Ana içeriğe atla
                             EVRENİN KEŞİF ÖYKÜSÜ

Dünya, oksijen ve silisyum temelli metalik çekirdekli (çekirdeğinde erimiş demir bulunan) bir gezegendir. Yüzeyi ise daha çok suyla kaplıdır. Kendi etrafında 24 saatte ve Güneş adındaki yıldızın etrafında ise 365 günde bir tur atarken hayatla dolup taşıyor.
Güneş ise genelde Hidrojen ve Helyumdan oluşuyor. Yüzeyi neredeyse 5538 santigrat derecedir. Güneşimiz her bir saniyede 700 milyon ton Hidrojeni 695 milyon ton Helyuma çevirerek enerji ortaya çıkarıyor. Güneş yörüngesinde Dünyanın yanı sıra Merkür'den Neptün'a kadar 7 gezegen daha bulunduran ve yaklaşık 4,5 milyar yıl önce oluşmuş güneş sisteminin merkezi. Bu sistem durağan değil. Güneş sistemimiz dönüyor. Uzayda saniyede 215 kilometre hızla hareket ediyor. Devasa bir yıldız ve yıldız sisteminin içinde hiç durmadan dönüyor. Samanyolu galaksisi adı verilen bu yapıda 200 milyar tane yıldız olabilir ve  bu yıldızların 6 milyar tanesi bizim galaksimiz gibi gezegenli sistemleri olduğu düşünülüyor. Güneş sistemimiz Samanyolu'nun merkezi içerisinde dönen dış kollardan birinde bulunuyor. Samanyolu görebildiğimiz evreni oluşturan 125 milyardan fazla galaksiden yalnızca biri. İşte evren bu... 
Gerçekten çok büyük daha da büyüyor ve genişliyor. Mademki evren genişliyor demek ki daha küçüktü. Yani 13,7 milyar yıl önce evren bir atomdan daha küçük, inanılmaz derecede daha küçüktü. Sonra bir şey oldu bir anda hepsi genişledi. İşte her şey böyle başladı. Bunun adı Büyük Patlama...
Başlangıçta yapılan basit gökyüzü gözlemleriyle dünyanın dönmeden sabit olduğu düşünülüyordu. Antik Yunanlılar matematiği kullanarak gökteki en bariz komşularımız olan ay ve güneşe dair detaylı bilgilere ulaşmışlardı. Dünyanın yuvarlak olduğunu biliyorlardı. Gölgelere bakarak dünyanın büyüklüğünü yüzde on hata payıyla hesaplayabiliyorlardı. Dünya ve ay arasındaki mesafeyi hatta daha zorlu bir hesaplamayı gerektiren dünya ve güneş arasındaki mesafeyi de hesapladılar. Antik yunanlılar iki tip yıldız olduğunu fark etti. Çoğu sabit, küçük ve birlikte hareket eden yıldızlar... Küçük bir kısmıysa daha büyük ve rastgele hareket edenlerdi. Yada öyle görünüyorlardı. Onlar gezegenlerdi. Onların hareketlerini tespit etmek yüz yılar süren bir görev oldu. Yunanlılar çıplak gözle 5 tane gezegen görebildiler ve bunlara tanrılarının isimlerini verdiler; Merkür, Venüs, Mars, Satürn ve Jüpiter.
Antik gök bilim M.Ö 4. yüzyıl bilim adamı Aristo'nun ortaya attığı bir evren konsepti kullanılıyordu. Aristoya göre evrenin merkezinde dünya vardı. Güneş, ay ve bütün gezegenler billurdan kürelerin içinde dünyanın etrafında dönüyordu. Aristonun ortaya attığı evren sonluydu, bir küreydi. Aslında soğan gibiydi. İç içe geçmiş bir sürü küre içeren bir soğan gibi.. (Dünyanın yuvarlak olduğunu iddia eden ilk kişi Aristodur. Pisagor diyenlerde vardır.)
1. yüzyıl gök bilimcisi Batlamyus Aristonun görüşüne gezegenlerin yörüngelerine tutarlı biçimde hesaplayarak geliştirdi. Gezegenler hiçte rastgele hareket etmiyordu. Dış çember denilen karmaşık dairesel hareketler kullanan Batlamyus gezegenlerin yörüngelerini ve değişen hızlarını hesaplayabildi. Başka bir deyişle Batlamyusun sistemi gezegenlerin davranışını güvenilir biçimde öngörüyordu. Batlamyusun sistemi inanılmaz derece karmaşıktı. Bütün gezegenleri farklı farklı  yörüngülerde hareket ettiriyordu. Batlamyusun sistemi evreni tam olarak çözümleyememişti.
1000 yıl sonra yani M.S 15.yy da güneş merkezcilik adı verilen bu fikir evrenin merkezinin dünya değil güneş olduğunu iddia etti. Bu fikir hristiyan ruhbanları rahatsız etti. Güneş merkezli evren fikrinin güçlü ismi dindar bir hristiyan olan Nicolaus Copernicustu. Batlamyusun karmaşık gök mekaniği Copernicus'un kafasını karıştırıyordu. Ama zarif bir çözüme ulaştı. Dünya'yı Güneş sisteminin merkezinden aldı onun yerine her şeyi kalbine güneşi koydu. Copernicus gezegenleri Güneş'in etrafında bir döngüye koyduğumda etrafındaki bir turu yaklaşık olarak 3 ayda tamamladığı Merkür'ün otomatikman güneşin en yakınına düştüğünü keşfetti bir turunun yaklaşık 30 yılda tamamlayan en yavaş gezegen Satürn ise otomatikman en dışta kalıyordu. Copernicus yörüngenin büyüklüğü ile periyodu arasındaki harmonik bağdan başka hiçbir biçimde daha emin olunamayacağını yazdı. Bu adeta sihirli bir bağdı.  Copernicus dünyanın kendi etrafında döndüğünü de iddia etti. Kendi ekseni etrafında 24 saat de tam bir tur atıyordu. Hareket eden gökyüzü değil bizdik yani yıldızların her gece geçiyor gibi görünmesi dünyanın dönüşünden kaynaklanan bir yanımsamandan ibaretti. Kiliseden korkan  Copernicus teorisini ölüm döşeğinde açıkladı. Göksel kürelerin dönüşümü kitabı vardı Bu kitabı Johannes Kepler alıp geliştirdi. Evrenin merkezinin dünya değil güneş olduğunu halka ilan eden ilk kişi Kepler idi. Kepler gezegenlerin Güneş etrafında mükemmel çemberler üzerinde değil elips şeklinde yörüngeler üzerinde hareket ettiği hipotezi ortaya attı. Copernicusun teorisini bir adım daha ileri götürdü. Gezegenlerin güneşe yaklaşırken süratlerinin arttığını, uzaklaşırken süratlerinin düştüğünü fark etti. Kepler uzayda hareket eden gezegenlerin hızını etkileyenin güneş olduğunu anladı yani güneş dev bir mıknatıs gibi davranıyordu. Fakat nasıl olduğunu daha anlayamamıştı. Daha sonra 17 yüzyılda İtalyan gök bilimci Galileo Galilei, Copernicus ve Kepler'in güneşin ve güneş sisteminin merkezinin adlı teorilerini alacak ve bu teorileri hiçbir şüpheye yer bırakmadan ispatlayacaktı. Bu ispatı ise tarihin gidişatını değiştirecek bir teknoloji ile yapacaktı; Teleskop... İlk teleskop  tasarımını yapan yani ilk teleskobu icat eden Galileo dur. Galileo Teleskobu ile binlerce yıldız daha gördü. Kraterler ile oyulmuş bir ay,  Jüpiter'in etrafına dizilmiş uydular, dev kulaklı bir Satürn gördü.  Her şeyden önemlisi Galileo, Venüs'ün ayımız gibi evreler geçirdiğini gördü. Bu Venüs'ün de Güneş'in etrafında döndüğünü ve Güneş merkezli yıldız sisteminin kanıtıydı. Dünyanın da diğerleri gibi bir gezegen olduğunu kanıtladı. Teleskop antik insan ile modern insan arasındaki çizgi oldu. Kilisenin ortaya attığı düz dünya mantığı tamamen çöktü. Teleskopla aktif olarak ilk modern gözlemi yapan bilim adamı Galileo dur.  Galileo'nun ölmeden önce yazdığı son eserinde kazayla Keplerin güneşin gezegen hareketinin yaptığı ilginç etkiye dair bulmacasını aydınlattı. Bulduğu gelecek kuşaklara büyük patlama teorisi için yol gösterecek bir ipucu oldu. Galileo'nun yayınlanan son eseri düşen nesnelerin özelliklerini ele alıyordu ve nesnelerin kütlesi ne olursa olsun hızlarının aynı ivme ile arttığını söylüyordu. 1643 de Doğan Newton gezegenleri hareket ettiren mekanizmayı açıkladı. Yalnızca gezegenleri değil her şeyin hareketini açıklayacaktı. Gezegenlerden elmalara kadar kozmosun dilinin matematik olduğunu o gösterdi. Galileo Kütle çekimi yani Yer çekimi kuvvetini buldu her şeyi bir arada tutan o kuvvete Yer çekimi kuvveti dedi. Newton kütle çekimini gözlemlemek ile kalmadı onu kanıtlanabilir bir denklem olarak düşündüğü kütle çekiminin bir enerji nesneleri Dünya ve gezegenler gibi nesneleri bir arada tutarak uzayın derinliklerinde uçmalarının önüne geçen bir tür bağ olduğunu gösterdi. Evrendeki bütün nesneleri etkileyen  bu kuvvet evrene düzen veriyordu ve bu Kütle çekimi fizik bilimi tanımlanabiliyordu yani fizik kanunlarının ilk gören kişi Newtondur. Newton'un koyduğu kanunlar neredeyse her şeyi açıklıyordu. Newton hareketinin kanunlarının evrensel çekim yasasını ifade etti. Doğanın kanunları'nı tanımlamak için gözlem ve matematiği  kullanarak bilimde yeni bir çağ başlattı. Aslında elmanın yere düşüş ivmesinin ayın dünya etrafındaki düşüş ivmesi ile doğrudan bağlantılı olduğunu gösterdi. Çünkü gezegenlerin Güneş etrafındaki hareketlerini  belirleyen kanunların ay ve Dünya'nın hareketlerinin belirlediğini biliyordu. Newton bir kitabında  gelgitlerin Hareket halindeki gezegenlerin hızını ve hatta Dünya'nın şeklinin kütle çekim  yasasıyla açıklanabileceğini gösteriyordu. Çünkü  kütlesi olan her şeyi kütlesi olan başka her şey üzerine bir çekim kuvveti uyguluyordu. Ay okyanusları çekiyor, dünya ayı, Güneş Dünya'yı çekiyordu. Bu nesneler birbirlerine ne kadar yakınsa birbirlerini o kadar büyük bir kuvvetle çekiyorlardı. 200 yıl yani 20. yüzyılda Newton dehasına Albert Einstein meydan okuyacaktı. Yalnızca yeni fizik kanunları çıkarmayacak aynı zamanda evreni baştan vurgulayacak ve fikirleri ile uzay ve zaman da bir devrim yapacak. (E=mc2) Önceki bilim adamları sonlu bir Evren düşünüyorlardı fakat Einstein sabit ve sonsuz bir evren düşünüyordu. Einstein 1905'te uzay ve zaman arasındaki bağı incelediği özel görecelik teorisinin yayınladı. Einstein'ın teorisine göre evren genişliyordu ya da büzüşüyordu. Ama genel Görelilik teorisi evrenin genişliyor olabileceğini gösteriyordu. Fakat Einstein bunu gösteremedi. Einstein bilmeden bizi evrenin bir başlangıcı olduğu düşüncesine itti. 20. yy da papaz George lamettre evrenin bir başlangıcı olduğunu zamanında bir başlangıcı olduğunu söyledi yani evrenin doğduğunu iddia ediyordu. Evrenin genişlediğini söyleyen ilk kişi papaz George lemaitre oldu. George uzun süre Einstein'ın teoriler üzerinde çalıştı ve sonra radikal bir fikir ortaya attı. Evrenin durağan olmadığını ve genişlediğini söyledi. Lamettre evrenin başlangıçtaki halini şöyle yorumluyordu; İlkel bir atom sonsuz yoğunluk ve sıcaklıktaki kozmik yumurta da geçmişte bir anda patlamıştı. Evren'i harekete geçirecek bildiğimiz her şeyin dizilimini oluşturmuştu daha sonra 1925'te Los Angeles üzerindeki dağlarda çalışan gök bilimcisi Edwin Hubble teleskobuyla Einstein'ın kozmolojik sabitini yok eden evrene bakışınızı değiştirecek bir şey gördü. 1925'te önce bizler sadece Samanyolu galaksisinin olduğunu biliyorduk. Hubble günün en gelişmiş teleskobu kullanarak evrenin derinliklerine inceledi. Bu yüzden en gelişmiş teleskop Hubble Teleskobu dur. Güneş'in Samanyolumuzun içindeki yıldızlardan Sadece biri olduğunu gösterdi ve daha sonra Hubble bir Galaksi daha keşfetti ve bu galaksinin Samanyolu'ndan bir milyon ışık yılı uzaklıkta olduğunu hesapladı. Evrenin birçok galaksiden oluştuğunu ve bu galaksilerin bizim galaksiden  gittikçe uzaklaştığını keşfetti. Sadece bizim galaksiden uzaklaşmakla kalmıyor diğer galaksilerden de uzaklaşıyordu yani Evren her saniye daha da genişliyordu.  Hubble elindeki verileri kullanarak evrenin yaklaşık 2 milyar yaşında olduğunu söyledi. Hubble Evren'in yaşını bulmak için kullandığı formül doğruydu ama ölçümleri hatalıydı daha sonra Hubbleye karşı bir teori ortaya atıldı; Kararlı Hal teorisi... Bu teori ilker atom teorisini reddediyordu ve durağan evren'i destekliyordu. Bu teoriyi gök bilimci Fretthold ortaya attı yani başı sonu olmayan kararlı halde olan bir evren olduğunu söylüyordu. Birde Nukleaz Sentez teorisini de ortaya attı. Bu teoriye göre Hidrojen ve Helyum baştan beri var fakat Azot ve Karbon gibi bütün ağır elementler sonradan yıldızların sıcaklık merkezlerinde ve Süpernova patlaması sonucu oluşmuş. Hold hakettiği yanıtı Lamattrenin ilkel atom teorisi meraklısı olan Rus fizikçi George Gamolf'tan aldı. Gamolf elementlerin büyük patlama ile ortaya çıktığını söyledi. Çünkü Fretthol bütün elementlerin helyumdan ve Hidrajen zaten vardı, diğer elementler yıldızlardan çıktığını söylüyordu. Gamolf ise büyük patlama ile hepsi vardı zaten diyordu. Gamolf bu fikrini Routher Alfora sormak zorunda kaldı ve aslında bu  fikri geliştirerek bir sorunca vardıran asıl kişi Router Alfor dur. Böylelikle büyük patlamayı destekleyen güçlü bir ipucu buldu fakat hidrojen ve helyum dışındaki elementler hakkında bir şey söyleyemiyordu. Kosmos bize durmadan 1 cevap fısıldırıyordu. Kosmos; arkaplan radyasyon teorisi George Gamaolf ve öğrencilerinin teorisiydi bu. Daha sonra evrenin sonsuz olmadığını buldular. Fizikçi Robert Diki ve meslektaşları bir radyo metre yapıp yüzünü gökyüzüne çevirdiler. Bu esnada makinadan sesler geldiğini gördüler. İlk başta bir arza olduğunu düşündüler fakat değildi. Bu sesin evrenin her yerinde geldiğini ve büyük patlamadan kalan ses olduğunu anladılar. Yani arta kalan radyasyon dalgalarıydı. Böylelikle Kararlı Hal teorisini çökerttiler ve Büyük Patlamayı kanıtladılar. Fakat hala Fretthold'un ortaya attığı Nükleaz sentezi teorisi tam çökertilmedi. Evrenin iki ucundaki sıcaklıkta aynıydı. Wimeb uydusu gibi modern aletler ile evrenin yaşı ve birçok şey hakkında somut bilgiler elde edildi. Bu uydu sayesinde Büyük patlama ve Nükleaz sentezi doğrulandı. Son olarak evrenin nasıl yok olacağına dair ortaya atılan teori ise Büyük Yırtılma teosidir. Bunlar bildiklerimiz bilmediklerimiz ise daha fazla...

Velhasıl hepimiz biyolojik olarak birbirimize, kimyasal olarak dünyaya ve atomik olarak da evrene bağlıyız. Biz evrendeyiz evrende bizde...

                                                                     
  Yazan: Seda Eryiğit





Yorumlar

  1. gayet başarılı burda yazılanlar elinize sağlık 😊 Rabbim ilminizi arttırsın daha nice insanlara ulaşabilmeniz ümidiyle...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

  HİKMET   Klasik sözlüklerde  hikmet  kelimesinin (çoğulu  hikem ) “yargıda bulunmak” anlamındaki  hükm  masdarından isim olduğu belirtilir; ayrıca “engellemek, alıkoymak, gemlemek; sağlam olmak” mânalarına gelen  ihkâm  masdarlarıyla anlam ilişkisi kurulur. İbn Düreyd’in tesbitine göre Arapça’daki “el-kelime mine’l-hikme” deyiminde geçen hikmet kelimesinde “alıkoymak, gem vurmak, sakındırmak” anlamı daha çok belirgindir. Zira bu deyimle kastedilen şey insanı iyi olana yönlendiren, çirkin ve kötü olandan alıkoyan sözdür. Böyle ahlâkî muhtevalı özlü sözlere hikmetin yanı sıra  hüküm  de denmektedir (Cemheretü’l-luġa, “ḥkm”). Bu iki kelimenin anlamını birbirine daha da yaklaştıran Cevherî, hikmetin ihkâmla bağlantısı sebebiyle  hakîm  kelimesine hem “işleri gereği gibi sağlam ve kusursuz yapan” hem de “âlim ve ilmî hüküm sahibi” mânalarını vermektedir. İshak b. İbrâhim el-Fârâbî ise hikmetin anlamını kısaca “mânaları idrak ...
KUR'ÂNDAKİ TESETTÜR Sözlükte “örtünmek, kuşanmak; başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek” anlamlarındaki  tesettür , terim olarak ilgilileri ve ölçüleri dinen belirlenmiş örtünme yükümlülüğünü ifade eder. Kelimenin kökünü oluşturan  setr , “örtmek, gizlemek, perdelemek, engel olmak” gibi mânalara gelir. Aynı kökten  sitr  gizlenmeye yarayan engel, perde vb. şeyler için ve mecazen “çekinme, korku, hayâ” anlamında kullanılır. Yine bu kökten türeyen  seter  “kalkan” mânasındadır;  setîr  ve  mestûr  mecazen “iffetli” demektir. Bir hadiste Allah’ın sıfatı olarak geçen setîr (sittîr) kelimesi “örten ve koruyan” şeklinde açıklanmıştır.  Tesettür ayetleri ve açıklaması: A’raf Suresi 26. Ayet :   “ Ey âdemoğulları!” Şu bir gerçektir ki size hem çıplaklığınızı örtecek hem de güzel görünmenizi sağlayacak giyim-kuşam (yapma bilgisini) öğrettik. Ama sizi koruyan ve sakınmaya yarayan takva elbi...
ALLAH'IN NÛR'U Allah Nurunu tamamlayacak mı yoksa tamamladı mı? Bunca ayet ortadayken bir ayeti cımbızlayıp, Allah Nurunu tamamlamamış diye ortaya koyup İsa gelecek, Mehdi gelecek, şu gelecek bu gelecek, şöyle olacak, böyle olacak diyerek yıllarca insanları kandırdılar sanki başka kurtuluş yolları yokmuş gibi. Ve tamamlanmış Nurdan uzaklaştırıp Bâtıl şeylerle meşgul ettiler. Nasıl mı? "Onlar ağızlarıyla (türlü yalan ve iftiralarla, şirk ve inkâr sözleriyle) Allah’ın, nurunu söndürmek (yeryüzünde geçersiz kılmak) istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu, tamamlayacaktır. Çünkü müşrikler istemese de dinini bütün dinlere üstün kılmak için resulünü hidayet ve hak din ile gönderen O'dur." (Saff 8, 9) Bu ayete baktığımızda zalimler Allah'ın nurunu söndürmeye çalışıyorlar diyor.  Allah'ın Nur'unu nasıl söndürmeye çalıştılar/çalışıyorlar? "Küfre sapanlar dediler ki: “Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) gürültü edip yaygara...