Ana içeriğe atla
                        KABE'NİN ÖNEMİ

Bismillah!
Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. 
Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.

Allah'ın Selamı ve mağfireti hidayete tabi olanların üzerine olsun!

Kâbe yeryüzünde sırf Allah’a ibadet edilmek için inşa edilen Allah’ın ilk evidir. Bundan dolayı Allah ona şeref ve kudsiyet vermiş, insanlara onu haccetmelerini emretmiş, onun bulunduğu toprakları emin kılmıştır. Oraya giren insan tehlikelerden emin olur.

Kâbe bu kadar kutsi ve önemli olmasına rağmen, Müslümanlar onun sadece taşlardan ibaret bir yapı olduğunu ve onun herhangi bir zarar veya fayda sağlayamayacağını bilirler.
Allah-u Teâlâ İbrahim aleyhisselam’ı putları ve tağutları yıkmak ve yeryüzündeki bütün şirk izlerini ortadan kaldırmak için gönderdiğinde, ondan yeryüzünde tevhidin simgesi olacak bir alamet ve işaret bırakmasını istedi. İşte bu alamet ve işaret Kâbe’dir. Bunun için Kâbe’yi gördüğümüzde ve onu ziyaret ettiğimizde; putlara ve tağutlara ibadetlerin kaldırılıp bütün ibadetlerin yalnız Allah’a has kılınması gerekliliğini hatırlatan, yapılan ibadetlerde Allah’a hiçbir şekilde şirk koşulmaması gerekliliğini ve şirk koşularak yapılan ibadetlerin Allah katında batıl olduğunu hatırlatan bir simgeyle karşılaşırız.
Kâbe’nin İslâm’daki anlamı işte budur. Yoksa gidip ondan yardım istenilen veya ona ibadet edilen cahiliye putlarından bir put değildir. İşte bu gerçeğe Ömer b. Hattab’ın sözü açıkça işaret etmektedir.

Ömer radıyallahu anh Kâbe’de bulunan Hacer’ül- Esved (siyah taş) hakkında şöyle demiştir:
“Ben senin taş olduğunu ve ne bir fayda ne de bir zarar veremeyeceğini biliyorum. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ’in seni öptüğünü görmeseydim, seni asla öpmezdim.” (Müslim)

Kâbe’yi hacca gidenlerin, tavaf ederken söylemeleri emredilen sözler de Kâbe’nin İslâm’daki yerini ve neyin simgesi olduğunu açıkça gösterir. Müslümanlar onu tavaf ederlerken şöyle derler:
،َةَمْعِّنلاَو ،َدْمَْلْا َّنِإ ،َكْيَّبَل َكَل َكيِرَش َلا َكْيَّ بَل ،َكْيَّبَل َّمُهَّللا َكْيَّ بَل
َكَل َكيِرَش َلا ،َكْلُمْلاَو َكَل
“Lebbeyk Allahümme lebbeyk, La şerike leke lebbeyk, innel hamde ven-ni’mete leke ve-l mülk. La şerike lek.”
Yani; Senin emrindeyim, Allah’ım senin emrindeyim. Senin ibadette hiçbir ortağın yoktur. Senin emrindeyim. Bütün hamd, ni’met ve hükümranlık senindir. Senin ibadette hiçbir ortağın yoktur.”

Kâbe’nin kudsiyeti Allah-u Teâlâ’nın ona bu kudsiyeti vermesinden kaynaklanır. Bu hürmetin sebebi de tavaf esnasında söylenen sözler açıkça ifade etmektedir. Kâbe’ye duyulan hürmet bir taş olmasından dolayı değil, onun inşa ediliş gayesi ve temsil ettiği davanın yüceliğindendir. Kâbe’de bu gaye ile tavaf ve ziyaret edilir. Bunun için Kâbe’yi ziyaret ederken kişinin her türlü şirk ve küfür bataklığından ve cahiliye inançlarından arınmış olarak, bütün ibadetlerini yalnız Allah’a has kılmış bir şekilde onu tavaf etmesi gerekir.

Günümüzde Müslüman olduğunu iddia eden birçok kimsenin Kâbe’ye Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanındaki müşrikler gibi hürmet göstermeye ve Kâbe’yi onların tavaf ettikleri gibi tavaf etmeye başladıklarına şahit olmaktayız. Evet, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanındaki müşrikler Kâbe’ye hürmet gösterirler, haccederler ve tavaf ederlerdi. Fakat onlar Kâbe’yi tavaf etmeden birçok şirkler koşarlar ve Kâbe’yi tavaf ederken şöyle derlerdi: “Emrindeyim, Allah’ım emrindeyim. Senin or- tağın yoktur. Ancak senin bir ortağın vardır ki o da senin hükmün altındadır. Sen ona ve onun sahip olduklarına hükmedersin.” (Siyer-iİbn-i Hişam)

Zamanımızda Müslüman olduğunu iddia eden birçok kişi Kâbe’yi tavaf ederken gerçi o müşriklerin kullandığı sözleri kullanmıyorlar, hatta Allah’ın emrettiği sözleri kullanıyorlar, fakat daha Kâbe’ye gelmeden Allah’a defalarca şirk koşuyorlar. Nasıl mı? Bir kısmı kendi kafalarından uydurdukları bir takım evliya ve veli mezarlarını ziyaret edip onlara kurban kesmek, onlardan yardım ve şefaat istemek suretiyle onlara ibadet edip Allah’a şirk koşuyorlar. Bir kısmı ise bütün hayatını Allah’ın indirdikleri ile hükmetmeyen tağutlara itaat ederek geçirmiş, dolayısıyla hükmünde Allah’a ortak koşarak insanlara ibadet eden mahlûkatın en bedbahtı olmuş bir surette Kâbe’ye geliyor. İşin en enteresan tarafı ise, kendisini Müslüman zanneden insanları kandırmak ve onlara kendisinin de Müslüman olduğu imajını vermek için bizzat Allah’ın indirdiği hükümlerin dışında hükümlerle hükmeden tağutlar da Kâbe’yi hacca geliyorlar. Bütün bu insanlar Kâbe’yi tavaf ederken söyledikleri sözlerin tam tersini yapıyorlar ve aynen arap müşriklerinin yaptıkları gibi Allah’la beraber birçok şeye de ibadet ediyorlar. Hâlbuki Kâbe’yi tavaf kuru kuruya bir tavaf değil, her türlü şirkten ve küfürden arınmış olarak söz ve amelle Allah’ı birlemek suretiyle gerçekleştirilebilecek bir tavaftır.
Yeri gelmişken bugün Kâbe’yi himaye eden devlete de değinmeden geçemeyeceğiz. Bugün Kâbe’yi himaye eden devlet olan Suudi Arabistan İslâm’ı sadece bir takım ceza ve hükümleri tatbik etmek şeklinde görmekte ve bunları yapmakla İslâm devleti olabileceğini iddia etmektedir. Oysa İslâm devleti hayatının her alanında yalnız Allah’ın hükümleriyle hükmeden devlettir. İslâm devleti cezalar ve müeyyidelerde olduğu gibi, iç ve dış siyasetinde de tamamıyla Allah’ın hükümleriyle hükmeden devlettir. Hâlbuki bugün Suudi Arabistan iç ve dış siyasetinde Allah’ın hükümlerine açıkça zıt bir siyaset izlemektedir. Bu devlet açıkça Allah’ın hükümleri dışında hükümlerle hükmeden birçok küfür devletini Müslüman sayıp onlara yardım etmektedir.
Hâlbuki İslâm’a göre Allah’ın kâfir saydığını Müslüman görmek ve kâfirlere yardım edip onları desteklemek apaçık küfürlerdendir. Bugün bu devlet Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanındaki Arap müşrikleri kadar bile olamamaktadır. O Arap müşrikleri oraya gelen hacılar için çeşitli müesseseler oluşturarak onları yedirip içirir ve ağırlardı. Bugün bu devlet bırakın oraya gelen hacıları yedirip sulamayı ve barındırmayı, oraya giden hacılardan “toprak bastı” ismi altında ayrıca bir haraç almak suretiyle bu kutsi ibadeti bir ticaret vesilesi haline getirmiştir. Bugün Müslümanlara düşen görev Kâbe’yi tekrar Allah’ın istediği şekilde her türlü şirkten temizlenmiş olarak yalnız Allah’a ibadet edilen bir yer haline getirebilmek için var gücüyle çalışmaktır...


Yazan: Abdurrahman el-Muhacir




Yorumlar

  1. ALLAH SİZİN BİLDİKLERİNİZİ BİZEDE NASİB ETSİN ALLAH SİZDEN RAZI OLSUN SİZİ FİRDEVS CENNTİNDE AĞIRLASIN İNŞALLAH CENNETTE ALLAH RESULU VE SİZİNLE KOMŞU OLMAYI NASİP ETSİN

    YanıtlaSil
  2. Rabbim Kabe'nin hakiki önemini idrak eyleyen lerden eylesin

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

  HİKMET   Klasik sözlüklerde  hikmet  kelimesinin (çoğulu  hikem ) “yargıda bulunmak” anlamındaki  hükm  masdarından isim olduğu belirtilir; ayrıca “engellemek, alıkoymak, gemlemek; sağlam olmak” mânalarına gelen  ihkâm  masdarlarıyla anlam ilişkisi kurulur. İbn Düreyd’in tesbitine göre Arapça’daki “el-kelime mine’l-hikme” deyiminde geçen hikmet kelimesinde “alıkoymak, gem vurmak, sakındırmak” anlamı daha çok belirgindir. Zira bu deyimle kastedilen şey insanı iyi olana yönlendiren, çirkin ve kötü olandan alıkoyan sözdür. Böyle ahlâkî muhtevalı özlü sözlere hikmetin yanı sıra  hüküm  de denmektedir (Cemheretü’l-luġa, “ḥkm”). Bu iki kelimenin anlamını birbirine daha da yaklaştıran Cevherî, hikmetin ihkâmla bağlantısı sebebiyle  hakîm  kelimesine hem “işleri gereği gibi sağlam ve kusursuz yapan” hem de “âlim ve ilmî hüküm sahibi” mânalarını vermektedir. İshak b. İbrâhim el-Fârâbî ise hikmetin anlamını kısaca “mânaları idrak ...
KUR'ÂNDAKİ TESETTÜR Sözlükte “örtünmek, kuşanmak; başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek” anlamlarındaki  tesettür , terim olarak ilgilileri ve ölçüleri dinen belirlenmiş örtünme yükümlülüğünü ifade eder. Kelimenin kökünü oluşturan  setr , “örtmek, gizlemek, perdelemek, engel olmak” gibi mânalara gelir. Aynı kökten  sitr  gizlenmeye yarayan engel, perde vb. şeyler için ve mecazen “çekinme, korku, hayâ” anlamında kullanılır. Yine bu kökten türeyen  seter  “kalkan” mânasındadır;  setîr  ve  mestûr  mecazen “iffetli” demektir. Bir hadiste Allah’ın sıfatı olarak geçen setîr (sittîr) kelimesi “örten ve koruyan” şeklinde açıklanmıştır.  Tesettür ayetleri ve açıklaması: A’raf Suresi 26. Ayet :   “ Ey âdemoğulları!” Şu bir gerçektir ki size hem çıplaklığınızı örtecek hem de güzel görünmenizi sağlayacak giyim-kuşam (yapma bilgisini) öğrettik. Ama sizi koruyan ve sakınmaya yarayan takva elbi...
ALLAH'IN NÛR'U Allah Nurunu tamamlayacak mı yoksa tamamladı mı? Bunca ayet ortadayken bir ayeti cımbızlayıp, Allah Nurunu tamamlamamış diye ortaya koyup İsa gelecek, Mehdi gelecek, şu gelecek bu gelecek, şöyle olacak, böyle olacak diyerek yıllarca insanları kandırdılar sanki başka kurtuluş yolları yokmuş gibi. Ve tamamlanmış Nurdan uzaklaştırıp Bâtıl şeylerle meşgul ettiler. Nasıl mı? "Onlar ağızlarıyla (türlü yalan ve iftiralarla, şirk ve inkâr sözleriyle) Allah’ın, nurunu söndürmek (yeryüzünde geçersiz kılmak) istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu, tamamlayacaktır. Çünkü müşrikler istemese de dinini bütün dinlere üstün kılmak için resulünü hidayet ve hak din ile gönderen O'dur." (Saff 8, 9) Bu ayete baktığımızda zalimler Allah'ın nurunu söndürmeye çalışıyorlar diyor.  Allah'ın Nur'unu nasıl söndürmeye çalıştılar/çalışıyorlar? "Küfre sapanlar dediler ki: “Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) gürültü edip yaygara...