Bismillah!
Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.
Allah'ın Selamı ve mağfireti hidayete tabi olanların üzerine olsun!
Abdest ve Namaz kılış şekline veya yapılışına geçmeden önce abdest ve namazın dindeki öneminden kısaca bahsetmek istiyorum.
Abdest, Arapça’da “güzellik ve temizlik” mânasına gelen vudû’ (وضوء) kelimesiyle ifade edilir. Türkçe’de kullanılan abdest kelimesi ise Farsça âb (su) ve dest (el) kelimelerinden oluşan ve “el suyu” mânasına gelen birleşik bir kelimedir. Fıkıhta, abdeste tahâret-i suğrâ (küçük temizlik), gusüle de tahâret-i kübrâ (büyük temizlik) denir. Abdest almayı gerektiren hallere hades-i asgar (küçük kirlilik), gusül yapmayı gerektiren hallere de hades-i ekber (büyük kirlilik) adı verilir. Abdest, başlı başına bir maddî temizlik olması ve birçok tıbbî faydalar taşıması yanında, temelde bir mânevî temizlik ve arınma vasıtasıdır. İslâmiyet’te en önemli ibadet olan ve günün belli vakitlerinde eda edilen namazın bir ön şartı olarak farz kılınan abdest, bu yönüyle, müslümanların her zaman maddî ve mânevî temizlik içinde bulunmalarını düzenli biçimde sağlayan bir temel unsurdur. Namaz gibi önemli bir ibadet ile Allahın huzurunda bulunmadan önce abdest ile temizlenip hazırlanıyoruz. Yani abdest, Rahmanın huzuruna gelmeden önceki ön hazırlıktır. Abdest olmadan namaz kabul olmaz.
Namaz ise hiç şüphesiz her yönüyle bütün ibadetlerden ayrılıyor yani ibadetlerin bir numarasıdır. Öyle ki namaz olmadan iman olmaz. Namaz, o olmadan ayakta kalması mümkün olmayan dînin direğidir. "... Çünkü namaz, bilinen vakitlerde müminlerin üzerine farz kılınmıştır." (Nisâ Sûresi: 103)
Farsça’da “tâzim için eğilmek, kulluk, ibadet” anlamına gelen Salat, sözlükte “dua etmek, yardım ve deste, fiziksel kılınan namaz/ibadet etmek” mânalarındaki gelir. Fiziksel ibadet olarak yapılan salât tekbirle başlayıp selâmla son bulan, belirli hareket ve sözlerden oluşan bedenî ibadeti ifade eder. Namaz ibadetindeki rükünlerin aynı zamanda fiilî ve sözlü bir dua niteliğinde olması salât kelimesinin terim ve sözlük anlamları arasındaki ilişkiyi teyit etmektedir. Salât kelimesiyle aynı kökten türeyen musallî “namaz kılan kişi” ve musallâ “namaz kılınan yer” anlamına gelir. Kur’ân-ı Kerîm’de namazı ifade etmek üzere zikr kelimesinin yanı sıra (meselâ bk. el-Ankebût 29/45; el-Cum‘a 62/9) tesbîh kelimesinin türevleri de kullanılmıştır (er-Rûm 30/17).
Tevhitten yani imandan sonra Allah'ın ilk emri namazdır. Tevhid dinin aslıyken yani fıtratla bilinecek birşeyken namaz dinin aslı değil yani fıtratla bilinecek bir şey değildir, ancak vahiyle bilinebilir. Böyle bir vahyi öğrenmek için kitap veya peygamber olmalı. Kur’ân-ı Kerîm’de de belirtildiği üzere bütün ilâhî dinlerde namaz ibadetinin mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Hz. Âdem, Nûh ve İbrâhim’den sonra namazı terkeden nesillerin geleceği (Meryem 19/59), Hz. Zekeriyyâ’nın namaz kıldığı (Âl-i İmrân 3/39), Hz. Îsâ’nın beşikteki mûcizevî konuşmasında namaz vecîbesine atıfta bulunduğu (Meryem 19/31), Hz. İbrâhim’in yanı sıra Lût, İshak ve Ya‘kūb’a namaz emrinin vahyedildiği (el-Enbiyâ 21/73), Hz. İsmâil’in halkına/ailesine namazı emrettiği (Meryem 19/55), Hz. Lokman’ın oğluna namazı hakkıyla kılmasını öğütlediği (Lokmân 31/17), Hz. İbrâhim’in namazı yalnız Allah rızâsı için kıldığını söylediği (el-En‘âm 6/162), kendisini ve neslini namazı dosdoğru kılan kullarından eylemesi için dua ettiği (İbrâhîm 14/40), Hz. Mûsâ’ya Allah’ı anmak üzere namaz kılmasının emredildiği (Tâhâ 20/14) ifade edilmekte, Allah’ın İsrâiloğulları’ndan yerine getirme sözü aldığı görevler arasında namazın da yer aldığı görülmektedir (el-Bakara 2/83; el-Mâide 5/12). Yine Ashâb-ı Kehf kıssası anlatılırken mescid kelimesinin zikredilmesinden (el-Kehf 18/21) o dönemde namaz ibadetinin var olduğu sonucunu çıkarmak mümkündür.
Hadis ve tarih eserlerinden, İslâm öncesi Hicaz-Arap toplumunda Hz. İbrâhim’in tebliğ ettiği tevhid dininin etkilerinin ve bazı ibadet türlerinin şekil ve mahiyet değiştirerek de olsa devam ettiği, Ebû Zer el-Gıfârî ve Zeyd b. Amr b. Nüfeyl gibi bu dine tâbi olup Hanîf diye isimlendirilen kimselerin Kâbe’ye yönelerek namaz kıldıkları anlaşılmakta (Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 132; Cevâd Ali, VI, 473-475), buna karşılık Câhiliye Arapları arasında muayyen bir namaz şeklinin bulunduğu bilinmemektedir. “Onların (müşrikler) salâtı ıslık çalmak ve alkışlamaktan ibarettir” meâlindeki âyette geçen (el-Enfâl 8/35) “salât” kelimesi, daha çok müşriklerin müslümanların Kâbe’deki ibadetlerine karşı ibadet görüntüsü verdikleri bir engelleme hareketi olarak yorumlanmıştır. İbn Abbas’ın bir açıklamasına dayandırılan bir yoruma göre ise Kureyş kabilesinin ıslık çalıp el çırparak Kâbe’yi tavaf etme şeklinde bir ibadetleri vardı (Taberî, XIII, 521 vd.).
Kaynaklarda, İslâm’ın ilk dönemlerinden itibaren namaz ibadetinin mevcut olduğu ve beş vakit namaz farz kılınmadan önce sabah ve akşam olmak üzere günde iki vakit namaz kılındığı belirtilmektedir. Kur’an’daki bazı âyetlerin (Tâhâ 20/130; el-Mü’min 40/55) bu iki vakit namaza işaret ettiği görüşünde olanlar da vardır (Tecrid Tercemesi, II, 279; Şevkânî, IV, 497). Üç yıl kadar süren gizli davet ve daha sonraki açık davet döneminde Resûl-i Ekrem evinde, ıssız dağ eteklerinde, öğle tenhalığı sırasında Harem’de namaz kılmıştır. Zaman zaman Hz. Ali’yi de yanına alarak Mekke dışındaki vadilerde akşam namazını kıldığı ve hava karardıktan sonra döndüğü nakledilir. İlk müslümanlar da Mekke içinde gizli yer bulamadıklarında şehir dışına çıkıp ıssız yerlerde ve zaman zaman mescid haline getirdikleri Erkam adlı sahâbînin evinde namaz kılmışlardır. Bazı rivayetlere göre, “Namazda yüksek sesle okuma!” meâlindeki âyet (el-İsrâ 17/110) gizli namaz dönemiyle ilgili olup Hz. Peygamber’in ashabıyla namaz kılarken âyetleri yüksek sesle okuduğu için müşriklerin Kur’an’a hakaret etmeleri üzerine inmiş, Resûl-i Ekrem’in sesini alçaltması, fakat yanında bulunanların duyamayacağı kadar da gizli okumaması istenmiştir. Bu iki vakit namazın dışında Müzzemmil sûresinin ilk âyetleriyle gece namazına kalkılması ve bunun belli bir vakit içinde eda edilmesi emredilmişken aynı sûrenin 20. âyetinde, Allah Teâlâ’nın bu hususta yaşanan zorluğu bildiği ve müminleri bağışladığı haber verilmiştir. Bu âyetin Medine’de indiği rivayet edildiği gibi âyetten çıkan sonuç hakkında farklı yorumlar da vardır.
Namaz, iblisin şeytan olmasına sebep olan ilk emirdir. O sırf Allah'ın secde emrine itaat etmediği için kafir oldu. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Meleklere Âdem’e secde edin dediğimizde, secde etmişlerdi de, yalnız İblis dayatıp kibirlenmiş ve böylece kâfirlerden olmuştu.” (Bakara 34) Ayette bahsedilen yüz çevirme Allah’a ibadetin özü ve en önemlisi olan secdeden yüz çevirmedir.
Allaha kulluğu yerine getirmek için namaz olmazsa olmaz bir ibadettir: “Haydi şimdi Allah’a secde edin ve kulluğunuzu yerine getirin.” (Necm 62)
Namaz, iman ile küfür arasındaki en ince çizgidir: Hatta bir rivayette "Kişi ile küfür veya şirk arasındaki sınır, namazın terkidir." (Müslim, hadis no: 82) denmiştir.
Allah her ibadet için bazı mazeretlere izin verse de namaz için hiç bir mazerete yer vermemiştir. Örneğin; İmkanın yoksa zekat vermeyebilir veya hac etmeyebilirsin yada hastaysan orucunu sonradan tutabilir veya kefaletini ödeyebilirsin buyurmuştur. Lakin namaz için asla böyle bir durum söz konusu değil. Savaştaysanız nöbetleşe kılın, felçsen gözlerinle kıl, ayakların tutmuyorsa oturarak kıl, yolcuysan veya bir zarardan korkuyorsan namazı kısalt, su bulamazsan teyemmüm yaparak kıl... buyurmuştur. "Şayet korkarsanız, yürürken ve deve üstündeyken namaz kılın. Korkunuz geçtiğinde de Allah'ı, size öğrettiği gibi zikretmeye devam edin." (Bakara 239) "Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman, kâfirlerin size bir fenâlık yapmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızda üzerinize bir günah yoktur. Şüphesiz kâfirler, sizin apaçık düşmanınızdır." (Nisa 101) "Rasûlüm! Savaşta mü’minler arasında bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir grup silahlarını da yanlarına alarak seninle beraber namaza dursunlar. Bu esnâda diğer grup düşmanı gözetlesin. Namaz kılan grup secde yapıp rekâtı tamamlayınca, düşmanı gözetlemek üzere arka tarafa geçsin. Sonra henüz namaz kılmamış olan diğer grup gelsin ve seninle beraber namazlarını kılsınlar..." (Nisa 102)
Ölüm, uyku, baygınlık, unutkanlık gibi şuur dışı durumlar ve ikrah (zorlama) dışında namazın hiç bir mazereti yoktur. Fakat onlardan birkaç asır sonra bidaat ehli mürcieler; namazın farz olduğunu inkar etmiyorsa ve tembellikten dolayı namaz kılmazsa dinden çıkmaz sadece günahkar olur dediler. Çünkü onlara göre iman sadece kalp iledir. Ameller olsa güzel olur, olmasa da olur. Bu gibi Kur'ana aykırı iddialar ortaya koymaya başladılar. Ayetleri tevil ettiler.
Kur’âna göre: "İman kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve azalar ile amel etmektir. İman artar veya eksilir." Allah ayetlerin sadece iman demez iman ve salih amel der. Salih amellerin içine fiili ve kalbi aklınıza gelebilecek bütün ibadetler girer. “(Fakat) iman edip salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları imanları sebebiyle, hidayete erdirir” (Yunus, 10/9). “İnanıp salih ameller işleyenler için Rahman, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır” (Meryem, 19/96). ayetlerin sayısını artırabilirsiniz. Başka ayetlerinde bazı amellerden dolayı, iman edenlerin imanlarının veya hidayetlerinin arttığını söylemiştir. Bu konuda bazı alimlerin görüşlerine bakalım:
Hâkim, Menâkıbu'ş-Şâfiî isimli kitabında şöyle demiştir: Ebu'l-Abbas el-Esam, er-Rebî'in şöyle dediğini bize rivayet etmiştir: Şafiî'nin şöyle dediğini işittim: "İman söz ve ameldir. Artar ve eksilir". Bunu Ebû Nuaym el-Hılye adlı eserinde Şafiî'nin hayatını anlattığı bölümde er-Rebî'den farklı bir senetle rivayet etmiştir. Bu rivayette fazladan şunlar da yer almaktadır: "İman taat ile artar, günah ile eksilir. (Şafiî) daha sonra şu âyetleri okudu: 'İman edenlerin imanı artsın diye...'. (Müddesir 31) ve daha bir çok ayet. Sahih bir senetle Buhârî'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Farklı şehirlerde binden fazla âlimle görüştüm. Hepsi de İmanın söz ve fiilden ibaret olduğunu, artıp eksildiğini kabul ediyordu, farklı görüşe sahip olanı görmedim". İmam el-Beğavi rahımullah şöyle der : Sahabeler tabiinler ve onlardan sonra gelen sünnet alimleri amellerin imandan bir cüz olduğu konusunda görüş birliği içindedirler….O
Bizler kişilerin kalplerini bilmeyiz ancak zahirlerine göre yani söz ve ameline göre hüküm verir ve bir sonuca varırız. Kalplerdekini yalnızca Allah bilir. Bir rivayete göre peygamberlerimiz şöyle demiştir: “Ben insanların kalplerini yarmakla ve iç hallerini deşmekle emrolunmadım!” (Müslim, 1064.) Buhari’nin naklettiğine göre Abdullah İbn-i Utbe (radıyallahu anh) Hz. Ömer’in şöyle dediğini duymuştur: “Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) döneminde insanlar vahye göre değerlendirilirlerdi. Şimdi ise vahy kesilmiştir. Şu anda bizler sizleri ancak bize görünen amelleriniz ile yargılayabiliriz. Kim bize iyi şeyler gösterirse onu güvenilir kabul eder ve onu (kendimize) yakınlaştırırız. Onun niyetini bilmek bizim işimiz değildir. Niyeti konusunda onu hesaba çekecek olan yalnız Allah’tır. Her kimde bize bir kötülük gösterirse, niyetinin iyi olduğunu söylese dahi ona güvenmez ve inanmayız.” (Buharî, Kitabu’ş-Şehadât, 2641.)
Amel/ibadet yoksa iman neye yarar. Nerde öyleyse teslimiyet? Zira Müslüman demek Allaha kayıtsız şartsız teslim olan kişi demektir. İddia ispat ister. “Cinleri ve insanları ancak bana ibadet etmeleri için yarattım.” (Zariyat 56)
Bir rivayete göre Resûllullahın şöyle dediği aktarılır: "İslâm, beş şey üzerine binâ edilmiştir (temellendirilmiştir):
Allah'tan başka hak ilâhın olmadığına (Tevhid), Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şâhitlik etmek, namazı (dosdoğru) kılmak, zekâtı (hak edene) vermek, Beytullah'ı haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır." (Buhârî, hadis no: 8. Müslim, hadis no: 16)
Bu konulara kısaca değinmemin sebebi namazla ilgili ayetleri işlerine gelmediği için tev'il eden bidaatcilerden dolayıdır. Şimdi ölüm, uyku, baygınlık, unutkanlık gibi şuur dışı durumlar ve ikrah (zorlama) dışında namazı kılmayanın yada terk edenin kafir veya müşrik olduğuna dair ayet, rivayetlere/hadis, sahabe ve alimleein sözlerine bakalım:
"Hiç kuşkusuz ben, kendisinden başka ilah olmayan bir tek Allah'ım; o hâlde yalnızca bana kulluk et ve beni anıp yüceltmek için namazı dosdoğru kıl." (Taha 14)
Dikkat ettiyseniz Allah'ın ilk emri Tevhid sonra namaz oldu. İkisini her zaman yanyana zikrediyor. Yani tevhidin sembolu ve olmazsa olmazı namazdır.
"O’na yönelenler olun. O’ndan korkup sakının. Namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden olmayın." (30/Rûm, 31)
Namaz kılmayanın müşriklerden olacağına dair Allah'ın açık ayeti.
"Şayet (şirkten) tevbe eder, namazı kılar, zekâtı da verirlerse dinde kardeşlerinizdir. Bilen bir topluluk için ayetleri böyle detaylı bir şekilde açıklarız." (9/Tevbe, 11)
Yani şirki terk edip tevhidi bir iman ile iman etmez ve şuursuzluk veya ikrah olmaksızın namaz kılmaz ve imkanı olduğu halde zekat vermezse dinde kardeşleriniz değildirler.
"Haram aylar çıktığında, (savaş esnasında) müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün. Onları yakalayın, onları kuşatın ve her gözetleme yerine onlar için oturup (onları gözetleyin). Şayet (şirkten) tevbe eder, namazı dosdoğru kılar ve zekâtı verirlerse yollarını açın/onları serbest bırakın. Şüphesiz Allah, (günahları bağışlayan, örten ve günahların kötü akıbetinden kulu koruyan) Ğafûr, (kullarına karşı merhametli olan) Rahîm’dir." (9/Tevbe, 5)
"Onlardan sonra bir topluluk geldi, namazı zayi/ihmal edip şehvetlere uydular. Onlar “ğayy” (özel bir azap çeşidi) ile karşılaşacaklardır. Tevbe eden, iman eden ve salih amel işleyenler müstesna. Bunlar, cennete girecek ve hiçbir zulme uğramayacaklardır." (19/Meryem, 59, 60)
"Onlara: “Rükû edin.” denildiğinde rükû etmezler. O gün, yalanlayanların vay hâline!" (77/Mürselât, 48, 49)
Ayet, namaz kılmayanların dilleriyle olmasa bile davranışlarıyla namazı inkâr etmiş olduklarını açıkça bildiriyor. Allah cenneti kafir ve müşriğe haram kılmıştır. Şirk ve Küfür hariç bütün günahları bağışlayacağını bildirmiştir. Neyin şirk ve küfür olduğunu da bizler Allahın ayetleriyle bilebiliriz.
"Bu arada, ailene, yakın akrabalarına ve emrin altında bulunan kimselere namaz kılmalarını emret, bıkıp usanma, bu görevine dikkat et ve sen de sabırla namaza devam et. Biz senden herhangi bir rızık istiyor değiliz; aksine, senin ve bütün varlıkların rızkını veren Biziz! Biz her türlü ihtiyaçtan uzak olduğumuza göre, bu tür yükümlülükleri yalnızca insanların kendi yararları için emretmekteyiz. O hâlde, sakın Allah’a kulluğu terk etme; çünkü mutlu son, iman edip dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyarak, kötülüklerden titizlikle sakınan kimselerin olacaktır!" (Taha 132)
"Cennetekiler, Mücrimlere sorarlar: “Sizi Sakar’a/cehenneme ne sürükledi?” Derler ki: “Biz namaz kılanlardan değildik.” (Müddesir 40-43)
Rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Kul ile küfr arasında namazın terki vardır” [Buhari, Müslim, Ebu Davut, Tirmizi, Nesâî, İbni Mâce] demiştir. Burada küfür kelimesi marife olarak “el-kufr” şeklinde gelmiştir. Yine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dediği söylenmiştir: “Aramızdaki ahit namazdır. Namazı terk eden kafir olur.”[Tirmizî (2809) İbn Mâce (1079) Nesâî (463) Ahmed (5/346) ] Burada bahsedilen dinden çıkaran küfürdür. Yoksa tevilcilerin dediği gibi değildir.
Rasulullah (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyurdu “Her kim kasten (şuurlu, ikrah olmaksızın) namazı terk ederse, Islam milletinden çıkmıştır. ”(Lalekai 1522)
Rasulullah (sallAllahu aleyhi ve sellem) buyurdu “Namazı terketmek şirktir (nefsini Allaha ortak kılmaktır)” (Abdurrezzak 5009)
Hadisi sahih’de Bezzar’in rivayet ettigine göre Peygamberimiz (s.a.s) buyuruyor ki: “Namazı kılmayanın Islâm’dan payı yoktur. Abdesti olmayanın da namazı kabul edilmez.”
Taberaniye göre Peygamberimiz (s.a.s) buyuruyor ki: “Emânete hiyanet edenin imanı yoktur. Temiz olmayanın namazı kabul edilmez. Namâz kılmayanın dini yoktur. Başın vücûd da yeri ne ise namazın dindeki yeri de odur.”
Ibni Hibban’tn (r.a.) rivayet ettigine göre,Peygamberimiz (s.a.s) buyuruyor ki: “Kapalı havalarda sabah namazını erken kılınız. Çünkü namaz kılmayanlar kafir olur."
Hâkimin Hz. Ali (r.a)’den rivayetine göre Peygamberimiz (s.a.s) buyuruyor ki: “Vallahi ey Kureyşliler! Ya namazınızı kılar, zekâtınızı verirsiniz. Yahut dinin emirleri gereğince boynunuzu vurmak üzere üzerinize birini gönderirim.»
Eyüp der ki: "Namazı terk etmek küfürdür. Bunda ihtilâf yoktur"
Beyhakî’ye göre Hz. Ömer (r.a) der ki; "Bir gün adamın biri Peygamber (s.a.s)’imize gelerek: 'Ya Rasûlallah, Islâmda Allah katında en sevimli amel nedir?' diye sordu. Peygamber (s.a.s)’imiz adama şu cevabı verdi: 'Vaktinde kılınan namazdır. Namaz kılmayanın dini yoktur, namaz dinîn direğidir."
Bu konuda sahabe ve tabeinden, seleften sayısız icma ve nakil vardır. Bunlardan sadece bir kaçını nakledelim:
Abdullah b. Şakik şöyle demiştir: “Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı namazın terki dışında amellerden birinin terkini küfür görmezlerdi.”[ Tirmizî (2622)]
Ebu’z-Zubeyr, Cabir radıyallahu anh’e “Siz aranızda günahları küfür görür müydünüz?” diye sorunca şöyle demiştir: “Hayır. Kul ile küfür arasında ancak namazın terki vardır.”[Lalkâî İtikad (1537)] Mucahid de Cabir radıyallahu anh’den benzerini rivayet etmiştir.[İbn Batta el-İbane (876)]
Hasen el-Basri rahimehullah dedi ki: “Bana ulaştığına göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabı: “Kul ile şirk koşması ve kafir olması arasında özürsüz (şuursuzluk ve ikrah dışında) olarak namazı terk etmesi vardır” diyorlardı.”[ İbn Batta el-İbane (877) Lalkai İtikad (1502, 1539) Hallal es-Sunne (1372)]
Misver b. Mahrame radıyallahu anh, İbn Abbas radıyallahu anhuma ile beraber Ömer b. El-Hattab radıyallahu anh’ın yanına girdiler ve: “Namaz ey müminlerin emiri!” Ömer radıyallahu anh dedi ki: “Evet, namazı terk edenin İslam’dan nasibi yoktur.” Yarasından kan aktığı halde namazı kıldı.”[Muvatta (taharet 51) Abdurrazzak (579-581) Hallal, es-Sunne (1371)]
Ali radıyallahu anh’den: “İslam’ın üç ayağı vardır. İman, namaz ve cemaat. İman olmadan namaz kabul edilmez. İman eden de namaz kılar.”[Lalkai İtikad (4/908) İbn Ebi Şeybe İman (113)] Yani önce şirk ve küfür bulaşmamış sahih bir iman/itikat sonra salih amel (ibadetler). Müslüman olmak için ikisi de olmalıdır.
İbn Mes’ud radıyallahu anh’ın yanında: “Namazı terk ettiğini hiç görmedik” dediler. Bunun üzerine İbn Mes’ud dedi ki: “Namazın terki küfürdür.”[Lalkai İtikad (1534)]
Ebu’d-Derda radıyallahu anh’den: “Namazı olmayanın imanı yoktur.”[İbn Batta el-İbane (887) Lalkai İtikad (1536) Mervezi Tazimu Kadri’s-Salat (945) Hallal es-Sunne (1384)]
İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan: “Namazı terk eden kafir olmuştur.”[Mervezi Tazimu Kadri’s-Salat (939)]
Ebu Hureyra (radiyAllahu anhu) şöyle dedi “Rasulullah’ın ashabi, namazdan başka hiçbir amelin terkini küfr olarak görmezlerdi”(ibni Ebi Şeybe, Musannef 10495)
Mücahid İbni Cebr (radiyAllahu anhu) şöyle dedi “Cabir bin Abdullah’a “Rasulullah zamanında küfr ile imanın arasını ayıran amel ne idi?” diye sordum. ”Namaz” dedi”(Hibetullahi’t-Taberi,Usulu’s-Sunne 1538)
Namazı terk edenin kafir olduğu sahabelerden rivayet edilmiş olup, buna muhalefet eden bir sahabe bilinmemektedir. İbnu’l-Kayyım şöyle demiştir: “Daha önce bunun aynısı Muaz b. Cebel, Abdurrahman b. Avf ve Ebu Hureyre radıyallahu anhum’den zikredilmişti. Onlara muhalif olan bir sahabe bilinmemektedir.”
Namazın terkinin küfür olduğu hususu, Ebu Hanife dışında üç imamdan da nakledilmiştir. Ebu Hanife ise kafir olmaz fasık yani günahkar olur diyerek imanın tanımı hususunda sünnete muhalefet etmiştir. Gerekçesi ise bunca ayet ve hadisin kastı dinden çıkaran küfür değil mecaz anlamında olan ve kişiyi günahkar yapan küfürdür diyerek tevil etmiştir.
Namazın terki ile ilgili ihtilaflı kısım; İrtadın cezası olmuştur. Yani namazı terk edenin dinden çıktığına dair icma etmişler ama böyle bir irtadın cezası nasıl olmalı, tövbeye davet etmeden mi öldürelim yoksa davet edelim tövbe etmezse öylemi öldürelim? diye ihtilaf etmişlerdir. İmam Ahmed tövbeye davet etmeden direk öldürelim derken, imam Şafii ve Malik tövbeye davet edelim, tövbe edip halini düzeltmezse öyle öldürelim demiştir.
İbn Kesir, Meryem 59. Ayetinin tefsirinde (5/243) şöyle demiştir: “Bu yüzden seleften ve haleften imamlar ki İmam Ahmed’den ve İmam Şafii’den meşhur olduğu gibi, namazı terk edenin tekfir edilmesi görüşünde olmuşlardır.” Bu görüşü Tahavi de Muşkilu’l-Asar’da İmam Şafii’den nakletmiştir.
Bazı alimler ölüm, uyku, baygınlık, unutkanlık gibi şuur dışı durumlar ve ikrah (zorlama) gibi durumların mazeret olmadığını, namaz kılmayanın direk kafir olduğunu söylese de bu Kur'an ve sünnete göre doğru değildir.
"... Ey Rabbimiz! Unutursak veya hata edersek bizi sorumlu tutma..."(Bakara, 2/286)
"Allah, benim için, ümmetimin hata ile unutarak veya baskı ve tehdid (ikrah) altında işlemiş olduğu günahları bağışlamıştır." (İbn-i Mace, Talâk, 16)
“Kim bir namazı unutursa onu hatırladığında kılsın. Zira onun kefareti ancak budur ...” (Buhârî, Mevâkîtü’s-Salât, 37; Müslim, Mesâcid, 314)
“İkindi namazını kaçıran kimse, sanki ailesini ve malını yitirmiş gibidir.” (Buhârî, Mevâkîtü’s-Salât, 14; Müslim, Mesâcid, 200) Resullullah bahsettiğimiz bu durumlardan dolayı bir veya birkaç vakit namazını kaçıranı tekfir etmemiş fakat sevap olarak büyük bir kayıp yaşadığını söylemiştir. Resulullah zaten namaz kılmayanı müslüman kabul etmezdi. Müslüman olup namazı kılmış fakat yukarda bahsettiğimiz durumlar haricinde mazereti olmadığı halde namazı terk edeni tekfir etmiş, mürdet olduğunu yani dinden çıktığını söylemiştir.
Ebû Hüreyre'den nakledildiğine göre, Allah'ın Rasûlü konaklama yerinde, uyku basınca istirahate çekilmiş ve Bilâl (r.a)'e kendilerini sabah namaz için uyandırmasını bildirmiştir. Bilâl, nâfile namaz kılmış, sabah yaklaşınca da, hayvanına dayalı olarak uyuya kalmış. Güneş yüzlerine vuruncaya kadar aşırı yorgunluktan ne Rasûlüllah (asm) ve ne de sahabeden hiçbiri uyanmamışlardı. İlk uyanan Rasûlüllah olmuş ve Bilâl'ı uyarmıştır. Kafilenin ilerlemesinden bir müddet sonra Ashab'a abdest almaları emredilmiş, Hz. Peygamber (asm) iki rek'at namaz kılmış, sonra Bilâl kamet getirmiş ve sabah namazı cemaatle kaza edilmiştir. Sonra Allah elçisi şöyle buyurmuştur: "Her kim namazını unutursa, onu hatırladığı zaman hemen kılsın. Çünkü, Allah: 'Beni anman için namaz kıl.' (Tâhâ, 20/ 14) buyurdu." (Müslim, Mesâcid, 309; Ebu Dâvud, Salât, 11; Tirmizi, Tefsîru Sûre, 20; İbn Mâce, Salât, 10; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 47). Bir müslüman, uykudan dolayı bir namazını kaçırırsa uyanır uyanmaz o namazı iade etmeli yada bayılırsa ayılır ayılmaz geciktirmeden kılmalı veya unuttuğu için kılmamışsa hatırlar hatırlamaz o namazı iade etmeli yani günümüz tabiriyle kaza etmelidir yada bir ikrah (zorlama) durumu varsa ikrah kalkınca namaza devam etmelidir. Bu durumlar dışında namaz kılmayan veya terk eden kafir olur.
Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki: “Allah her gün beş vakit namazı kullarına farz kılmıştır. Bu namazların hakkına saygı gösterip dosdoğru kılanlar için, cennete gireceklerine dair Allah'ın vadi vardır. Kılmayanlar için cennete gireceklerine dair Allah'ın bir sözü yoktur. Dilerse onları cezalandırır, dilerse lutfu keremiyle af edip cennetine koyar.” (İbn-i Mâce, Nesâî, Ebu Davud) Mürciler bu hadise dayanarak namazı terk edenin kafir olmayacağını söylemiştir. Halbuki bu ayeti de nefislerine göre tevil ediyorlar. Hadisi dikkatlice okursanız bur da namaz kılmayanlardan bahsetmiyor. Namazını vaktinde, özenerek ve eksiksiz kılan ile vaktini geciktiren, eksik yani özensiz kılanlardan bahsediyor. Allahın, namazını güzelce, vaktinde ve eksiksiz kılan bir Müslümana cenneti vaadettiğini fakat tembellik edip, vaktinde, özenerek, eksiksiz kılmayanı ise dilerse affeder dilerse cezasını vereceğini söylemiştir.
"Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar (gerektiği gibi ve vakitlerinde kılmazlar)." (Mâûn Sûresi: 4-5) Allah namazı vaktinde ve özenli kılmayanı böyle tehdit etmişken namaz kılmayanı yada namazı terk edeni varın siz dünün. "Nihayet onların ardından namazı bırakan ve şehvetlerine uyan bir nesil geldi. Onlar bu azgınlıklarının cezasını (cehennemdeki Gayya vâdisinde) göreceklerdir."(Meryem Sûresi: 59)
Şuna da kısaca değinelim:
Kafirin/müşriğin arkasında namaz kılınmaz ve önünde imamlık yapılmaz. Çünkü müşriğin ve kafirin ibadetleri ve amelleri Allah katında kabul değildir. Eğer müşriğin arkasından namaz kılarsanız yani onu imam (önder) olarak görürseniz ki fiilen bunu söylemiş olursunuz bu küfürdür. Ve namazınızda Allah katında kabul olmaz.
Bazı özelliklerini taşısa da günümüz camileri tam olarak Mescid-i Dırar değildirler bu yüzden kılınacak bir yer olmadığında tağutların inşaa ettiği cami ve mescidlerde tek başına namaz kılmakta bir günah yoktur.
Darul Küfürde Cuma namazı farz değil fakat imkan varsa güvenlik konusunda sıkıntı yoksa müslümanlar biraraya gelip cuma namazını cemaatle kılmalıdırlar.
Sünnet'e göre Abdest alış:
Humran bin Eban şöyle dedi:
“Osman bin Affan (Radiyallahu Anh)’ı abdest alırken gördüm.
−Ellerine biraz su döktü ve onları üç kez yıkadı.
−Sonra üç kez ağzını çalkaladı ve burnuna su alıp çıkardı.
−Sonra üç kez yüzünü yıkadı.
−Sonra üç kez dirseğine kadar sağ elini yıkadı.
−Sonra sol elini aynı şekilde yıkadı.
−Sonra başını meshetti.
−Sonra üç kez sağ ayağını topuklara kadar yıkadı.
−Sonra bu şekilde sol ayağını da yıkadı. Sonra şunu söyledi:
−Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i bu benim abdest aldığım gibi abdest alırken gördüm.
Sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
‘Herkim bu benim abdestim gibi abdest alır, sonra kalkar içinden kendi kendisiyle konuşmaksızın iki rekât namaz kılarsa onun günahları bağışlanır’ buyurdu.”
(Buhari 1800, Müslim 226/3, Ebu Avane 1/238, Ebu Davud 106, Nesei 84, İbni Hibban 1060, İbni Huzeyme 23, Abdurrezzak 141, Tabarani Mucemu’s-Sagir 1/267, Beyhaki 1/53, Begavi 153)
“Ey iman edenler! Namaza dur(mak iste)diğiniz zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve ayaklarınızı da topuklara kadar (yıkayın)...”
(Maide 6)
Ayette bahsedilen uzuvları yıkamak abdestin farzlarıdır. Bunlar eksik olursa abdest gerçekleşmez. Onun dışında ise abdestin sünnetleridir. Eksik olursa abdest gerçekleşir fakat sünnet sevabından mahrum kalır.
Namazın kılınışı:
1- Kalben namaz kılacağına niyet edilir. (Dil ile sesli söylenmez, sadece kalpten namaz kılacağım diye niyet edilir)
2- Allâhu Ekber الله اكبر “Allah en büyüktür.”
Kıbleye yani Kâbe’nin bulunduğu tarafa yönelerek ayakta, eller omuz hizasına kadar kaldırılır ve Allâhu Ekber denerek namaza başlanır.
3- Namazın başında okunan dua:
“Allâhu Ekber” diyerek namaza başladıktan sonra eller göğüste sağ elin sol elin üzerine geleceği şekilde bağlanır ve “Sübhâneke” okunur.
سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، وَتَبَارَكَ اسْمُكَ، وَتَعالَى جَدُّكَ وَلاَ إِلٰهَ غَيْرُكَ
“Allahım, sana yöneldim. Ne yaparsan güzel yaparsın. Adın yücedir. Zenginliğin çok fazladır. Senden başka ilah yoktur.”
“Sübhâneke” yerine; şu ayet de okunabilir (peygamberimiz her ikisini de okumuştur) :
اِنّ۪ي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ حَنِيفًا مُسْلِمًا وَمَا أَنَاۨ مِنَ الْمُشْرِكِينَ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
لَا شَرِيكَ لَهُ وَبِذٰلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَاۨ مِنَ الْمُسْلِمِينَ
“Ben, bir Müslüman olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana doğrudan doğruya çevirdim. Ben müşriklerden değilim. Benim ibadetim, kurbanım, hayatım ve ölümüm, varlıkların Rabbi olan Allah içindir. Onun ortağı yoktur. Böyle emir aldım. Ben Müslümanlardanım.”
Sübhâneke veya diğer duayı okuduktan sonra,
4- Eûzübillâhimineşşeytânirracîm ( أعوذ بالله من الشيطان الرجيم) = Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım
5- Bismillâhirrahmânirrahîm” (بسم الله الرحمن الرحيم) = “İyiliği sonsuz ikramı bol Allah’ın adıyla” denilerek Fatiha Suresine geçilir.
6- Fatiha Suresi okunur.
Fatiha suresinden sonra herhangi bir sure veya birkaç ayet okunur.
8- Allâhu Ekber الله اكبر “Allah en büyüktür.”
Bu sözle birlikte eller omuz hizasında kaldırılır sonra rükûa varılır. Rükûda, avuçlarla dizler kavranır, dirsekler dik tutulur, baş ve vücut yere paralel hale getirilir.
9- Sübhâne rabbiye’l-azîm سبحان ربي العظيم = Pek büyük olan Rabbime boyun eğer, kulluk ederim. (Üç kere söylenmesi sünnettir)
10- Semiallâhu limen hamideh سمع الله لمن حمده = Allah, hamdedeni, yaptığı her şeyi güzel yaptığını kabul eden kişiyi işitti. (Bu söz rükûdan kalkarken söylenir)
11- Rükûdan kalkınca eller yana sarkık olarak bir süre dik durulur. Bu sırada şu duayı okumak sevaptır.
رَبَّنَا لَكَ الْحَمْدُ، حَمْدًا كَثِيرًا طَيِّباً مُبَارَكًا فِيهِ
Rabbenâ leke’l-hamd hamden kesîran tayyiben mubâreken fîh = Rabbimiz, her yaptığını güzel, çok güzel ve temiz yapmak, içine bereket koymak sadece senin yapacağın iştir.
12- Allâhu Ekber الله اكبر “Allah en büyüktür.”
Bu zikirle birlikte eller tekrar omuz hizasında kaldırılır sonra secdeye varılır.
13- Secdede dizler yere konur, ayak parmaklarının ucu öne doğru kıvrık, ayaklar dik, avuçlar yere yayılmış, alın ve burun ellerin arasındaki boşlukta yere konmuş olur. Kollar gövdeye ve yere yapışık olmaz kanat gibi iyice açılır. Karın bölgesi ile dizler arasında boşluk bulunur. Bu sırada şu zikir okunur:
سُبْحَانَ رَبِّيَ الْأَعْلَى
Subhâne rabbiye’l-a’lâ = Pek yüce olan Rabbime boyun eğer, kulluk ederim. (Üç kere söylenmesi sünnettir)
14- Allâhu Ekber الله اكبر “Allah en büyüktür.”
Bu zikirle birlikte alın yerden kaldırılır, vücut dik tutularak dizler üzerine oturulur. Eller dizlerin üstünde, parmaklar dizlerin uç tarafına doğru, kıbleyi gösterecek şekilde olur.
15- Secdede geçen süre kadar oturularak şu dua okunur:
Rabbi’ğfirlî, Rabbi’ğfirlî رَبِّ اغْفِرْ لِي رَبِّ اغْفِرْ لِي = Rabbim günahlarımı ve ayıplarımı ört, Rabbim günahlarımı ve ayıplarımı ört.
16- Allâhu Ekber الله اكبر “ Allah en büyüktür.”
17- Bu zikirle birlikte tekrar secdeye varılır ve şu zikir yapılır:
سُبْحَانَ رَبِّيَ الْأَعْلَى
Subhâne rabbiye’l-a’lâ = Pek yüce olan Rabbime boyun eğer, kulluk ederim. (Üç kere söylenmesi sünnettir)
18- Allâhu Ekber الله اكبر “Allah en büyüktür.” Bu zikirle birlikte yerden ayağa kalkılır ve ikinci rekâta başlanır.
19- Bismillâhirrahmânirrahîm” (بسم الله الرحمن الرحيم) = “İyiliği sonsuz ikramı bol Allah’ın adıyla” diyerek Fatiha Suresine geçilir.
Bundan sonrası birinci rekât gibi kılınır.
İkinci rekâtta ikinci secdeden sonra oturulur ve ettehiyyâtu duası okunur:
20- Ettehiyyâtu duası
اَلتَّحِيَّاتُ لِلَّهِ وَالصَّلَواَتُ وَالطَّيِّبَاتُ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكَ اَيُّهَا النَّبِىُّ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ اَلسَّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِاللهِ الصَّالِحِينَ اَشْهَدُ اَنْ لآاِلَهَ اِلاَّالله وَ اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًعَبْدُهُ وَرَسُولُهُ
Et-tehiyyâtu lillahi ve’s-salavâtu ve’t-tayyibât es-selâmu aleyke eyyuhe’n-nebiyyu ve rahmetullâhi ve berekâtuh. Es-selâmu aleynâ ve alâ ibâdillahi’s-salihîn. Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluh.
“Sürekli canlı olmak Allah’a mahsustur; bütün ibadetler ve bütün güzellikler de öyle. Selam sana ey nebi, Allah’ın rahmeti ve bereketi sana olsun. Bize ve Allah’ın bütün salih kullarına da selam olsun. Ben gözümle görmüş gibi bilirim ki, Allah’tan başka ilah yoktur. Yine gözümle görmüş gibi bilirim ki, Muhammed onun kulu ve elçisidir.”
21- Nebîmize salavat getirilir.
اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا صَلَّيْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ،
وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ، إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدِ
Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed kemâ salleyte alâ İbrahime ve alâ âli İbrahim inneke hamîdün mecîd.
Allahım! Muhammed’i ve takipçilerini destekle; tıpkı İbrahim’i ve takipçilerini desteklediğin gibi. Sen yaptığını güzel yaparsın, pek yücesin.
اَللَّهُمَّ بَارِكْ عَلَى مُحَمَّدٍ وَعَلَى آلِ مُحَمَّدٍ، كَمَا بَارَكْتَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَعَلَى آلِ إِبْرَاهِيمَ، إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ
Allâhümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed kemâ bârekte alâ İbrahîme ve alâ âli İbrahîm inneke hamîdün mecîd.
Allahım! Muhammed’i ve takipçilerini yücelt; tıpkı İbrahim’i ve takipçilerini yücelttiğin gibi. Sen yaptığını güzel yaparsın, pek yücesin.
Daha sonra şu dualar okunur
رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
Rabbenâ âtina fiddünya haseneten ve fi’lâhireti haseneten ve kınâ azâbe’n-nâr.
“Rabbimiz! Bize bu dünyada güzellik ver, Ahirette de güzellik ver. Bizi o ateşin azabından koru!”
رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ
Rabbena’ğfir lî ve li vâlideyye ve lil mu’minîne yevme yekûmu’l-hisâb
“Rabbimiz! Hesap görüleceği gün beni, anamı, babamı ve bütün müminleri bağışla.”
Bu sırada istenen her dua yapılabilir.
22- Namazı bitirme (sağa ve sola)
Selâmu aleykum ve rahmetullâh
اَلسَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللَّهِ
Esenlik, güvenlik ve Allah’ın ikramı size olsun.
23- Selamdan sonra şu zikir yapılır:
اَللَّهُمَّ أَنْتَ السَّلَامُ وَمِنْكَ السَّلَامُ تَبَارَكْتَ يَا ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ
Allâhümme entesselâmu ve minkesselâm tebârekte yâ zelcelâli ve’l-ikrâm
“Allahım Sen esenlik ve güvenliğin kaynağısın, esenlik ve güvenlik senden gelir. Ey çok değerli ve ikramı bol Rabbim, sen pek yücesin.”
Buraya kadar iki rekatlı namazın kılınışı gösterilmiş oldu. Dört rekâtlı farz kılacak olanlar, ikinci rekatın sonunda et-tehiyyâtu’yu okuduktan sonra Rabbena dualarını okumaz, Allâhu Ekber diyerek ayağa kalkarlar. Bismillâhirrahmânirrahîm diyerek Fatiha suresini okur, Fatihadan sonra zammı sure okumadan birinci rekâttaki gibi rükûya gider, diğer görevleri tamamladıktan sonra ayağa kalkar yine Bismillâhirrahmânirrahîm diyerek Fatiha suresini okur, sonra rükûya gider, secdelerden sonra ettehiyâttu’yu ve diğer duaları okur, selam vererek namazı tamamlamış olurlar.
Öğlen: 4 Rekat Sünnet + 4 Rekat Farz + 2 Rekat Sünnet = 10 Rekat Namaz kılınır.
İkindi: 4 Rekat Farz kılınır.
Akşam: 3 Rekat Farz + 2 Rekat Sünnet = 5 Rekat Namaz kılınır.
Yatsı: 4 Rekat Farz + 2 Rekat Sünnet = 6 Rekat Namaz kılınır.
Vitr: 1 veya 3 veya 5 veya 7... Rekat Namaz kılınır. Yatmadan önce kılınır. (Sünnet)
Teheccüd: 2+2+2+2+2+2=12 Rekat kılınır. En az 2 en fazla 12 Rekat kılınır.(Sünnet)
Kuşluk/Evvabin: 2+2+2+2+2+2=12 Rekat kılınır. En az 2 en fazla 12 Rekat kılınır.(Sünnet)
“Her gün sabah namazından önce iki, öğleden önce dört, sonra iki, akşamdan sonra iki ve yatsıdan sonra iki olmak üzere 12 rekât nafile namaz kılmaya devam eden kişiye, yüce Allah6 cennette bir köşk inşa eder.”
(Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 101)
“Kıyamet gününde kulun ilk hesaba çekileceği şey farz namazdır. Eğer bu namazları tam olarak yerine getirmişse ne güzel. Aksi hâlde şöyle denir: Bakın bakalım, bunun nafile namazı var mıdır? Eğer nafile namazları varsa, farzların eksiği bu nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer farzlar için de aynı şeyler yapılır.” (Ebû Dâvûd, Salât, 151; Tirmizî, Salât, 193)
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in revatib sünnet namazları ile ilgili hadislerine baktığımız zaman, ikindi namazının sünnetinin olmadığını görüyoruz.
İkindi namazının farzdan önce ve farzdan sonra revatib bir sünneti yoktur. Ancak hasen derecesinde şöyle bir hadis vardır:
Abdullah ibni Ömer (Radiyallahu Anhuma) şöyle dedi:
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
"İkindiden önce dört rekât namaz kılan kimseye Allah rahmet etsin’ buyurdu.”
(Ebu Davud 1271, Tirmizi 426)
Vitir Namazı
Vitir “tek”, “tek başına olan” anlamına gelir. Yatsı namazından sonra kılınan tek rekâtlı namazdır. 1, 3, 5, 7… gibi. Nebîmizin gece namazının sonları her zaman tek rekâtlı olurdu. Bu konudaki rivayetler kesindir. Kesin olmayan, bunun sayısıdır.
Nebîmiz şöyle buyurmuştur:
“Ey Kur’ân ehli, vitir namazını kılın! Çünkü Allah tektir, tek’i sever.”
“Vitir haktır. Beş rekât ile vitir namazını kılmak isteyen kılsın. Üç rekât ile kılmak isteyen kılsın ve tek rekât ile kılmak isteyen yine kılsın.”
İlk iki rekâtın bitiminde ettahiyyâtu’yu okuduktan sonra ayağa kalkılır. Fatiha ve zamm-ı sure okuduktan sonra eller namazın başındaki gibi kaldırılarak, Allâhu Ekber denir ve aşağıdaki dualar okunur:
اَللَّهُمَّ إِنَّا نَسْتَعِينُكَ وَ نَسْتَغْفِرُكَ وَ نَسْتَهْدِيكَ، وَ نُؤْمِنُ بِكَ وَ نَتُوبُ اِلَيْكَ،
وَ نَتَوَكَّلُ عَلَيْكَ وَنُثْنِى عَلَيْك اْلخَيْرَ كُلَّهُ نَشْكُرُكَ وَ لاَ نَكْفُرُكَ، وَ نَخْلَعُ وَ نَتْرُكُ مَنْ يَفْجُرُكَ.
“Allahım, biz senden yardım dileriz, günahlarımızı örtmeni isteriz, bizi yoluna kabul etmeni umarız. Sana inanır, sana yönelir ve seni kendimize vekil ederiz. Yaptığın bütün hayırları yad eder, sana teşekkür ederiz. Nankör olmayız. Sana karşı günah işleyenle ilişkimizi keser, onu terk ederiz.”
اَللَّهُمَّ اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَ لَكَ نُصَلِّى وَ نَسْجُدُ، وَ اِلَيْكَ نَسعْىَ وَ نَحْفِدُ،
نَرْجُو رَحْمَتَكَ وَ نَخْشَى عَذَابَكَ، اِنَّ عَذَابَكَ بِاْلكُفَّارِ مُلْحِقٌ
“Allahım, yalnız sana kul olur, senin için namaz kılar, secde ederiz. Sana yönelir, emrine derhal uyarız. Rahmetini umar, azabından da korkarız. Çünkü senin azabın kâfirlerin peşini bırakmaz.”
Bir rekâttan fazla kılınacaksa önce iki rekât kılınır. selâm verilir. Sonra ayağa kalkılır, Allâhu Ekber denerek bir rekatlık namaza başlanır. Fatiha ve zamm-ı sureden sonra rükûya gidilir. Rükûdan kalkınca eller kaldırılır ve şu dua okunur:
اَللَّهُمَّ اهْدِنيِ فِيمَنْ هَدَيْتَ وَعَافِنيِ فِيمَنْ عَافَيْتَ وَتَوَلَّنِي فِيمَنْ تَوَلَّيْتَ وَباَرِكْ ليِ فِيماَ أَعْطَيْتَ وَ قِنيِ شَرَّ ماَ قَضَيْتَ فَإِنَّكَ تَقْضِي وَلاَ يُقْضَي عَلَيْكَ وَإنَّهُ لاَ يَذِلُّ مَنْ وَالَيْتَ تَبَارَكْتَ رَبَّناَ وَتَعَالَيْتَ
“Ey Allahım! Hidayet verdiğin kimseler içerisinde bana da hidayet ver. Afiyet verdiğin kimseler içerisinde bana da afiyet ver. Sevdiğin kimseler içerisinde beni de sev. Bana verdiğin şeylerde bereket ver. Takdir ettiklerinin şerrinden beni koru. Senin velisi olduğun kimse alçalmaz. Sen kutlu ve yücesin ey Rabbimiz”
Sünnet namazların Kur'andan delilleri:
Nebîmizin kıldığı bu namazlara Kur’an-ı Kerim’de işaret edilmiştir. Allah Teala şöyle buyurmuştur:
فَاصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَا وَمِنْ آنَاءِ اللَّيْلِ فَسَبِّحْ وَأَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضَى
“Onların sözlerine katlan. Güneşin doğmasından önce de batmasından önce de her şeyi güzel yapması sebebiyle Rabbine kulluk et; gece vakitleri ile gündüzün bölümlerinde de kulluk et; belki memnun kalırsın.” (Tâhâ, 20/130)
Bu ayet sünnet namazların ne zaman kılınacaklarını açıklamaktadır. Farz namazların vaktini bildiren ayetlerde “namazı dosdoğru kıl.” (أَقِمِ الصَّلَاة) ifadesi geçmektedir.( Bkz: Hûd, 11/114, İsra, 17/ 78.). Fakat bu ayette “tesbih et” (وَسَبِّحْ) ifadesi geçmektedir. Bu vakitlerin farz namaz vakitlerine değil de sünnet namaz vakitlerine işaret ettiğini gösteren ayetteki “belki razı olursun” (لَعَلَّكَ تَرْضَى) ifadesidir. Eğer bu ayetteki vakitler farz namazlar için olsaydı böyle bir ifade yer almazdı. Çünkü farz olan ibadetlerde kişilerin rızaları aranmaz, kesin bir şekilde emredilir. Yine aynı şekilde Kâf suresinin 39 ve 40. ayetlerinde “tesbih et” (وَسَبِّحْ) ifadesinden sonra “güneş doğmadan önce, batmadan önce ve gece” ifadeleri sünnet namazlarının vakitlerine işaret etmektedir.
Bu anlamda Tâhâ suresi 130. ayeti incelediğimizde “güneşin doğmasından önce” ifadesi sabah namazının iki rekâtlık sünnetine, “güneşin batmasından önce” ifadesi ikindi namazının sünnetine, “gecenin anlarında” ifadesi akşam ve yatsı namazlarından sonraki iki rekata ve gece kılınan teheccüd namazına işaret etmektedir. Bu ayetteki “آنَاءِ” kelimesi çok önemlidir. Bu kelime “آن” kelimesinin çoğuludur. Arapçada çoğul ifade en az üç şeyi gösterir. “ gündüzün taraflarında” ifadesi de, kuşluk namazı ile öğleden önce ve sonra kılınan sünnet namazlara işaret etmektedir. Yine bu ifadedeki “أَطْرَافَ” kelimesi çok önemlidir. Bu kelime “طرف” kelimesinin çoğuludur. Dolayısıyla bu ifade de en az üç şeyi göstermektedir.
Bütün bunlar gösteriyor ki sünnet namazlar, Resûlullâh (s.a.v.)’ın Kur’an’dan çıkarmış olduğu doğru hükümlerden ibarettir. Zaten Allah Teala ona: “Kendinde olan ayetlerle öncekileri tasdik eden ve koruma altına alan bu kitabı, sana hak olarak indirdik. O halde aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet…” buyurmuştur. (Mâide 5/48-49).
Ayrıca bu namazlar, farz değil nafile namazlardır. Hiçbir ayette ve Resûlullâh’tan nakledilen hadislerde bu namazları kılmayanlar için, bir tehdit ve ceza öngörülmemiştir. Fakat, kılanlar için büyük mükâfatlar olduğundan bahsedilmiştir. Dolayısıyla bu namazları yani sünnet namazları terk etmekle kimse günahkâr olmaz. Bu konuda kişinin sorumluluğu, yalnızca farz namazlardır. Ama sünnetleri kılan kişi de bunların sevabını alır. Şunu da tekrar belirtelim namazda kadın-erkek ayrımı yoktur. Hepsi tamamen aynı şekilde kılar.
Yazan: Seda Arslan
Yorumlar
Yorum Gönder