Ana içeriğe atla
MÜFLİS KİMLERDİR?

Müflis, kelime anlamıyla iflas etmiş, malını kaybetmiş kişiye denir.

Manevi anlamda müflis ise şu kimselerdir:

1- Dünyada kazandığı sevapların, ibadet ve hayırların âhiretteki hesaplaşmada, haksızlık yaptığı kimselere dağıtılması sonucu, elinde sevap kalmayan ve cehennemlik durumuna düşen kimse.

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İflas eden kimdir? Biliyor musunuz?” Ashab: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bize göre, müflis parası ve malı olmayan kimsedir” dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ümmetimin müflisi o kimsedir ki kıyamet günü kıldığı namazıyla tuttuğu orucuyla ve verdiği zekatıyla getirilecek aynı zamanda işlediği günahlardan; sövdüğü zina isnadında bulunduğu, haksız yere mal yediği ve haksız yere kan akıttığı ve ona buna vurduğu şerlerde ortaya konacaktır. Ve böylece o kişi yaptıklarının hesabını vermeye oturacak ve yaptığı kötülüklere karşılık iyilikleri takas edilecektir. İyilikleri bitince takas işlemi onun günahlarının buna verilmesi bunun sevaplarının da ona verilmesiyle devam edilecektir. Sonucunda da cezasını ateşle çekmek üzere Cehenneme atılacaktır. İşte müflis budur.” (Müslim, Birr ve Sıla: 74)

2- Bir ameli riya (gösteriş, insanlar beğenisinler diye yapmak) ile yapıp, riya ile yaptığı amelin ahirette boşa gitmiş olan kimse. Çünkü Riya büyük bir günahtır. İmanı tehlikeye sokar, riya ile yapılan amel boşa gider.

“Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman etmedikleri halde mallarını, insanlara gösteriş yapmak için harcarlar. Şeytan kimin arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaştır!” (Nisa, 4/38)

“Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı pek az anarlar.” (Nisa, 4/142)

“Artık vay o namaz kılanların hâline! Ki onlar, namazlarından gaflet edenlerdir (ona ehemmiyet vermezler)! Onlar ki, riyakarlık (gösteriş için ibadet) ederler!” (Maun, 107/4-6)

"Şüphesiz ki biz, sana bu Kitab’ı hak ile indirdik; öyle ise (sen de) dinde O’na (karşı) ihlaslı (samimî) bir kimse olarak Allah’a kulluk et! Dikkat edin! Halis (gerçek) din, ancak Allah’ındır..." (Zümer, 39/2-3)

Hz. Peygamber (asm): “Ümmetim için gizli şirk ve şehvetten kaygı duyuyorum.” demiş, “Sizden sonra da hâlâ şirk olacak mı?” sorusuna, “Evet, fakat güneşe, aya, taşa ve puta tapmak şeklinde olmayacak, insanlar ibadetlerini riya için yapacaklar.” cevabını vermiştir. (Müsned, IV, 124)

Bir hadiste Cenâb-ı Hak: “İşlediği bir amelde benden başkasını bana ortak koşan kişiyi de onun şirkini de reddederim.” buyurmuştur. (Müsned, 2/301, 435; Müslim, Zühd, 46; İbn Mace, Zühd, 21)

3- Kur'an ve Sünnette olmayan veya bunlara uygun olmayan ameller  (bidaatler) yaparak ahirette amelleri boşa gitmiş kimse.


“Sözlerin en doğrusu Allah’ın Kitabıdır, yolların en hayırlısı Muhammed’in yoludur. İşlerin en şerlisi muhdes olanlardır. Dine sonradan sokulan her şey bid’attır, her bid’at dalalettir ve her dalalet ateştedir.”

Muhdes: Dinden olmayan her şeyin din adına çıkarılmasıdır. (Müslim 867, Nesei 3/188)

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Hakikat şu ki kim benden sonra terk edilmiş bir sünnetimi ihya ederse, onunla amel eden herkesin ecri kadar o kimseye sevap verilir, hem de onların sevabından hiçbir şey eksilmeden. Kim de Allah’ın ve Rasulünün rızasına uygun düşmeyen bir dalalet bid’atı icad ederse onunla amel eden insanların günahları kadar o kimseye günah yükletilir, hem de günahlarından hiç bir şey eskitilmeden.” (Tirmizi, Müslim, Ebu Davud)

4- İmanına büyük Şirk bulaştırmış ve ahirette yaptığı bütün ibadet ve amellerin boşa gittiği müşrik kimse.

"İşte bu, Allah’ın hidayetidir ki O kullarından dilediğini ona eriştirir. Eğer onlar da (Allah’ın ulûhiyetinde, hüküm ve mutlak hâkimiyetinde başkalarını öne çıkararak) şirke gitmiş olsalardı yaptıkları her şey boşa giderdi." (En'am 88)

"ALLÂH'a ortak koşanların, inkârlarına bizzat kendileri şâhidlik edip dururken, ALLÂH'ın mescidlerini i'mâr etmeleri düşünülemez. Onların bütün amelleri boşa gitmiştir. Onlar ateşte ebedî kalacaklardır." (Tövbe 17)

"Andolsun, sana ve senden önceki Peygamberlere şöyle vahyedildi: Eğer ALLÂH'a ortak koşarsan elbette amelin boşa çıkar ve elbette ziyâna uğrayanlardan olursun." (Zümer 65)

"Bu, ALLÂH'ın indirdiğini beğenmemeleri, bu sebeple de ALLÂH'ın onların amellerini boşa çıkarmasındandır." (Muhammed 47)

"De ki: 'İşleri yönünden âhirette en büyük kayba uğrayanların kimler olduklarını bildireyim mi? Onlar o kimselerdir ki dünyâ hayâtında yaptıkları işlerin karşılıkları hep boşa gidecektir. Hâlbûki kendilerinin güzel güzel işler yaptıklarını sanırlar." (Kehf 103-104)


Rabbimiz Dünya da kazanmış görünüp ahirette kaybedenlerden eylemesin. Amin!

Yazan: Seda Nur Arslan

Kaynakça:

- Kur'an meal ve Tefsirleri
- Hadis Kitapları





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

  HİKMET   Klasik sözlüklerde  hikmet  kelimesinin (çoğulu  hikem ) “yargıda bulunmak” anlamındaki  hükm  masdarından isim olduğu belirtilir; ayrıca “engellemek, alıkoymak, gemlemek; sağlam olmak” mânalarına gelen  ihkâm  masdarlarıyla anlam ilişkisi kurulur. İbn Düreyd’in tesbitine göre Arapça’daki “el-kelime mine’l-hikme” deyiminde geçen hikmet kelimesinde “alıkoymak, gem vurmak, sakındırmak” anlamı daha çok belirgindir. Zira bu deyimle kastedilen şey insanı iyi olana yönlendiren, çirkin ve kötü olandan alıkoyan sözdür. Böyle ahlâkî muhtevalı özlü sözlere hikmetin yanı sıra  hüküm  de denmektedir (Cemheretü’l-luġa, “ḥkm”). Bu iki kelimenin anlamını birbirine daha da yaklaştıran Cevherî, hikmetin ihkâmla bağlantısı sebebiyle  hakîm  kelimesine hem “işleri gereği gibi sağlam ve kusursuz yapan” hem de “âlim ve ilmî hüküm sahibi” mânalarını vermektedir. İshak b. İbrâhim el-Fârâbî ise hikmetin anlamını kısaca “mânaları idrak ...
KUR'ÂNDAKİ TESETTÜR Sözlükte “örtünmek, kuşanmak; başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek” anlamlarındaki  tesettür , terim olarak ilgilileri ve ölçüleri dinen belirlenmiş örtünme yükümlülüğünü ifade eder. Kelimenin kökünü oluşturan  setr , “örtmek, gizlemek, perdelemek, engel olmak” gibi mânalara gelir. Aynı kökten  sitr  gizlenmeye yarayan engel, perde vb. şeyler için ve mecazen “çekinme, korku, hayâ” anlamında kullanılır. Yine bu kökten türeyen  seter  “kalkan” mânasındadır;  setîr  ve  mestûr  mecazen “iffetli” demektir. Bir hadiste Allah’ın sıfatı olarak geçen setîr (sittîr) kelimesi “örten ve koruyan” şeklinde açıklanmıştır.  Tesettür ayetleri ve açıklaması: A’raf Suresi 26. Ayet :   “ Ey âdemoğulları!” Şu bir gerçektir ki size hem çıplaklığınızı örtecek hem de güzel görünmenizi sağlayacak giyim-kuşam (yapma bilgisini) öğrettik. Ama sizi koruyan ve sakınmaya yarayan takva elbi...
ALLAH'IN NÛR'U Allah Nurunu tamamlayacak mı yoksa tamamladı mı? Bunca ayet ortadayken bir ayeti cımbızlayıp, Allah Nurunu tamamlamamış diye ortaya koyup İsa gelecek, Mehdi gelecek, şu gelecek bu gelecek, şöyle olacak, böyle olacak diyerek yıllarca insanları kandırdılar sanki başka kurtuluş yolları yokmuş gibi. Ve tamamlanmış Nurdan uzaklaştırıp Bâtıl şeylerle meşgul ettiler. Nasıl mı? "Onlar ağızlarıyla (türlü yalan ve iftiralarla, şirk ve inkâr sözleriyle) Allah’ın, nurunu söndürmek (yeryüzünde geçersiz kılmak) istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu, tamamlayacaktır. Çünkü müşrikler istemese de dinini bütün dinlere üstün kılmak için resulünü hidayet ve hak din ile gönderen O'dur." (Saff 8, 9) Bu ayete baktığımızda zalimler Allah'ın nurunu söndürmeye çalışıyorlar diyor.  Allah'ın Nur'unu nasıl söndürmeye çalıştılar/çalışıyorlar? "Küfre sapanlar dediler ki: “Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) gürültü edip yaygara...