ilâm” mânasında geçerken (et-Tevbe 9/3) terim anlamında ezana nidâ kökünün türevleriyle iki âyette (el-Mâide 5/58; el-Cum‘a 62/9) işaret edilmiştir. Ezan sözlük anlamında ve çeşitli fiil kalıplarıyla yedi âyette (meselâ bk. el-Bakara 2/279; el-A‘râf 7/167; el-Hac 22/27), müezzin de yine bu çerçevede “çağrıcı, tellâl” mânasında iki âyette (el-A‘râf 7/44; Yûsuf 12/70) yer almaktadır. Rivayetlere/ tarihi verilere göre namaz Mekke döneminde farz kılındığı halde Hz. Peygamber’in Medine’ye gidişine kadar namaz vakitlerini bildirmek için bir yol düşünülmemişti. Medine döneminde ise müslümanlar başlangıçta zaman zaman bir araya toplanıp namaz vakitlerini gözetirlerdi. Bir süre namaz vakitlerinde sokaklarda “es-salâh es-salâh” (namaza namaza!) diye çağrıda bulunulduysa da bu yeterli olmuyordu. Namaz vaktinin geldiğini haber vermek üzere bir işarete ihtiyaç duyulduğu âşikârdı. Ezan kavramı Kur'an'da vardır fakat nasıl çağrıda bulunacağım detayı vermez, Allah, onu da müslümanlara bırakıyor. Peygamberimiz de şuan okunan ezan ile Çağrıda bulmayı uygun görmüş, günümüze kadar da okuna gelmiş olabilir. Zira okunan ezanın sözlerinde aykırı ve yanlış bir söz yok. Ezanı (çağrıyı/daveti) saygıyla dinleyip, vaktinde icabet etmek gerekir.
“Namaza çağırdığınızda (ezan okuduğunda) onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu davranışları onların düşünemeyen bir toplum olmasından dolayıdır” (el-Mâide 5/58)
“Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman (Ezan okunduğu zaman), hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır” (el-Cum‘a 62/9)
Şuan Okunan Ezan şu sözlerden oluşur:
“Allahü ekber” (Allah en büyüktür)
“Eşhedü en lâ ilâhe illallah” (Allah’tan başka tanrı olmadığına şehâdet ederim)
“Eşhedü enne Muhammeden resûlullah” (Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şehâdet ederim)
“Hayye ale’s-salâh” (haydi namaza)
“Hayye ale’l-felâh” (haydi kurtuluşa)
“Allahü ekber” (Allah en büyüktür)
“Lâ ilâhe illallah” (Allah’tan başka tanrı yoktur).
“Hayye ale’l-felâh”tan sonra iki defa, “es-Salâtü hayrün mine’n-nevm” (namaz uykudan hayırlıdır) sabah ezanında bu söz ilave olarak tekrarlanır ki buna “tesvîb” denilir.
ABDEST
Abdest, Arapça’da/Kur'ân da “güzellik ve temizlik” mânasına gelen vudû’ kelimesiyle ifade edilir. Türkçe’de kullanılan abdest kelimesi ise Farsça âb (su) ve dest (el) kelimelerinden oluşan ve “el suyu” mânasına gelen birleşik bir kelimedir. Fıkıhta, abdeste tahâret-i suğrâ (küçük temizlik), gusüle de tahâret-i kübrâ (büyük temizlik) denir. Abdest almayı gerektiren hallere hades-i asgar (küçük kirlilik), gusül yapmayı gerektiren hallere de hades-i ekber (büyük kirlilik) adı verilir. Abdest, başlı başına bir maddî temizlik olması ve birçok tıbbî faydalar taşıması yanında, temelde bir mânevî temizlik ve arınma vasıtasıdır.
Kur'an'da Abdestin alınışı:
−Eller yıkanır.
−Sonra yüz yıkanır (Resûl, ağza ve burna su vererek daha detaylı yüz yıkamış ve buda günümüze kadar gelmiş olabilir. Zira burun ve ağız yüze dahildir.)
−Daha sonra dirseğine kadar sağ ve sol kol yıkanır.
−Sonra baş mesh edilir. (Bakın ayette alın demiyor, alın zaten yüze dahildir, baş mesh edilir)
−Son olarak sağ ve sol ayaklar topuklara kadar meshedilir (âyette bize kolaylık olsun diye ayaklar için özellikle mesh diye yazar. Su varsa ortam uygunsa yıkamayı da tercih edebilirsin).
Kur'anda Su bulamayınca veya hasta isek alınacak Abdest; Teyemmüm:
- Temiz bir kum veya benzeri birşeye elinizi sürtün ve elinizi mesh edin, sonra da elinizle yüzünüzü mesh edin.
Kur'ânda Gusül Abdesti:
Kur'ân'da Abdesti bozan durumlar:
- Cinsel ilişkiye girmek (şehvetten dolayı meni akması)
** Regl hali abdest ve namaza engel değildir. Çünkü regl bir hastalık veya pislik değildir, kadınlar için fitri bir rahatsızlıktır. Regl kadın sağlığı için sadece cinsel ilişkiye girmeye engeldir. Bu yüzden regl olan bir kadın namazını kılmalı, gücü yetiyorsa orucunu tutmalı ve çok rahatsız olmuyorsa diğer ibadetlerini yapmalıdır. (Bakınız; Bakara 222, Talak 4)
"Ey İman Edenler! Salata durduğunuz zaman, yüzlerinizi ve ellerinizi -dirseklerinizle beraber- yıkayın. Başlarınızı ve -aşık kemiklerinizle beraber- ayaklarınızı mesh edin. Eğer cünüpseniz; tam olarak temizlenin. Eğer hasta veya yolcukta iseniz veya tuvaletten gelmişseniz veya kadınlarınızla ilişkiye girdiyseniz ve o anda su bulamadıysanız, temiz kumla teyemmüm edin; onunla ellerinizi ve yüzlerinizi mesh edin. Allah size herhangi bir zorluk dilemiyor. Ancak sizi tertemiz etmek ve üzerinize nimetini tamamlamak istiyor. Umulur ki şükredersiniz." (Maide 6)
SALAT (NAMAZ)
Salat Kur'ân'ın en önemli kavramlarından biridir. Ve Kur'ân da 3 farklı anlamda kullanılır:
1- Dua etmek; Yani yalnızca Allaha sığınmak, ondan istemek, ondan medet ummak. (Bakınız Bakara 45, Âl-i İmran 39, Nisâ 101, 103...)
2- İbadet olarak yaptığımız Salat (Namaz); Rûku, Secde, Kıyâm, Kıraat, Kâ'de den oluşan fiziksel ibadet.
(Bakınız; Bakara 3, 83, 110, 125.., Nisâ 43...)
3- Yardım, destek, arka çıkmak anlamında Salat; Ahzab 56 ayetindeki peygambere salat edindeki Salat da budur. Yani Peygambere salavat okumak diye birşey yok. Ayette; "Allah ve melekleri peygambere yardım ederler, destek olurlar. Ey inananlar sizlerde peygambere destek olun, arka çıkın!" der. Diyeceksiniz ki sahabe onu gördüğü için destek olabildi peki biz nasıl destek olacağız? El Cevap; onun davası olan Tevhîdi ve davasının anlatıldığı, nasıl yaşanması gerektiğini anlatan hayat nizamı Kur'ân'a sahip çıkarak onu yaşayıp, yayarak destek olabiliriz.(Bakınız; bakara 157, Tevbe 54, Ahzab 56...)
Salat (Namaz) hiç şüphesiz her yönüyle bütün ibadetlerden ayrılıyor yani ibadetlerin bir numarasıdır. Namaz, o olmadan ayakta kalması mümkün olmayan dînin direği dır. "... Çünkü namaz, bilinen vakitlerde müminlerin üzerine farz kılınmıştır." (Nisâ Sûresi: 103)
Farsça’da “tâzim için eğilmek, kulluk, ibadet” anlamına gelen Namaz, Kur'ân da Salat diye geçer.
Fiziksel ibadet olarak yapılan salât (Farsça da dilimize Namaz kelimesi olarak geçmiş) kıyâmla başlayıp secde veya kade(oturuş) ile son bulan, belirli hareket ve sözlerden oluşan bedenî ibadeti ifade eder. Namaz ibadetindeki rükünlerin aynı zamanda fiilî ve sözlü bir dua niteliğinde olması salât kelimesinin terim ve sözlük anlamları arasındaki ilişkiyi teyit etmektedir. Salât kelimesiyle aynı kökten türeyen musallî “namaz kılan, taraf olan, iz süren, Vahyin ve Resûlün izini süren, uyan ve ondan sapmayan kişi” ve musallâ “namaz kılınan yer” anlamına gelir. Kur’ân-ı Kerîm’de namazı ifade etmek üzere zikr kelimesinin yanı sıra (meselâ bk. el-Ankebût 29/45; el-Cum‘a 62/9) tesbîh kelimesinin türevleri de kullanılmıştır (er-Rûm 30/17).
Tevhitten yani imandan sonra Allah'ın ilk emri namazdır. Tevhid İslamın temeli, Salat (namaz, dua, yardımlaşma) ise direğidir. Kur’ân-ı Kerîm’de de belirtildiği üzere bütün ilâhî dinlerde namaz ibadetinin mevcut olduğu anlaşılmaktadır.
Hz. Âdem, Nûh ve İbrâhim’den sonra namazı terkeden nesillerin geleceği (Meryem 19/59), Hz. Zekeriyyâ’nın namaz kıldığı (Âl-i İmrân 3/39), Hz. Îsâ’nın beşikteki mûcizevî konuşmasında namaz vecîbesine atıfta bulunduğu (Meryem 19/31), Hz. İbrâhim’in yanı sıra Lût, İshak ve Ya‘kūb’a namaz emrinin vahyedildiği (el-Enbiyâ 21/73), Hz. İsmâil’in halkına/ailesine namazı emrettiği (Meryem 19/55), Hz. Lokman’ın oğluna namazı hakkıyla kılmasını öğütlediği (Lokmân 31/17), Hz. İbrâhim’in namazı yalnız Allah rızâsı için kıldığını söylediği (el-En‘âm 6/162), kendisini ve neslini namazı dosdoğru kılan kullarından eylemesi için dua ettiği (İbrâhîm 14/40), Hz. Mûsâ’ya Allah’ı anmak üzere namaz kılmasının emredildiği (Tâhâ 20/14) ifade edilmekte, Allah’ın İsrâiloğulları’ndan yerine getirme sözü aldığı görevler arasında namazın da yer aldığı görülmektedir (el-Bakara 2/83; el-Mâide 5/12). Yine Ashâb-ı Kehf kıssası anlatılırken mescid kelimesinin zikredilmesinden (el-Kehf 18/21) o dönemde namaz ibadetinin var olduğu sonucunu çıkarmak mümkündür.
Allaha kulluğu yerine getirmek için namaz olmazsa olmaz bir ibadettir: “Haydi şimdi Allah’a secde edin ve kulluğunuzu yerine getirin.” (Necm 62) Namaz, iman ile küfür arasındaki en ince çizgidir. Allah her ibadet için bazı mazeretlere izin verse de namaz için hiç bir mazerete yer vermemiştir. Örneğin; İmkanın yoksa zekat vermeyebilir veya hac etmeyebilirsin yada hastaysan orucunu sonradan tutabilir veya kefaletini ödeyebilirsin buyurmuştur. Lakin namaz için asla böyle bir durum söz konusu değil. Savaştaysanız nöbetleşe kılın, tehlikeli bir yolculuktaysan veya bir zarardan korkuyorsan namazı kısalt, su bulamazsan teyemmüm yaparak kıl... buyurmuştur;
"Şayet korkarsanız, yürürken ve deve üstündeyken namaz kılın. Korkunuz geçtiğinde de Allah'ı, size öğrettiği gibi zikretmeye devam edin." (Bakara 239)
"Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman, kâfirlerin size bir fenâlık yapmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızda üzerinize bir günah yoktur. Şüphesiz kâfirler, sizin apaçık düşmanınızdır." (Nisa 101)
"Rasûlüm! Savaşta mü’minler arasında bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir grup silahlarını da yanlarına alarak seninle beraber namaza dursunlar. Bu esnâda diğer grup düşmanı gözetlesin. Namaz kılan grup secde yapıp rekâtı tamamlayınca, düşmanı gözetlemek üzere arka tarafa geçsin. Sonra henüz namaz kılmamış olan diğer grup gelsin ve seninle beraber namazlarını kılsınlar..." (Nisa 102)
Ölüm, uyku, baygınlık, unutkanlık gibi şuur dışı durumlar ve ikrah (zorlama) dışında namazın hiç bir mazereti yoktur. İslamda "Sonra kılarım" yani "Kaza namazı" diye uydurdukları şeyde yoktur. Zira namaz, vakitleri belirli bir ibadettir. Dünyevi meşgalelerden dolayı kaçırılan bir vakit namaz imanı tehlikeye koyan büyük bir günahtır bunun için Allah'tan af dileyip bir daha olmayacak şekilde tevbe etmelidir.
Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar (gerektiği gibi ve vakitlerinde kılmazlar)." (Mâûn Sûresi: 4-5)
Allah namazı vaktinde ve özenli kılmayanı böyle tehdit etmişken namaz kılmayanı yada namazı terk edeni varın siz dünün.
"Nihayet onların ardından namazı bırakan ve şehvetlerine uyan bir nesil geldi. Onlar bu azgınlıklarının cezasını (cehennemdeki Gayya vâdisinde) göreceklerdir."(Meryem Sûresi: 59)
Birkaç asır sonra müslüman iddiasında olan müşrikler; namazın farz olduğunu inkar etmiyorsa ve tembellikten dolayı namaz kılmazsa dinden çıkmaz sadece günahkar olur dediler. Çünkü onlara göre iman sadece kalp iledir. Ameller olsa güzel olur, olmasa da olur. Bu gibi Kur'ana aykırı iddialar ortaya koymaya başladılar. Ayetleri hevalarına göre tevil ettiler.
Kur’âna göre: "İman kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve azalar ile amel etmektir. İman artar, eksilir veya bozulur. İman, salih amellerle artar, günah ve haramlarla azalır, şirk ve küfür ile de bozulur/yok olur." Allah ayetlerinde sadece iman demez, iman ve salih amel der. Salih amellerin içine fiili ve kalbi aklınıza gelebilecek bütün ibadetler girer. “İman edip salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları imanları sebebiyle, hidayete erdirir” (Yunus, 10/9). “İnanıp salih ameller işleyenler için Rahman, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır” (Meryem, 19/96) ve daha birçok ayet... Başka ayetlerinde ise bazı amellerden dolayı, iman edenlerin imanlarının veya hidayetlerinin arttığını söylemiştir: “..İman edenlere gelince (her inen sûre) onların imanını artırmıştır." (Tevbe 124) “İmanlarını bir kat daha artırmaları için, inananların kalplerine huzur indiren O’dur." (Fetih 4) “Gerçekte iman edenler, o kimselerdir ki, Allah anıldığında kalpleri ürperir. Allah’ın âyetleri kendilerine okunduğu zaman bu onların imanını artırır.." (Enfal 2) "... İman edenlerin imanı artsın diye...'. (Müddesir 31)
Amel/ibadet yoksa iman neye yarar. Nerde öyleyse teslimiyet? Zira Müslüman demek Allaha kayıtsız şartsız teslim olan kişi demektir. İddia ispat ister. “Cinleri ve insanları ancak bana ibadet/kulluk etmeleri için yarattım.” (Zariyat 56)
Şimdi ölüm, uyku, baygınlık, unutkanlık gibi şuur dışı durumlar ve ikrah (zorlama bk;Bakara 286) dışında namazı kılmayanın yada terk edenin kafir veya müşrik olduğuna dair Ayetlere bakalım:
"Hiç kuşkusuz ben, kendisinden başka ilah olmayan bir tek Allah'ım; o hâlde yalnızca bana kulluk et ve beni anıp yüceltmek için namazı dosdoğru kıl." (Taha 14)
Dikkat ettiyseniz Allah'ın ilk emri Tevhid sonra namaz oldu. İkisini her zaman yanyana zikrediyor. Yani tevhidin sembolu ve olmazsa olmazı namazdır.
"O’na yönelenler olun. O’ndan korkup sakının. Namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden olmayın." (30/Rûm, 31)
Namaz kılmayanın müşriklerden olacağına dair Allah'ın açık ayeti.
"Şayet (şirkten) tevbe eder, namazı kılar, zekâtı da verirlerse dinde kardeşlerinizdir. Bilen bir topluluk için ayetleri böyle detaylı bir şekilde açıklarız." (9/Tevbe, 11)
Yani şirki terk edip tevhidi bir iman ile iman etmez ve şuursuzluk veya ikrah olmaksızın namaz kılmaz ve imkanı olduğu halde zekat vermezse dinde kardeşleriniz değildirler.
"Haram aylar çıktığında, (savaş esnasında) müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün. Onları yakalayın, onları kuşatın ve her gözetleme yerine onlar için oturup (onları gözetleyin). Şayet (şirkten) tevbe eder, namazı dosdoğru kılar ve zekâtı verirlerse yollarını açın/onları serbest bırakın. Şüphesiz Allah, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir." (9/Tevbe, 5)
"Onlardan sonra bir topluluk geldi, namazı zayi/ihmal edip şehvetlere uydular. Onlar “ğayy” (özel bir azap çeşidi) ile karşılaşacaklardır. Tevbe eden, iman eden ve salih amel işleyenler müstesna. Bunlar, cennete girecek ve hiçbir zulme uğramayacaklardır." (19/Meryem, 59, 60)
"Onlara: “Rükû edin.” denildiğinde rükû etmezler. O gün, yalanlayanların vay hâline!" (77/Mürselât, 48, 49)
Ayet, namaz kılmayanların dilleriyle olmasa bile davranışlarıyla namazı inkâr etmiş olduklarını açıkça bildiriyor. Allah cenneti kafir ve müşriğe haram kılmıştır. Şirk ve Küfür hariç bütün günahları dilerse bağışlayacağını bildirmiştir. Neyin şirk ve küfür olduğunu da bizler Allah'ın ayetleriyle bilebiliriz.
"Bu arada, ailene, yakın akrabalarına ve emrin altında bulunan kimselere namaz kılmalarını emret, bıkıp usanma, bu görevine dikkat et ve sen de sabırla namaza devam et. Biz senden herhangi bir rızık istiyor değiliz; aksine, senin ve bütün varlıkların rızkını veren Biziz! Biz her türlü ihtiyaçtan uzak olduğumuza göre, bu tür yükümlülükleri yalnızca insanların kendi yararları için emretmekteyiz. O hâlde, sakın Allah’a kulluğu terk etme; çünkü mutlu son, iman edip dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyarak, kötülüklerden titizlikle sakınan kimselerin olacaktır!" (Taha 132)
"Cennetekiler, Mücrimlere sorarlar: “Sizi Sakar’a/cehenneme ne sürükledi?” Derler ki: “Biz namaz kılanlardan değildik.” (Müddesir 40-43)
Namaz kılmayanın veya kılıp da sonradan terk edenin dünyada cezası yoktur. Yani geleneksel İslamda anlatıldığı gibi hapis veya ölüm cezası yok. Biri ibadet etmedi diye dünyada ceza verilmez. Zira bu durum toplumun huzurunu bozan toplumsal bir durum değil kişisel yani kul ile Allah arasında olan bir durum, cezası dünyada değil ahirette olur. Namaz ve diğer ibadetleri yapmayanların ahirette cezası da cehennemdir. İslamda, toplumsal huzuru ve düzeni bozan amellerin dünyada cezası vardır.
Kur'anda Salâtın yerine getirilme gerekçesi:
-- Kötülük, aşırılıktan uzaklaştırmak:
"(Ey Resulüm!) Kitaptan sana ne vahyedilmişse, (hepsini) oku (insanlara ilet). Namazı da dosdoğru gereğine uygun olarak kıl. Şüphesiz namaz (huşu içinde doğru ve şuurlu eda edildiği takdirde), insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı (her an ve her yerde huşu ve saygıyla) anmak ise muhakkak en büyük (ibadet)tir. Ve Allah her ne işlerseniz bilir." (Ankebut 45)
Eğer senin Salatın (namazın) seni şirkten, küfürden, haramdan, günahtan, kötülükten alıkoymıyorsa, imanını ve namazını gözden geçir. Şunu da unutmamalı ki "Her namaz kılan Müslüman değildir fakat her Müslüman namaz kılar." Peygamberimiz döneminde namaz Müslümanlığın alameti iken günümüzde maalesef öyle değildir. Çünkü kendini İslama nispet eden fakat imanına şirk ve küfür bulaştırmış bir çok müşrik ve kâfir namaz kılar.
-- Allah’ı anmak/zikretmek:
“Şüphesiz ki ben Allah’ım. Benden başka ilah yoktur. O hâlde (yalnız) bana ibadet (kulluk) et ve beni anmak için dosdoğru namaz kıl!” (Taha 14)
“Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman (Ezan okunduğu zaman), hemen Allah’ın zikrine (onu anmaya) koşun..." (Cuma 9)
Yani salât (namaz) bir zikirdir. Bu zikri huşu ile Riyasız (gösteriş yapmadan) ve büyük bir istekle (üşenmeden), samimi bir şekilde kılmak gerekir;
"Onlar, salatlarında huşu (Allah'a karşı içten saygı duyan, içtenlikli, canı gönülden Allah'a yönelen, alçak gönüllü, bilinçli ve duyarlılık) içinde olan kimselerdir." (Mü'minun 2)
"Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Oysa O, onları aldatandır. Onlar, salâtı (namaz veya yardımı) ikame ettikleri zaman üşene üşene ikame ederler. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı da pek az zikrederler." (Nisa 142)
"Bir de (her konuda ve zorluk durumunda) sabır (sebat)la ve salâtla (namaz, kulluk, ibadet ve dua ile Allah’tan) yardım isteyin. Şüphesiz o (şekilde) yardım istemek, (Allah’a) derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir." (Bakara 45)
Kur'an'da Salâtın Yeri:
Namazın özel yerleri, namaz için inşaa edilen mescitler ve evlerdir. Ama yeryüzünün her yerinde namaz kılabilirsin.
"Ve doğu da batı da (her yer), Allah’ındır. Siz, (yüzünüz ve gönlünüzle) nereye (hangi tarafa) yönelirseniz Allah’ın vechi (yüzü) oradadır. Muhakkak ki Allah Vâsi’dir (rahmeti ve lütfu geniştir) Âlimdir (her şeyi bilen ve ilmiyle kuşatandır)." (Bakara 115)
Bazı özelliklerini taşısa da günümüz camileri tam olarak Mescid-i Dırar değildirler bu yüzden kılınacak bir yer olmadığında tağutların inşaa ettiği cami ve mescidlerde tek başına namaz kılmakta bir günah yoktur.
Ayrıca kafirin/müşriğin arkasında namaz kılınmaz ve önünde imamlık yapılmaz. Çünkü müşriğin ve kafirin ibadetleri ve amelleri Allah katında kabul değildir. Eğer müşriğin arkasından namaz kılarsanız yani onu imam (önder, vekil) olarak görürseniz ki fiilen bunu söylemiş olursunuz bu küfürdür. Ve namazınızda Allah katında kabul olmaz.
Yani cemaatle namazda imamlık vardır ve o imamında müslüman olması hatta müslümanlığı en iyi yaşayanı seçme durumu vardır. Zira namaz gibi önemli bir ibadette liderlik ve vekillik söz konusudur.
"Allah'ın mescitlerinde..." (Bakara 114)
"Biz de Musa ile kardeşine vahyettik: “Mısır’da kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan yer (kıblegah/mescid) yapın ve (oralarda cemaatleşerek) namazı dosdoğru kılın. Hem de (Ey Musa!) İnananları (Allah’ın yardımıyla) müjdele!” (Yunus 87)
"Ve doğu da batı da (her yer), Allah’ındır. Siz, (yüzünüz ve gönlünüzle) nereye (hangi tarafa) yönelirseniz Allah’ın vechi (yüzü) oradadır. Muhakkak ki Allah Vâsi’dir (rahmeti ve lütfu geniştir) Âlimdir (her şeyi bilen ve ilmiyle kuşatandır)." (Bakara 115)
"Birtakım zararlı eylemlerde bulunmak, insanları inkâra, şirke döndürmek (İslâm’dan çevirmek), mü’minler arasına ayrılık sokmak ve başından beri Allah ve O’nun elçisine karşı savaş tavrı içinde bulunanlara bir gözetleme yeri sağlamak için, ayrı bir mescid kuran münafıklar da (var). Bunlar, “Bizim iyilikten başka hiçbir kasdımız yok” diye de mutlaka yemin ederler. Ama Allah haber veriyor ki onlar mutlaka yalancıdırlar. (Ey Resulüm!) Böyle bir yerde (Mescid-i Dırar’da) asla namaz kılma! İçinde namaz kılacağın en uygun mescit, daha ilk günden beri takva üzere (Allah’ın emrine ve rızasına uygun olarak) inşa edilen mescittir. Onda, (manevi kirlerden) arınmayı içten arzulayan kişiler vardır. Allah da (inkârdan ve kötülüklerden) arınanları sever." (Tevbe 107, 108)
Bazı özelliklerini taşısa da günümüz camileri tam olarak Mescid-i Dırar değildirler bu yüzden kılınacak bir yer olmadığında tağutların inşaa ettiği cami ve mescidlerde tek başına namaz kılmakta bir günah yoktur.
Ayrıca kafirin/müşriğin arkasında namaz kılınmaz ve önünde imamlık yapılmaz. Çünkü müşriğin ve kafirin ibadetleri ve amelleri Allah katında kabul değildir. Eğer müşriğin arkasından namaz kılarsanız yani onu imam (önder, vekil) olarak görürseniz ki fiilen bunu söylemiş olursunuz bu küfürdür. Ve namazınızda Allah katında kabul olmaz.
"... sen de onların (inananların) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın (imamlık yaptığın) zaman..." (Nisa 102)
Yani cemaatle namazda imamlık vardır ve o imamında müslüman olması hatta müslümanlığı en iyi yaşayanı seçme durumu vardır. Zira namaz gibi önemli bir ibadette liderlik ve vekillik söz konusudur.
Kur'an'da Salatta Kıble:
Namaz Kabeye (Mescid-i Haram) doğru kılınır.
"Gerçekten, (kıblenin Kâbe’ye çevrilmesi hususunda) biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. Şimdi elbette seni hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram’a (Kâbe’ye) doğru çevir. Her nerede bulunursanız, yüzünüzü onun tarafına çevirin. Aslında kendilerine kitap verilmiş olanlar, kıblenin sadece Allah tarafından değiştirilebileceği bir gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Ayrıca Allah, onların yapmakta olduklarından habersiz de değildir." (Bakara 144)
"Ve doğu da batı da (her yer), Allah’ındır. Siz, (yüzünüz ve gönlünüzle) nereye (hangi tarafa) yönelirseniz Allah’ın vechi (yüzü) oradadır. Muhakkak ki Allah Vâsi’dir (rahmeti ve lütfu geniştir) Âlimdir (her şeyi bilen ve ilmiyle kuşatandır)." (Bakara 115)
"Ve (yine) nereden (yola) çıkmış olursan ol, artık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram’a doğru çevir. Ve siz de (ey iman edenler,) her nerede olursanız olunuz, yüzünüzü o yana çevirin ki, onlardan (insanlardan) haksızlık etmiş olanlar (kuru inatçılar) hariç, insanların aleyhinizde (kullanabilecekleri) bir delili bulunmasın. Bu hususta onlardan değil, benden (emirlerime karşı gelmekten) çekinip saygı duyun ki hem üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım hem de bu sayede doğru yolu bulabilesiniz. " (Bakara 150)
"Ve bir zaman İbrahim’e (inşa etmesi için) Beyt’in yerini (bir ibadet mahalli olarak) hazırlamış ve (ona şöyle demiştik): “Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada kıyama duranlar, rükû edenler ve secdeye varanlar için beytimi (maddî manevî her türlü kirden) tertemiz tut!” (Hac 26)
Kur'an'da Cemaatle Salât:
"Biz de Musa ile kardeşine vahyettik: “Mısır’da kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan yer (kıblegah/mescid) yapın ve (oralarda cemaatleşerek) namazı dosdoğru kılın. Hem de (Ey Musa!) İnananları (Allah’ın yardımıyla) müjdele!” (Yunus 87)
"Ey Meryem! Rabb'ine içtenlikle bağlan, secde et ve rukû edenlerle birlikte rukû et." (Al-i İmran 43)
Kadınlarda cemaatle namaz kılabilirler. Önde erkekler arkada da kadınlar saf tutarak aynı mescitte cemaatle namaz kılabilir.
Kur'anda Salata Yaklaşılmayacak Durumlar:
Abdestsiz ve Sarhoş (bilinçsiz) bir halde namaz kılınmaz.
"Ey inanmış olanlar! Sekr (gaflet, dalgınlık, uyku sersemliği, sarhoşluk, ne okuduğunu bilmeme vb. bir durum) içinde iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, cünüp iken-yolcu değilseniz-yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olup da (su kullanmak size zarar verecekse) veya yolcu olursanız yahut abdest bozduktan veya kadınlara temasta (ilişkide) bulunduktan sonra su bulamayacak durumda olursanız, o zaman temiz bir toprakla teyemmüm ederek yüzünüzü ve ellerinizi meshedin. Şüphesiz, Allah çok affedici, çok bağışlayıcıdır." (Nisa 43)
Burda aynı zamanda namazda okuduğumuz ayet ve dualarında anlamını bilerek, ne dediğimizi bilerek kılmamız gerektiğini de gösteriyor.
Kur'an'da Salatta Giyim:
İbadetlerde temiz ve güzel giyimli olmalıyız. Avret yerlerimiz ve dekoltelerimiz kapalı olmalıdır. Namazda kadın saçını kapatmak ve dışarıda giyindiği gibi giyinmek zorunda değildir. Evimizde, bir namahrem yokken rahat, temiz, yeni elbiselerle Allah'ın huzuruna çıkmalıdır. Özellikle de mescitlerde, cemaatle namazda, elbisenin ve ağzın kötü kokmamasına veya insanları rahatsız edecek kokular sürmemeye dikkat etmelidir.
"Ey âdemoğulları! Her secdede ziynetinizi takının! Yiyin, için, israf etmeyin! Şüphesiz ki O, israf edenleri sevmez." (A'raf 31)
"Ey İnsanoğulları! Muhakkak ki size hem mahrem yerlerinizi örtmek hem de zarafet ve güzellik aracı olmak üzere giysi (yapma yeteneği) bahşettik. Hâlbuki takva elbisesi ile kuşanıp donanmak (imanı bir şuur ve ahlâkî bir huzurla donanıp kuşanmak, erdemli bir yaşam sürdürmek ve kötülüklerden korunmak) daha iyidir. İşte bunlar, onların (insanların) düşünüp öğüt alsınlar diye (indirilen) Allah’ın ayetlerindendir." (A'raf 26)
Kur'an'da Namaz vakitleri:
1. Sabah Namazı
Güneş doğmadan önceki zaman dilimidir. "...Güneşin dönüp batıya kaymasından gecenin karanlığına kadar namazı kıl; sabah namazını da kıl. Çünkü sabah namazında melekler hazır bulunur." [İsra Suresi, 78]
2. Öğle Namazı
Güneşin tam tepe noktasına ulaşıp batıya doğru kaymaya başladığı vakittir. "Gündüzün iki tarafında ve gecenin ilk saatlerinde namaz kıl. Şüphesiz iyilikler kötülükleri yok eder..." [Hud Suresi, 114]
3. İkindi Namazı
Güneşin batmasına doğru olan zaman dilimidir. "Namazları ve orta namazı (salât-ı vustâ) aksatmadan kılın, huşû içinde Allah'ın huzurunda durun." [Bakara Suresi, 238].
4. Akşam Namazı
Güneşin batmasıyla başlayan vakittir. "Güneşin batıya kaymasından (öğle) gecenin karanlığına kadar (yatsı) namazı dosdoğru kıl..." [İsra Suresi, 78]
5. Yatsı Namazı
Güneş battıktan sonraki gece karanlığıyla giren vakittir. "Gündüzün iki tarafında ve gecenin yakın saatlerinde..." [Hud Suresi, 114]
Kur'an'da namaz vakitlerinin bütününe işaret eden en kapsamlı ayetlerden biri şudur:
"Öyleyse akşama ulaştığınızda ve sabaha erdiğinizde (geceleyin ve gündüzün başlarında), göklerde ve yerde hamd O'na mahsus olmak üzere, günün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde Allah'ı tespih edin (namaz kılın)." [Rum Suresi, 17-18]
Kur'ân'da Cuma Namazı:
“Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman (Ezan okunduğu zaman), hemen Allah’ın zikrine koşun..." (Cuma Suresi)
Toplu bir ibadet olan Cuma namazı, kadın erkek her mümine farzdır. "Kadınlar mescide Cuma namazı için gitmeyebilir." diye bir durum söz konusu değildir. (Evde çocuğu varsa, hastası varsa bırakıp gidemiyorsa orası ayrı)
Darul Küfürde (Kur'ân'ın değil, Tağutları hüküm sürdüğü ülkelerde), Cuma namazı farz değil fakat imkan varsa, güvenlik konusunda sıkıntı yoksa müslümanlar biraraya gelip cuma namazını cemaatle kılmalıdırlar.
Kur'anda bahsedilen Nafile Namazlar:
- Teheccüd Namazı: Gece vaktinde uyanıp kılınması tavsiye edilen, kişinin manevi derecesini artıran nafile ibadettir.
"Gecenin bir kısmında kalkıp, sana mahsus bir nafile (fazladan) ibadet olarak namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni, övgüye değer bir makama gönderir." (İsrâ Suresi, 79)
- Gece Namazları (Kıyam-ı Leyl): Kur'an'da gecenin bir bölümünde veya tamamına yakınında ibadetle meşgul olan, namaz kılan müminler övülmektedir. Çünkü uykusundan feragat edip Allah ile buluşmak gibi özel bir andır. Huşunun en çok yakalandığı an da o andır. Ayrıca bu vakitler duanin en çok kabul edildiği vakitlerdir.
"Onlar, geceleri pek az uyurlardı. Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi." (Zâriyât Suresi, 17-18)
"Ey örtüsüne bürünen! Gecenin birazı hariç, geceleyin kalk; namaz kıl. Yarısını uyu, yahut bundan biraz eksilt. Yahut biraz artır ve Kur'an'ı tane tane, açık açık oku." (Muzemmil 1-4)
"Şüphesiz takvâ sahipleri cennetler ve pınarlar içindedirler. Rablerinin kendilerine verdiklerini alarak; çünkü onlar, bundan önce dünyada iyilik yapan kimselerdi. Geceleri pek az uyurlardı. Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi." (Zariyat 15-18)
"Korku ve ümit ile Rablerine ibadet etmek için yataklarından kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcarlar. Yaptıklarına karşılık olarak onlar için ne göz aydınlığı saklandığını hiç kimse bilemez." (Secde 16-17)
"Onlar, gecelerini Rablerine secde ederek ve kıyam durarak geçirirler." (Furkân 64)
Kur'an'da Cenaze Salatı (Duası):
"Onlardan ölen hiçbir kimseye, asla salat etme (dua etme) ve kabirlerinin başında da durma. Çünkü onlar, Allah'a ve Resul'üne nankörlük ettiler. Ve onlar fasık olarak öldüler." (Tevbe 84)
"Şirk koşan (Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştıran) kimselerin cehennemlik oldukları belli olduktan sonra (bu hal üzere öldükten sonra), yakınları olsa bile, onların bağışlanmalarını dilemek, artık ne peygambere, ne de iman etmiş olanlara yakışır." (Tevbe 113)
Ayetler cenaze Salatının (duasının) olduğuna, kafir ve müşrik olarak ölen birinin cenaze başında durup dua edilmeyeceğini bildiriyor.
Kur'an'da Rekât sayısı:
Kur’an’da rekât sözcüğü doğrudan geçmez.
Fakat Nisa 101-103 ayeteleri dikkatle okunduğunda Salâtın 2 rekât olduğu ortaya çıkıyor.
"Ve yeryüzünde sefere çıktığınız zaman, eğer inkâr etmiş olanların size bir kötülük yapmasından (saldırmasından) korkarsanız namazdan kısmanızda üzerinize bir günah (sakınca) yoktur. Şüphesiz ki (o saldırgan) inkârcılar sizin açık düşmanlarınızdır. (Ey Resulüm! Düşman saldırısı veya tehlike ve korku anında) sen de onların (inananların) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın zaman, önce onlardan bir grup seninle birlikte namaza dursun ve namaz esnasında silahlarını da üzerlerinde bulundursunlar. (Bu esnada diğer grup düşmanı gözetlesin.) Namaz kılan grup secdeyi yapıp da (kısaltmış olarak namazı tamamlayınca, düşmanı gözetlemek üzere) arka tarafa geçsin. Bu arada, namazını kılmamış olan diğer grup gelsin ve seninle birlikte (kısaltmış olarak) namazı kılsınlar; (bu şekilde yer değiştirme esnasında) tam ihtiyat ve teyakkuz durumunda olsun (ve hem yer değiştirme, hem de namaz esnasında) silahlarını da üzerlerinde bulundursunlar. (Çünkü saldırgan) inkârcılar, sizi silahsız ve teçhizatsız hâlde yakalayıp birden baskın yapmak (işinizi bitirmek) isterler. (Ama) bununla birlikte, eğer yağmur sebebiyle eziyet (sıkıntı) çekecekseniz veya hasta olursanız, bu takdirde (namaz esnasında) silahlarınızı yere bırakmanızda üzerinize bir vebal yoktur. Fakat hiçbir zaman tedbiri elden bırakmayın. Şüphesiz Allah, (o saldırgan) inkârcılar için alçaltıcı bir azap hazırlamış (olacak)tır. O (korku anında) namazı bitirdiğinizde (gerek) ayakta iken, (gerek) otururken ve (gerekse) yanlarınız üzere yatarken (yani her an söz ve eylemlerinizle sürekli) hep Allah’ı anın. Emniyete kavuştuğunuzda ise, namazı dosdoğru (ve eksiksiz) kılın. Muhakkak ki namaz inananlara vakitleri belirlenerek yazılmıştır." (Nisa 101-103)
Ayet dikkatle okunduğunda nöbetleşerek herkes bir rekat kılıyor . Yani 2 rekat kılınan namaz 1 rekat olarak kısaltılıyor. Kısaltmanın, namazın “rekât sayısında” veya “kılınış şeklinde” olduğuna dair farklı görüşler var. Yere ve koşullara göre her iki durum da söz konusu olabilir. Burada bir tehlike anında namazın kısaltılabilineceğinden söz edilmektedir. Namazı kısaltmanın tek koşulu “tehlikenin olmasıdır.” Bunun dışında İslam Fıkhında yer alan “seferilikte” (normal yolculukta) namazı kısaltma kuralı doğru değildir. Ayette de ifade edildiği gibi kısaltma yapmak için bir tehlikenin; korkulacak bir durumun söz konusu olması gerekir.
Tabi sadace 2 rekât kılınacak diye bir zorunluluk yoktur. En az iki rekat olacak şekilde farz namazı kılmalıdır. Günümüzdeki sayılar (3 rekat veya 4 rekat) peygamberimizin tercihi olabilir ve bize kadar uygulana gelmiş olabilir.
Not: Bir insan farz namazları dışında en az 2 rekat olacak şekilde dilediği kadar, dilediği vakitte Nafile namaz kılabilir. Bunun için uyduruk isimlerle namaz icat etmenin, Resûle iftira atmanın bir anlamı yoktur.
Kur'ân'da Namazın kılınışı:
-- Kıyam ve Kıraat: Ayakta durmak ve Kur'an okumak.
"(Ey Resulüm!) Şüphesiz Rabbin, senin ve beraberinde bulunanlardan bir topluluğun (bazen) gecenin üçte ikiye yakın, (bazen) yarısı ve (bazen de) üçte biri kadar vakit içinde kalktığını bilir. Ve Allah (dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesini sağlamakla) geceyi de gündüzü de (planlayıp) takdir etmektedir. O, sizin bunu hesaplamakta (ve eksiksiz olarak yerine getirmede) zorlanacağınızı, (dolayısıyla bu kadar uzun süre gece namazı kılmaya ve Kur’an okumaya daha fazla güç yetiremeyeceğinizi zaten) biliyordu. (Ey müminler!) Bundan dolayı bu hususta dönüşünüzü kabul edip sizi bağışlamıştır (bu ibadeti size farz kılmamıştır). Artık (geceleri kalktığınız zaman) Kur’an’dan kolayca okuyabileceğiniz kadarını okuyun (gece ibadetini kolayınıza geldiği gibi yapın, kıraat ve ibadetinizi çok fazla uzatarak kendinizi zorlamayın). Allah, (ileriki zamanlarda) sizden hastalanan, Allah’ın lütfunu (Allah’ın yarattığı rızkı) aramak (çalışıp elde etmek ve kazanmak) için yolculuğa çıkan ve (saldırganlara karşı) Allah yolunda savaşan (savunma savaşına çıkan) kimseler olacağını da biliyordu. Bu yüzden de, ondan (Kur’an’dan) kolayca okuyabileceğiniz kadarını okuyun (kıraatinizi fazla uzatarak kendinizi zorlamayın). Ve namazı (dosdoğru) kılın, zekâtı verin, Allah’a (onun yoksul, muhtaç ve işsiz kullarına) gönül hoşluğuyla karşılıksız ödünç verin (onlara karşılıksız harcama yapın). Kendiniz için önden (dünyada iken) ne iyilik hazırlarsanız Allah katında (ahirette) mutlaka onu bulursunuz. Hem de daha üstün ve mükâfatça daha büyük olmak üzere. Ve Allah’tan mağfiret dileyin (mağfiret gerektiren işleri yapın), şüphesiz Allah bağışlayan, merhamet edendir." (Müzemmil 20)
"Gece saatlerinde secde ederek, kıyam durarak itaatkâr olan, ahireti hesaba katan ve Rabb'inin rahmetini uman kimse, bu nankörlerle bir tutulur mu hiç? De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?¹” Kesinlikle yalnızca temiz akıl sahipleri öğüt alırlar." (Zümer 9)
"Ve bir zaman İbrahim’e (inşa etmesi için) Beyt’in yerini (bir ibadet mahalli olarak) hazırlamış ve (ona şöyle demiştik): “Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada kıyama duranlar, rükû edenler ve secdeye varanlar için beytimi (maddî manevî her türlü kirden) tertemiz tut!” (Hac 26)
"Ve namazları özenle gözetin, bilhassa orta (ikindi veya sabah) namazına dikkat edin; ve gönülden boyun eğerek saygıyla Allah’ın huzuruna durun." (Bakara 238)
Ayrıca bak; Ankebut 45, Nisa 43
Kıyamda ellerin bağlanması, salınması vs. Kur'anın bir hükmü değildir. Mü'min nasıl isterse o şekilde ellerini tutabilir.
-- Rüku ve Secde: Allah'ın huzurunda eğilmek ve başını yere kapamak.
"Ey iman edenler! Rukû edin, secde edin, Rabb'inize kulluk edin, hayır yapın ki kurtuluşa erebilesiniz." (Hac 77)
"Ey Meryem! Rabb'ine içtenlikle bağlan, secde et ve rukû edenlerle birlikte rukû et." (Al-i İmran 43)
"Salâtı ikame edin, zekâtı verin. Ve rukû edenlerle birlikte rukû edin." (Bakara 43)
-- Tesbih ve Dua: Rüku ve secdelerde Allah'ı anmak.
"Sabır ve salâtla (Namazla) yardım isteyin (dua edin). Kuşkusuz bu içtenlikle itaat edenlerden başkasına ağır gelir." (Bakara 45)
"(Ey Muhammed!) Onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bir bölümünde ve secdelerin ardında (namazların sonunda) O'nu tesbih et." (Kaf 39, 40)
"Güneş doğmadan ve batmadan önce Rabbini överek tesbih et. Gece saatlerinde ve gündüz uçlarında da tesbih et ki huzur bulasın." (Taha 130)
"...Namazı kıldınız mı, artık ayakta, otururken ve yanınız üzere yatarken (her durumda) Allah'ı anın..." (Nisa 103)
Namaz kılacağına niyet edersin. (Niyetin yeri kalptir. Kalbimizden geçirmeniz yeterlidir, dille ikrar etmeniz zorunlu değildir ama içiniz rahat edecekse kalbimizdeki niyeti dilinizle de ikrar edebilirsiniz) sonra Kıyam, Ruku ve Secdeni yaparsın. Bunları yaparken kıraat, dua ve zikir yaparsın. Gümüzde kılınan Namazların (Şii, Sünni) çoğu genel olarak kılma şekli Kur'ana uyuyor. Ama iman ve itikatları Kur'ân'a uymuyor, bu yüzden namazlarının uyması bir anlam ifade etmiyor. Zira müşriklerin namaz ve ibadetleri Allah katında kabul değildir.
Yüce Allah dilediği zaman Kur’an’da ayrıntılara yer vermiştir. Örneğin Nur 61. Kimlerin evinde yemek yemekte sakınca olmadığını anlatmak için aslında uzun bir listeye gerek yoktu. Kur’an, “Yakınlarınızın evinde.” deseydi bu kavramın içine zaten ayette sayılanların hepsi girerdi. Ama Allah yine de istediği zaman ayrıntı vermektedir. Buna rağmen salât konusunda çok fazla ayrıntıya girilmemiştir. Bundan şu anlaşılmaktadır: Kur’an’da salât ile ilgili verilen bu ana hatlar, onu yerine getirmek için yeterlidir. Detayları bize bırakmıştır. Detaylardan daha çok önemli olan namazın, İhlas ve huşu ile kılınmasıdır.
Ayrıca namaz, dua, ibadet ve salih amellerimizin kabulü içinden Allah'a dua etmeliyiz.
"Vaktinde İbrahim, İsmail’le birlikte Evin (Kâbe’nin) temellerini ve duvarlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti): “Rabbimiz, bizden (bu hayırlı girişim ve gayretimizi) kabul et. Şüphesiz, Sen her şeyi İşiten ve hakkıyla Bilensin" (Bakara 127)
İbadetlerini, salih amellerini Allah'ın istediği gibi (Kur'anda olduğu gibi) yapanlara ne mutlu! Selam olsun Kur'ana/Hakka tabi olanlara!
Yazan: Seda Arslan Eryiğit

Çok güzel hazırlanmış ve konunun bütünlüğü içerisinde önemli noktalara girilmiş Elinize emeğinize sağlık
YanıtlaSil