VESVESE VE ŞÜPHE
Bismillah!
Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.
Allah'ın Selamı ve mağfireti hidayete tabi olanların üzerine olsun!
Fısıltı, söz, fiskos, kuruntu, işkil demek olan vesvese yaygın olarak; kötü bir işin yapılması, iyi bir işin terk edilmesi veya geciktirilmesi ya da eksik yapılması için şeytanın veya şeytanlaşmış insanların kışkırtması, aklını çelmesi ve akla kötü düşünceleri getirmesi anlamında kullanılır.
Akla/kalbe gelen düşüncelerin/vesvese sebepleri şunlardır:
1- Şeytan
Şeytanın vesvese vermesinin sebebi insana olan düşmanlığındandır. Araf Suresi 11- 17. ayetlerine baktığımızda bu düşmanlığı görüyoruz. Andolsun ki, sizi biz yarattık, sonra size şekil verdik. Sonra da meleklere, “Adem’e secde edin.” diye emrettik. İblis’ten başka hepsi secde ettiler. Fakat o secde edenlerden olmadı. Allah şeytana dedi ki: “Sana emrettiğim vakit seni secde etmekten ne alıkoydu?” İblis, “Ben ondan daha hayırlıyım. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan.” dedi. Allah, “Öyle ise oradan, cennetten ve meleklerin içinden in. Orada büyüklenmek senin haddin değildir, çünkü sen aşağılıklardansın.” dedi. İblis, “Bana insanların tekrar diriltilecekleri güne kadar mühlet ver.” dedi. Allah, “Haydi sen mühlet verilenlerdensin.” buyurdu. İblis, “Öyle ise beni azdırmana karşılık ant içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstünde tuzak kuracağım. Sonra elbette onların önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen onlardan çoklarını şükredenlerden bulamayacaksın.” dedi. (Araf suresi 11-17)
İnsan nefsi yaratılış itibariyle devamlı şehvet ve gazap duygularının esiri altındadır. Bu duygular sınırları olması ve kontrol altına alınması gereken duygulardır. Eğer ki bu nefsani duyguları terbiye etmezsek kontrol altına almazsak kalbe dünya sevgisi yerleşir ve ahiret hayatı unutulur. Şeytan da insanın bu açığını bildiği için hep buradan vesvese verir. Açlıkla korkutur, ölümle korkutur bazen Allah'ın affına güvendirir. "Ey insanlar! Allah’ın verdiği söz gerçektir. Dünya hayatı sakın sizi aldatmasın, o aldatma ustası da Allah hakkında sizi kandırmasın" (Fatır 5)
"Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım …” (Nisa, 4/119) Bu ve benzeri ayetlerin tanımlamasıyla, şeytandan gelen vesveselerin belirgin özelliği, insanın kalbine şüphe, kuruntu, inkâr gibi kötü düşünceleri peş peşe sokmasıdır. “Vesvese” kelimesi de yapılan fiilin tekrarını ifade eder. İnsan, bir kere kışkırtmakla kandırılamaz, onu doğru yoldan çıkarmak için tekrar tekrar kışkırtmak gerekir. İşte bu çalışmaya “vesvese”, vesveseyi verene de “vesvâs” denir. Nâs suresi, şeytandan gelen vesveseyi güzel açıklar. Bu surede “min şerri-l vesvâsil hannâs” buyrularak, vesvese veren hannâs’ın(iblisin) şerrinden Allah’a sığınmamız emredilir. İblis dedi ki: “Ey Rabb’im! Andolsun ki, beni azdırmandan dolayı ben de yeryüzünü onlara süsleyeceğim ve onların hepsini muhakkak azdıracağım. Ancak onlardan ihlasa erdirilmiş kulların müstesna.” (Hicr suresi 39-40) Hicr suresinin bu ayetleri ile bilmemiz gerekir ki kalbimiz imanımızın kalesi gibidir. Kalemizi güçlü tutmalıyız ki şeytan gelip de yıkmasın.
2- Nefis:
"Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.” (Kâf, 50/16)
İnsanlarımızın büyük çoğunluğu, imana dair olan vesveseleri şüpheyle karıştırır, bu vesveselere şüphe muamelesi yaparlar. Bir kere şunu çok iyi bilmek lazım ki imanlı bir insana gelen şüpheler, vesvese hükmündedir. Ve bu tür şüphe veya vesveselerin dinen hiçbir günahı, vebali ve mahsuru yoktur. Sebebi ise vesveseler, sadece akla veya hayale gelen fakat kalp tarafından tasdik edilmeyen, kabul görmeyen düşüncelerdir. Kalpte kabul görmeyen şeyler ise ancak vehim ve hayal hükmünde şeylerden sayılır. Vehim veya hayallerin ise gerek dinen gerek epistemolojik olarak ve de mantık ilmi kurallarınca hiçbir hükmü ve geçerliliği yoktur. Vesvesenin bir fenomeni veya onunla bir yönden ilintili olan şüphe ise, kuşku anlamına gelmektedir. Şüphe, Kur'an terminolojisinde şekk ve rayb kavramlarıyla ifade edilmektedir. Şekk, yakin'in zıddı olup, insana göre iki ihtimalin eşit seviyede olması/görülmesi anlamındadır. Konu iman mevzuu olunca iman ile inkâr arasında tam ortada kalmak şüphedir. Şüpheyi de iki kategoride değerlendirmek gerekir. Birincisi metodik şüphe, ikincisi amaçlanmış şüphe. Amaçlanmış şüphe; şüphelenmek işine gelen, bu halinden razı olup rahatsızlık duymayan kişinin şüphesidir. Amaçlanmış şüphede kalan kişi küfürdedir. Bu çeşit şüpheye düşen kişi, her şeyden şüphe eder ve en açık hakikatleri bile kabul etmeye yanaşmaz. Kur'an, ayetleri hakkında bu tarz şüphe duyanları müsrif-mürtab olarak nitelemektedir. Bu, Allah'ın ayetlerine karşı delilsiz bir şekilde mücadeleye girişen kimselere tekabül eden bir nitelendirmedir. Kur'an'da Allah tarafından bu türden insanların dalalete sürüklendikleri vurgulanmaktadır: "Allah o müsrif - mürtab (haddi aşan, şüpheci) kimseleri şaşırtır." (Mü'min, 40/34)
Kur'an, daha çok şüphenin münafıklarda meydana geldiğini belirtir:
"Ancak Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri şüpheye düşüp, kuşkular içinde bocalayan (savaştan geri kalmak için) senden izin isterler." (Tevbe, 9/45)
Allah'u Teala Bakara suresinin ikinci ayetinde;
"Kendisinde hiçbir şüphe yoktur." şeklinde buyurmuştur. Bununla, Kur'an delillerinin şüpheden uzak, açık ve yüksek bir değere sahip olduğunu vurgulamıştır. Böylece Allah, her ayetin, kendisinden şüphe edilmeyen burhanların yerine geçtiğini ve her türlü şekten uzak olduğunu, ayrıca mukaddes kitaplar içinde doğru yolu Kur'an kadar açık ve net bir şekilde gösteren başka bir kitabın bulunmadığını ifade etmiştir. Metodik şüphe ise araştırmak, doğruyu bulmak isteyen kişinin yaşadığı şüphe hali ki buna müspet şüphe demek icap eder. Bu kuşku içindeki kişiler doğruya ulaşana kadar devamlı araştırma, sorgulama halindedirler. Bu nedenle de ciddi bir bunalım ve sıkıntı hali de yaşayabilir ve sık sık imanlarından endişe edebilirler. Genel olarak bu hal, dogmatik olmayı başaramayan kişilerdeki fikrî bir olgunlaşma sürecidir. Bu süreçte imanlarına da hiçbir şey olmaz. Çünkü bu fikrî olgunlaşmanın yaşandığı yer akıldır, kalp değil. İman ise son kertede yalnız aklın değil, ancak aklın ve duyguların danışmanlığında kalbin meyvesidir. Nitekim Kur'an'da bu tarz akıl yürüten mü'minlerden övgüyle söz edilmekte ve bu usulle hakikate ulaşılacağı vurgulanmaktadır. Kur’ân’daki Hz. İbrahim’in kıssaları bu konuda çok ders vericidir: “Hani İbrahim, ‘Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster.’ demişti. (Allah ona) ‘İnanmıyor musun?’ deyince, ‘Hayır (inandım) ancak kalbimin tatmin olması için’ demişti.” (Bakara, 2/260) Demek ki kalbinde iman olan bir insanın, tatmin için sorular sorması ve sorgulaması onun imanı için bir sakınca teşkil etmiyor. Bu kıssa metodik şüpheyi anlamaya çok güzel örnektir. Rivayetlere göre Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: Hz. Peygamber’in (sav) ashabından bir kısmı ona sordular: “Bazılarımızın aklından bir kısım vesveseler geçiyor, normalde bunu söylemenin günah olacağına eminiz.” Hz. Peygamber (sav): “Gerçekten böyle vesveseler yaşıyor, ondan bir üzüntü, bir korku duyuyor musunuz?” diye sordu. Oradakiler “Evet!” deyince, “İşte bu (korku) imandan gelir (vesvese imana zarar vermez)” dedi. Diğer bir rivayette: “(Şeytanın) hilesini vesveseye dönüştüren Allah’a hamdolsun.” demiştir. Müslim’in İbni Mesud’dan (r.a.) kaydettiği bir rivayet şöyledir: Dediler ki: “Ey Allah’ın Resulü! Bazılarımız içinden öyle sesler işitiyor ki, onu (bilerek) söylemektense kömür kesilinceye kadar yanmayı veya gökten yere atılmayı tercih ederiz. (Bu vesveseler bize zarar verir mi?)” Hz. Peygamber (sav): “Hayır bu (korkunuz) gerçekimanın ifadesidir.” cevabını verdi. Bu hadislerden anlaşılıyor ki kalbin kabul edip onaylamadığı kuşku benzeri vesveselerin hiçbir zararı yoktur. Bu tür vesveseyi kalbin kabul etmeyip aksine reddettiği nasıl anlaşılır denirse bunun çözümü gayet basittir. Şayet bir insan, kalbine gelen şüphelerden dolayı sahabelerin üzüntüsü gibi bir üzüntü ve korku duyuyorsa bu hal, kuşkuların kalpte kabul görmediğinin açık delilidir.
Vesvese ve şüphe kavramlarını açıkladıktan sonra şeytanın kalplerimize verdiği vesveselere özel olarak bir bakalım ve bu vesveselerden kurtulmak için neler yapmalıyız onu açıklığa kavuşturalım:
-Haram ve çirkin manzaraları hayal ettirme suretinde gelen vesvese
-İmani meselelerde şüphe suretinde gelen vesvese
-Şeytanın amelin sahih olup olmadığında şüpheye düşürerek vesvese vermesi(namazımın rekatlarını tam kıldım mı? Abdestimi tam aldım mı? vs.)
-Şeytanın iman hakikatlerinin büyüklüğü cihetinde vesvese vermesi(ölümle bütün hücreler işlevini kaybediyorsa sonra nasıl canlılık kazanıp diriltme olur? Gerçekten ölümden sonra diriltme var mı? vs.)
-Şeytanın yüzler delille ispat edilen bir iman hakikatini bir şüphe ile inkâr ettirmek istemesi
-Şeytanın kişiye kusurunu itiraf ettirmemesi(namaz vaktini bilerek kaçıran kişiye şeytan; "sonra kazasını kılarsın tamaMlarsın namazını, sonuçta senin şu işlerinde çok çok mühimdi erteleyemezdin. Namazın kazasını kılarsan zaten Allah çok affedicidir seni affeder." şeklinde vesvese vermesi)
-Çok hiddetli, aklın başında olmadı zamanda yapılan boşanma (Delilik derecesinde vesveseci kişilerin boşamalarının geçersiz olduğu (İbn Kayyim el-Cevziyye, İʿlâmü’l-muvaḳḳıʿîn, IV, 47, 49; krş. Buhârî, “Ṭalâḳ”, 11), irtidad anlamına gelecek sözler sarfetmeleri halinde mürted sayılmayacakları belirtilir (İbn Âbidîn, XIII, 12-14). bu durumda kişinin aklı başında olmadığı için boşaması geçersizdir. Bu konuda şeytan kişiyi vesvese ile şüpheye düşürür ve " acaba boşama oldu mu olmadı mı " diye düşündürür.)
Peki bu tür hastalık, huzursuzluk veren vesveselere karşı ne yapmalıyız:
*Bu tür vesveselerin herkese geldiğini bilmeliyiz.
*İnsana hayrında şerrinde yalnızca Allah'tan geldiğini bilmeliyiz. Bunun içinde şeytanın, nefsin tüm vesvesesinden Allah'a sığınmalıyız.
*Gelen şüphe ve vesvesenin konusunu delilleriyle birlikte detaylı bir şekilde Kur'an'dan araştırmalıyız. Doğrusunu öğrendikten sonra artık ona inanmalıyız ve vesveseyi susturmalıyız.(metodik şüphe kavramında detaylı bir şekilde bilgi verilmiştir)
*Nefsimizi Kur'an ışığında terbiye etmeliyiz.
Her insanın yanında muhakkak bir şeytan vardır ve onunla uğraşır. Kalp Allah’a yönelip mârifete ve Allah’ın rızasına yoğunlaşırsa şeytanın yerini melek alır ve kula takvâ ilham eder; kalp aşağı güçlerin etkisine kapılıp bedensel hazların esiri olursa şeytan nefse vesvese verip günah işletmeye fırsat bulur. Böylece kalpleri hüküm altına alan şeytanlar bunların içini dünyayı âhirete tercih ettirecek vesveselerle doldururlar. Sonuçta nefsânî tutkuların peşinden giden kimse artık Allah’ın değil tutkularının kulu olur (Gazzâlî, İḥyâʾ, III, 26-28).
Bir Müslüman aklına gelen düşünce/vesveseye kalpten inanmayıp, dile ve amele aktarmadığı sürece bundan sorumlu değildir. Ama bundan birini yaparsa sorumludur.
Yazan: Pınar Başdinç
Kaynaklar;
- Kur'an'ı Kerim
- kurul.diyanet.gov.tr
- Yr.Doç.Dr. Hayati Aydın/Ku'an ve Sünnet ışığında vesvese ve şüphe
- TDV İslâm Ansiklopedisi
- Şenel İhsan/dergi yayını
- https://www.ilmedavet.com

Şimdiye kadar okuduğum vesvese hakkında en açıklayıcı bilgilendirici yazıydı. Allah sizden razı olsun. Rabbim ilkinizi arttırsın.
YanıtlaSil