Ana içeriğe atla

İSLAMDA EVLİYA 

Bismillah!

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. 
Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.

Allah'ın Selamı ve mağfireti hidayete tabi olanların üzerine olsun!

Evliya, kelime anlamı "dost ve yardımcı" demektir. Evliyalullah ise "Allah'ın yardımcısı ve Allahın da kendisine yardım ettiği dostu" demektir.

Kur’an’da Allah’ın evliyasından bahsedildiği gibi şeytanın evliyasından da bahsedilir. (Yûnus 10/62; Âl-i İmrân 3/175)

Kelime sözlüklerde hem fâil hem mef‘ûl mânasında yer aldığından Kur’an’da Allah müminlerin, müminler Allah’ın; şeytan inkârcıların ve zalimlerin, inkârcılar ve zalimler de şeytanın velîsi olarak zikredilir (el-Bakara 2/257; Âl-i İmrân 3/68; el-Mâide 5/55; el-A‘râf 7/196; eş-Şûrâ 42/9). Ayrıca müminler müminlerin ve kâfirler de kâfirlerin evliyasıdır (et-Tevbe 9/71; el-Enfâl 8/73).

Allah dostu kavramı, en fazla tahrife uğrayan Kur’ân kavramlarından biridir. Kitab’ı sırtlarının gerisine atıp; zan, rivayet, hurafe, menkıbe ve varsayımlarla din öğrenen bazı kimseler, Allah dostlarının gizemli, özel birtakım ritüellere tabi tutulmuş, sadece bir grup insanın bilebileceği yöntemleri kullanan, farklı âlemlerle irtibatlı insanlar olduklarını düşünürler. Ayet-i kerime, Allah dostlarını hiçbir kapalılığa yer bırakmayacak şekilde izah eder: Allah’a (cc) iman eden ve Allah’tan (cc) korkup sakınan herkes Allah (cc) dostudur. Her bir insan imanı ve takvası oranında bu velayetten payına düşeni almaktadır. Yukarıda zikrettiğimiz “Allah dostu” tasavvuruysa İslam karşısında varlık gösteremeyen sihirbaz, kâhin, arraf gibi sapkınların “Allah dostu” kavramını kullanarak İslam toplumunda tutunma çabalarıdır.

Her mümin Allah’ın dostudur ve O’nun velî kuludur. Özel anlamda velîlik ise düzenli, devamlı, kararlı, takvalı ve ihlâslı bir şekilde ibadet ve kulluk eden, başta peygamberler olmak üzere takvâ sahibi; kadın, erkek, genç, yaşlı bütün sâlih müminlere mahsustur.

Allah’a yakınlık ve dostluk O’na ibadet ve kullukla sağlandığından müminlerin velâyetteki dereceleri amel ve ibadetlerine, ihlâslarına ve Allah'ın dinine ne kadar yardım ettiğine göre farklılık gösterir. Peygamberlerde olduğu gibi her insanın da Allah katındaki derecesi ve kıymeti farklıdır. Buda kulluk görevini ne kadar iyi yaptığına bağlıdır. Peygamberler çalışarak, özel bir çabayla değil Allah onları seçti diye peygamber oldular. Fakat peygamberlik görevini en iyi yapmalarına göre de dereceleri Allah katında farklıdır. Peygamberler dışındaki insanlar ise Evliyalullah olmak ve üst derecelere gelmek için çok çabalamalıdır ve çalışmalıdırlar. Evliyalıkta özel bir seçilme yoktur. Yani evliyalık peygamberlik gibi özel bir görev ve zümreye ait değildir. İlla evliya olmak için erkek, orta yaş yada yaşlı, sakallı, cübbeli, uçan, kaçan olmak diye bir kaide ve dünyada özel bir muamele yoktur. Bunlar tasavvufçuların hevalarına göre uydurdukları bir evliyalıktır. Ayrıca kimse "ben Allah dostuyum" diye bir iddia da bulunamaz çünkü kimse Allahı'n kendisini dost edindiğini kesin bilemez. Ancak kendisi "ben Allah'ı dost edindim, O benim dostumdur" diyebilir. Bizlerde peygamberler ve Kur'anda övülen, cennetle müjdelenen sahabeler hariç kimseye "Allah falancayı dost edinmiş,  Allah katında büyük bir mertebededir" diyemeyiz. Bu bizi ilgilendirmeyen, gayb olan  büyük ve tehlikeli bir iddiadır.  Çünkü zahirde evliyalık vasfı olsa da hakikatte (Allah katında) evliya olmayabilir. 

"Dikkat edin! Allah dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir de. Onlar ki; iman edip takvalı olanlardır."

(Yunus 62)

Allah dostlarının özellikleri:

- Tevhid-i sağlam bir imana sahiptirler. 

- Şirk, küfür, nifak, haram ve günahlardan ateşten kaçtıkları ve sakındıkları gibi sakınırlar. (Takva)

- Allah’ı görüyormuş gibi O’na ibadet ederler ve ondan korkarlar. (İhsan) 

- Farz ibadetleri ile birlikte çokça nafile ibadet yaparlar ve Allah'ı çokça zikrederler. (Zühd) 

- Yalnızca Allah'a dayanıp güvenir, O'nu dost bellerler. Ondan başka hiç kimseden, hiç bir şey den korkmazlar. Ne yaparlarsa yalnızca Allah'ın rızası için, O razı olsun diye yaparlar. (İhlas) 

- Hak yeryüzüne yayılsın, O'nun dini yeryüzüne hakim olsun diye malıyla, canıyla, ilmiyle, her tür imkanıyla Allah yolunda Cihad eder, mücadele ederler.

- Ahlakı Kur'an ahlakıdır, çabası bu iki ahlak ile ahlaklanmaktır. (Sıdk, dürüstlük, adalet, hüsnü zan, edep, haya, saygı, sevgi, samimiyet...) 

- Hidayet vesilesidirler, hakkı anlatır ve yayarlar.

- Allah'ın sınırlarını korurlar. Yani şeriata (Kur'ana) birebir uymaya çalışırlar. Kur'an da olmayan din diye lense edilen bütün bilgilerden uzaktırlar.

- Müslümanları sever, dost ve arkadaş olur, yardımcı olurlar. Gayr-i Müslimlere buğz eder, uzaklaşır, dost olmaz ve samimiyet kurmazlar. Onları sadece hakka davet etmek için münasebet kurarlar.  (Vela - Bera) 

Allah'ın dostlarına mükafatları:

- Onları yalnız bırakmaz. Her daim yardımcısı olur ve imdadına yetişir.

- Onu insi ve cinni tüm şerlerden ve şerlilerden korur.

- Dünyada da ahirette de ona ikramda bulunur hz. Meryem gibi.

- Basiret verir yani kalp gözü açık olur. Bazı şeyleri önceden isabetli tahmin ve hissetme, isabetli kararlar alma, doğru hüküm verme  yeteneği  ve hikmet verilir. (Peygamberler ve melekler dahil olmak üzere kimse gaybı bilemez. Ancak Allah bazı sebeplerden ötürü bazı gaybı bilgileri dilediği melek ve Peygambere bildirebilir. Onun dışındakilere bildirmez. Basiret ile gayb karıştırılmasın.)

- Nefsini terbiye ettiği için Allah büyük bir maneviyat kalbine yerleştirir yani imanını ve hidayetini artırır. Ayağını hak üzere sabit kılar. 

- Bazılarında keramet görünebilir fakat kendisi bunun farkında olmaz. Yani "hadi keramet göstereyim, ben evliyayım, üstün bir makamdayım" vs. gibi şeyler söylemez ve iddia etmez. Her daim günahkar olduğunu düşünür ve bolca tövbe ve istiğfar eder. Allah dilediği vakit bazı sebeplerden ötürü onda özel güç veya yetenek görünebilir yani alışılmışın dışında bir hal bulunabilir. Ama bulunması şart değil. Keramet göstermedi diye Allah dostu değil yada derecesi düşüktür anlamına gelmez. Yani bazı Allah dostlarında keramet görülebilir.

(Bu olağan üstü durumlar enbiyadan meydana gelirse mucize, evliyadan (mümin) hasıl olursa keramet, Müslümanda görülürse feraset, fâsıklarda görülürse istidraç, kâfirlerde olana da sihir denir.)

- Cennette en iyi mükafatlarla mükafatlandırır.

- En önemlisi de ondan razı olur, onu nuruyla nurlandırır ve cemalini gösterir.

Yazan: Seda  Eryiğit

İstifade edilen Kaynaklar:

- Kur'anı Kerim mealleri ve tefsirleri

- islamansiklopedisi.org.tr







Yorumlar

  1. Coook güzel yazmışsıniz maşallah Rabbim okuyup istifade eden kullarından eylesin

    YanıtlaSil
  2. Faydalı olmuş teşekkürler.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

  HİKMET   Klasik sözlüklerde  hikmet  kelimesinin (çoğulu  hikem ) “yargıda bulunmak” anlamındaki  hükm  masdarından isim olduğu belirtilir; ayrıca “engellemek, alıkoymak, gemlemek; sağlam olmak” mânalarına gelen  ihkâm  masdarlarıyla anlam ilişkisi kurulur. İbn Düreyd’in tesbitine göre Arapça’daki “el-kelime mine’l-hikme” deyiminde geçen hikmet kelimesinde “alıkoymak, gem vurmak, sakındırmak” anlamı daha çok belirgindir. Zira bu deyimle kastedilen şey insanı iyi olana yönlendiren, çirkin ve kötü olandan alıkoyan sözdür. Böyle ahlâkî muhtevalı özlü sözlere hikmetin yanı sıra  hüküm  de denmektedir (Cemheretü’l-luġa, “ḥkm”). Bu iki kelimenin anlamını birbirine daha da yaklaştıran Cevherî, hikmetin ihkâmla bağlantısı sebebiyle  hakîm  kelimesine hem “işleri gereği gibi sağlam ve kusursuz yapan” hem de “âlim ve ilmî hüküm sahibi” mânalarını vermektedir. İshak b. İbrâhim el-Fârâbî ise hikmetin anlamını kısaca “mânaları idrak ...
KUR'ÂNDAKİ TESETTÜR Sözlükte “örtünmek, kuşanmak; başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek” anlamlarındaki  tesettür , terim olarak ilgilileri ve ölçüleri dinen belirlenmiş örtünme yükümlülüğünü ifade eder. Kelimenin kökünü oluşturan  setr , “örtmek, gizlemek, perdelemek, engel olmak” gibi mânalara gelir. Aynı kökten  sitr  gizlenmeye yarayan engel, perde vb. şeyler için ve mecazen “çekinme, korku, hayâ” anlamında kullanılır. Yine bu kökten türeyen  seter  “kalkan” mânasındadır;  setîr  ve  mestûr  mecazen “iffetli” demektir. Bir hadiste Allah’ın sıfatı olarak geçen setîr (sittîr) kelimesi “örten ve koruyan” şeklinde açıklanmıştır.  Tesettür ayetleri ve açıklaması: A’raf Suresi 26. Ayet :   “ Ey âdemoğulları!” Şu bir gerçektir ki size hem çıplaklığınızı örtecek hem de güzel görünmenizi sağlayacak giyim-kuşam (yapma bilgisini) öğrettik. Ama sizi koruyan ve sakınmaya yarayan takva elbi...
ALLAH'IN NÛR'U Allah Nurunu tamamlayacak mı yoksa tamamladı mı? Bunca ayet ortadayken bir ayeti cımbızlayıp, Allah Nurunu tamamlamamış diye ortaya koyup İsa gelecek, Mehdi gelecek, şu gelecek bu gelecek, şöyle olacak, böyle olacak diyerek yıllarca insanları kandırdılar sanki başka kurtuluş yolları yokmuş gibi. Ve tamamlanmış Nurdan uzaklaştırıp Bâtıl şeylerle meşgul ettiler. Nasıl mı? "Onlar ağızlarıyla (türlü yalan ve iftiralarla, şirk ve inkâr sözleriyle) Allah’ın, nurunu söndürmek (yeryüzünde geçersiz kılmak) istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu, tamamlayacaktır. Çünkü müşrikler istemese de dinini bütün dinlere üstün kılmak için resulünü hidayet ve hak din ile gönderen O'dur." (Saff 8, 9) Bu ayete baktığımızda zalimler Allah'ın nurunu söndürmeye çalışıyorlar diyor.  Allah'ın Nur'unu nasıl söndürmeye çalıştılar/çalışıyorlar? "Küfre sapanlar dediler ki: “Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) gürültü edip yaygara...