Ana içeriğe atla
İSLAMDA RESİM VE HEYKEL 

Bismillah!

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. 
Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.

Allah'ın Selamı ve mağfireti hidayete tabi olanların üzerine olsun!

Müzik ve Çalgı meselesine geçmeden önce birkaç önemli hususu anlatmakta fayda görüyorum:

Bir konu aklımıza takıldığında ilk başvuracağımız yegane merci ve kesin hüccet (delil) Kur'an'dır. Daha sonra sağlam kaynaklarla gelen rivayetlere (hadisler, tarihi bilgiler) ve peygamberimizden bu yana kesintiye uğramadan gelen Kur'âni uygulamalarına (Sünnet) bakılır. Kur'an' aykırı değilse bunlar, ayetleri daha iyi anlamak için dikkate alınabilir. Şunu da unutmamak gerekir peygamberlerde dahil Allah'tan başka kimse helal ve haram belirleyemez, hüküm koyamaz. Peygamberler, Allah'ın onlara vahiy ettiğini (kitabı, Kur'an'ı) bize anlatıp nasıl uygulanacağını göstermekle sorumludurlar. Onlar din konusunda kendi nefislerinden konuşamazlar, hata etmekten korunmuşlardır. Bu yüzden Allah bir çok ayetinde Allah'a ve Resülüne itaat edin buyuruyor. Yani "resulüme itaat ettiğiniz zaman otomatikmen bana itaat etmiş oluyorsunuz çünkü din konusunda ben ne vahyedersem onu söyler ve uygular" diyor Rabbimiz.

"Eğer  bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah'a ve Resulüne (Kur'an'nın uygulayıcısı, rol modeline) götürün. Bu sonuç bakımından  daha güzel ve daha hayırlıdır." (Nisa,59)

"(Ey Muhammed!) Sana da bu   zikri indirdik ki  kendilerine indirilen  (Kur'an'ı) onlara açıklayasın (okuyup uygulamalı olarak gösteresin). Umulur ki tefekkür ederler." (Nahl,44)

"Hâlâ senden mûcize göstermeni bekleyen o câhillere de ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır ve onları dilediğim şekilde kullanabilirim!demiyorum; Allah’tan başka hiç kimsenin bilemeyeceği bir âlem olan gaybı da bilemem. Size bir melek olduğumu da söylemiyorum. Ben ancak, bana Allah’ın vahyi ile Kur’an aracılığıyla bildirilen ilâhî emirlere uyarım." İşte, bu zihinsel düzeye ulaşmış insanlara de ki: “Hiç kör ile gören bir olur mu? İlâhî vahyin ve aklın ışığında hakîkati keşfeden aydın insan ile; cehâlet, kibir, nankörlük ve bencillik zindanlarında bocalayan dar kafalı insan hiç aynı neticeye ulaşır, aynı karşılığı hak eder mi? Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” (En'am 50)

"Apaçık birer belge olan ayetlerimiz, ne zaman onlara tebliğ ve uyarı amacıyla okunsa, Hesap Gününde huzurumuza geleceklerini hiç ummayan o inkârcılar, “Bize bundan farklı bir Kur’an getir, ya da hiç değilse, işimize gelmeyen ayetleri iptal edip keyfimize uygun hâle getirerek onda bazı değişiklikler yap!” diyorlar. Onlara de ki: “Kur’an’ı kendi görüşlerim doğrultusunda değiştirmeye benim yetkim yok; zira o benim değil, Allah’ın sözüdür. Ben ancak, bana gönderilen emir ve direktiflere uyarım. Çünkü Rabb’ime karşı geldiğim takdirde, büyük bir günün azâbından korkarım.” (Yunus 15)

"Onlara, arzu ve heveslerini okşayacak veya istedikleri türden bir ayet getirmedin diye, “Madem Rabb’in bizim arzu ve beklentilerimize uygun ayetler göndermiyor, bâri sen bir şeyler uydursaydın ya!” derler. Onlara de ki: “Ben, ancak Rabb’im tarafından bana gönderilenlere uyarım! Siz, dünyada ve âhirette kurtuluşun, mutluluğun yolunu gösteren mükemmel bir rehber, apaçık bir mûcize mi istiyorsunuz? İşte bu Kur’an ayetleri, Rabb’inizden gelen, gönülleri ve hayatı aydınlatan deliller, basiretlerdir; inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet kaynağıdır." (A'raf 203)

 "Ey Peygamber! Onlara de ki “Bakın, ben daha önce benzeri görülmemiş türedi bir elçi değilim. Benden önce de bu mesajı insanlığa ileten Peygamberler gelmişti. Ayrıca ben, bir melek olduğumu da söylemiyorum. Dolayısıyla, bana ve size neler yapılacağını ve ileride başımıza neler geleceğini bilemem. Ben, ancak bana vahyedilen ilâhî emirlere uyarım ve apaçık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim.” (Ahkaf 9)

"Sen onların saçma arzularına değil, Rabb’inden sana vahiy yoluyla gönderilenlere (Kur'ana) uy! Zira O’ndan başka hükmüne boyun eğilecek hiçbir otorite, hiçbir ilâh yoktur! Sen, gerekçeleri ne olursa olsun, Allah’tan başka ilâhlara itaat eden o müşriklerden uzak dur! Bununla birlikte, hakîkati anlatmaktan da geri durma, fakat iman etmiyorlar diye kendini heder etme." (En'am 106)

"Ve şimdi, ey Muhammed, sana da, “Her türlü bâtıl inançtan, tüm eğri yollardan uzaklaşarak tek Tanrı inancına yönelen ve Allah’tan başka ilâh tanımayan İbrahim’in tebliğ ettiği o mükemmel inanç sistemine tâbi ol!” diye emrettik." (Nahl 123)

Bir müslüman sadece kesin bilgi olan vahiyden yani Kur'an'dan sorumludur. Zan olan, kesinlik ve orijinallik barındırmayan başka rivayetler den, bilgilerden ve kitaplardan sorumlu değildir.

Kur'an iki kısma ayrılır muhkem ve müteşabih ayetler;

Muhkem ayetler; sağlam olan, sağlamlaştırılmışdış etkilere, bozulmalara ve tev'illere karşı,  korunmuş, çelişki ve karmaşıklık içermeyen, başka bir ihtimal taşımayan açık mânalı  ayetlerdir. Yani kastedilen mananın açık ve net olduğu ayetlerdir.

Müteşabbih ayetler ise; Mâna yönünden birden fazla ihtimal, mecaz taşıdığı için anlaşılmasında güçlük bulunan, insan zihninin birisini diğerinden ayırt etmede aciz kaldığı ayetlerdir. Yani kastedilen mananın açık ve net olmadığı ayetlerdir. Bu ayetlerin bazıları yoruma açık iken (bilimsel bilgiler) diğerleri değildir (Allah'ın isim ve sıfatları, ruh, kıyamet, ahiret... vb. Biz bunlara iman ederken mahiyeti ile ilgili herhangi bir yoruma girmeyiz. Mahiyetini, gerçek anlamını Allah bildirmediği için ona havale ederiz. Hepsi Rabbimizdendir, iman ettik demekle yetiniriz.)

"Sana Kitab’ı indiren O’dur. O (Kitap)’tan bazı ayetler (kimsenin tahrif etmeye güç yetiremeyeceği şekilde sağlam, açık ve) muhkemdir. Onlar (Kitab’ın çoğunluğunu ve ana omurgasını oluşturan muhkem), Kitab’ın anası olan (ayetlerdir). Diğer bazısı da (kullarını imtihan etmek için kast edilenin , manasının açık kılmadığı) müteşabih ayetlerdir. Kalplerinde eğrilik bulunanlar, fitne çıkarmak ve (ayetleri hevalarına göre) yorumlamak için müteşabih olan ayetlerin peşine düşerler. O (ayetlerin) tevilini/hakiki anlamını yalnızca Allah bilir. İlimde derinleşenler derler ki: “Ona iman ettik. Hepsi Rabbimizin katındandır.” Ancak akıl sahipleri düşünüp öğüt alır." (Âl-i İmran, 7)


İslam dini çok açık, berrak, saf ve fıtrata uygun olan tek dindir. İfrattan da tefritten de uzak olan vasat (dengeli) bir dindir. İnsana taşımayacağı ağır bir sorumluluk yüklemez. Fakat bu gün her ağızdan bir ses çıkıyor, herkes bir şeyler söylüyor, bir yorum ekliyor işi daha da zor ve karmaşık hale getiriyor. Bazen öyle oluyor ki islam ile söyledikleri çelişiyor. İslam dinini yeni öğrenen biri bunların sözlerini din sanıp bu çelişkileri görünce ateizm benzeri batıl fikir ve dinlere kayıyor. Gerçekten çok zor bir zamanda yaşıyoruz. Evet, Kur'anı değiştiremediler ama İslam'ı tarif ettiler, Kur'an da olmayan bir din bir müslümanlık doğru diye dayattılar. Hakkı söyleyeni ise iftiralar ile karaladılar, dışladılar. Velhasıl uyanmak ve araştırmanın vakti geldi de geçiyor. Yoksa imanımız zandan ve taklitten ibaret olur. Aman bizi gafletten uyandıran ölüm olmasın.

Şimdi öncelikle resim, fotoğraf ve heykel kavramlarını öğrenelim:

ResimSözlükte “ayak izi, kalıntı, kalemle çizme, işaret koyma” anlamlarındaki resm kökünden türeyen resim “bir şeyin çizgi veya boya ile kâğıt, bez, tahta gibi düz bir satıh üzerine yapılan şekli, bunu yapmak için gerekli yöntemleri öğreten sanat; fotoğraf” mânalarına gelir; resim sanatıyla uğraşan kişiye ressâm denir. Resim kelimesi Arapça kökenli olmakla birlikte klasik Arapça’da resim ve resim yapma karşılığı olarak daha çok sûret (çoğulu suver) ve tasvîr kullanılır. (islamansiklopedisi.org.tr)

Fotoğraf: Fotoğraf makinesiyle elde edilmiş görüntüyü, ışığa duyarlıklı cam, kâğıt gibi bir yüzey üzerine özel araçla geçirme, saptama yöntemi. (Google sözlük)

Heykel: Heykel, sanatsal bakış açısıyla meydana getirilmiş üç boyutlu formlara denir. (Vikipedi)

Kur’an’da canlı varlıklarının resimlerini çizmenin, karikatürlerini veya heykellerini yapmanın haramlığıyla ilgili bir bilgi yoktur. Aksine, bunun helal olduğunu gösteren deliller mevcuttur. 
"Ona dilediği şekilde mabedler, heykeller, havuz genişliğinde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. Ey Davud ailesi! Şükretmek için (salih) amel işleyin. Kullarımdan şükredenler pek azdır." (34/Sebe’, 13)
Hiçbir nebi, haddini bilmezce, haram olan bir şeyi emredemez. Aksine Yüce Allah, cinlerin Süleyman a.s’a heykeller yapmasını bize olumlu bir şekilde aktarıyor, hatta ayetin sonunda bu sayılanların şükür gerektiren işler olduğunu vurguluyor.
“İznimle topraktan kuş şeklinde bir şey yaptı, sonra ona üflerdin de yine iznimle kuş oluverirdi.” (Maide 5/110)
Eğer bunlar gerçekten haram olmuş olsaydı hiçbir nebi, haram olan bir şey yapıp onu insanlara mucize olarak sunamazdı. Hz. İsa çamurdan bir kuş heykeli yapıyor sonra Allah'ın izniyle bu kuş canlanıyor.

Fakat peygamberimizden geldiği iddia edilen rivayetlerde/hadislerde resim, heykel yapmanın (özellikle de canlı resimleri yapmanın) yasak olduğu söyleniyor. (Ki Kur'ân da yasak olmayan yani Allah'ın yasak etmediği birşeyi peygamberler yasak edemez) Hadi gelin bu hadisleri doğru var sayıp bir inceleyelim. Bu konuda ne tür açıklamalar var alıntılayalım:

Hz. Aişe naklediyor: "Peygamber (s.as), bir seferde gelmişti. Ben  de resimler (kuş resimler vb) bulunan saçaklı bir perde asmıştım. Peygamber bana onu yerinden çıkarmamı istedi. 'Bunu çevir!  Çünkü ben her içeri girmemde onu görüyor ve dünyayı hatırlıyorum. Bende onu hemen oradan çıkardım..." (Buhari, Müslim, Ebu Dvud, Tirmizi, Nesai, İbni Mace, Ahmed b. Hanbel)
[Peygamberimize dünyayı, ilk şirkin nasıl ortaya çıktığını hatırlattığı için üzerinde canlı resmi bulanan şeyleri görünce hoşuna gitmiyordu.]

Ebu Talha el Ensari anlatıyor: "Aişe'nin yanına gelip ona; Şu falanca adam bana, Resulullah'ın şöyle buyurduğunu işittim: "Melekler içerinde köpek ve resim bulunan eve girmezler" diyor. Sen Resulullah'ın bunu söylediğini işittin mi? Aişe şöyle cevap verdi: Hayır! Fakat peygamber gazveye çıkınca bir perde alıp onu kapıya örttüm. Gazveden geldiği zaman örtüyü gördü. Ben onun bundan hoşlanmadığını yüz ifadesinden anladım. Sonra o perdeyi çekip yırttı. Daha sonra şöyle buyurdu: "Allah bize; taşları toprakları giydirmemizi emretmedi." Bunun üzerine bizde ondan iki yastık yaptık ve içini hurma lifleriyle doldurdum. Bundan dolayı bir şey demedi." (Müslim) 
[Madem resim bulunan eve melek girmiyor niye yastık olarak kullanılıyor ve peygamberimiz  bir şey demiyor? Çünkü o dönemde tapılan ve yüceltilen şeyler üst yerlere bırakılır ve asılırdı. Buda peygamberimize bunu (şirk) ve bu ihtimali hatırlattığı için indirdi ve yastık yaptılar. Yani resmin kullanılması, ona gösterilen hürmete bağlı, ihtiram veya tahkir mevkiinde bulunmasına göre hüküm değişiyor. Tapınmak manasını ima eden bir şey olmazsa kullanmasında bir beis yok. Çünkü mesele hep putperestlikten kaçınmak içindir. Bu hadisin zayıf olduğunu söyleyenlerde vardır. Lakin ne olursa olsun bur da peygamberimizin yüceltilen, putlaştırılan, kutsallaştırılan resimlerdir. Öyle olmasaydı o resimli bezi yastık yapmayıp dışarı atardı.]

Buhari, İbni Abbas hadisinden şöyle dediğini tahriç etmiştir: “Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem evde resimler olduğunu görünce, onların indirilmesini emretmedikçe eve girmedi.” (Buhari)

Aişe’den rivayet edildi ki; “İçerisinde resimler olan bir perdeyi asmış. Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem içeri girdiğinde o örtüyü söküp atmış. Aişe dedi ki; Sonra o örtüyü parçaladım, iki yastık yaptım. Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem o iki yastığa yaslanıp dinleniyordu.” (Müslim)

Ahmed’in rivayetinde şu lafızla geçmekte: “O örtüyü alıp fırlattım. Sonra onu iki yastığa parçaladım. Sonra Rasulü içerisinde resim olduğu halde o iki yastığa yaslanmış gördüm.” (Ahmed b. Hanbel)

Buhari ve Müslim, Aişe hadisinden şöyle dediğini ortaya koydular: “Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem bana geldiğinde, bana ait olan kapı girişini içerisinde resim olan bir çeşit nakışlı kumaş ile örtmüştüm. Rasul SallAllah’u Aleyhi Vesellem onu görünce, yüz rengi kızararak onu çekip yırttı. Şöyle dedi: “Ey Aişe, Kıyamet Günü azap bakımından en zor durumda olanlar, yaratmakta Allah’a benzer olmaya çalışanlardır.” (Buhari, Müslim) 

[Buradaki musavvirlardan maksat Allah’tan başka ibadet olunan şevleri tasvir edenler, put yapanlardır ve ressamın da bunu bile bile yapmasıdır. Çünkü bu yolda küfre hizmet etmiş, belki halkı dalâlete düşürmüş olur. Görülüyor ki bu hadisteki müsavvirler, mutlaka her ressam demek değildir. Tapınacak put yapanlar, şirke hizmet edenlerdir. Nasıl ki bu cihet hadiste gayet açıktır, söz ve tevil taşımayacak bir sarahattadır. Hz. Aişe, Hz. Peygamberin o resimli yastığa dirseğini dayayarak yaslandığını gördüm, diyor. Yastık yapmakla suretler, sûret olmaktan çıkmış değildir. Bundan sonraki hadiste de geleceği veçhile resimler Peygamberin hanesinde durmaktadır. Perde alınmış, yastık yapılmıştır. Resimler atılmış değildir. Demek oluyor ki, mesele putperestlikten kaçınmak içindir. Perde olunca sûret tapılıyor zannı verir. Maksat sûret ve resim düşmanlığı değil, putperestliği ortadan kaldırmaktır. Cebrail hadisindeki perdenin yırtılıp yastık yapılması da bunu ifade eder. Vahiy putperestliği kaldırmayı hedef tutuyordu, yoksa Cebrail perdeleri yırttırmak, yastık yaptırmak için gelmiş değildi. Bu son mânayı Buhâri’nin Enes’ten rivayet ettiği şu hadis de sarih olarak ifade etmektedir: Hz. Âişe’nin alaca nakışlı ince nihali bir perdesi vardı. Onu evinin bir tarafına asmıştı. Hz. Peygamber buyurdu ki: “Bunu şuradan gözümün önünden kaldır, çünkü namazda suretleri gözümün önüne geliyor." Hz. Peygamber resimleri namazda kendisini meşgul etmesin diye gözünün önünden kaldırtıyor. Resimleri boz, demiyor. Resim bulunan nerde yırtılmamış, namazda tasvirleri önüne gelmesin diye oradan kaldırılmıştır. Demek resim yasağında namaz kılarken öne gelip meşgul etmek rol oynuyor. Sûrete tapıyor zehâbı verecek şeyden kaçınılıyor. Burada perdenin yırtılmasından bahis yok. Öyle ise hürmete (haramlığına) kâil olanlara delil olamaz. Çünkü perdeyi yırtmamış, yalnız namaz kılarken önünde mâni olmasın diye önünden kaldırmıştır. Fıkıh kitapları meseleyi zaten ibadet bakımından bahis konusu yaparlar. Resim ve heykele karşı namaz mekruhtur» derler. Arkasında veya altında bulunursa beis görmezler. Çünkü yerde yayılı olan eşya üzerindeki nakışlar, resimler kendilerine tapılıyor zehabı vermezler. Mekruh olmasının sebebi, tapılıyor zannı uyandırmaktır.]

Buhari, İbn Abbas hadisinden Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in şöyle dediğini ortaya koydu: “Kim bir suret yaparsa, Kıyamet Günü o yaptığı surete can üfüresiye kadar Allah ona azap eder. Halbuki o üfüremez.” (Buhari)

İbn Ömer yoluyla da Rasulullah SallAllah’u Aleyhi Vesellem’in şöyle dediğini ortaya koydu: “Bu suretleri yapanlar Kıyamet Günü azap görürler. Onlara; ‘Yarattığınızı canlandırın’ denir.” (Buhari) 

[Resim ve heykel yasağı konusunda en çok öne çıkarılan hadis, "Allah kalında, kıyamet günü, azabı en şiddetli olan kimseler, müsavvirlerdir." hadisidir. Musavvir: Tasvir yapan. şekil veren demektir. Kur'an'da. “Müssavir" Allah'ın bir sıfatı olarak geçmektedir. Allah yaratan, yoktan var eden ve şekil verendir. (Haşr, 59/24.) Hadis-i şerifte azabın en şiddetlisinden bahsedilmesi burada bir tapınma ameliyesinin söz konusu olmasındandır. Dolayısı ile bu hadis-i şerif tapınma ile alakalıdır. Yani tapınmak için put yapan musavvirler azabın en şiddetlisine çarptırılacaktır. Peki, bu durumda tapınmak için değil de, sanat için heykel yapanların durumu nedir? Hadislerde sözü edilen tasvir yasağı ise tıpkı kabir ziyareti meselesinde olduğu gibi tamamen tapınma ile alakalıdır ve geçici bir durumdur. Kabir ziyareti yasağının sebebinin Arapların kabirlere secde etmeleri ile alakalı olduğu bilinen bir gerçektir. Sebep/illet ortadan kalkınca, yasak da kalkmıştır. Bunun tabii bir devamı olarak illet (gerekçe) avdet edince (geri dönünce), kural işletilecek yasak da geri gelecektir. “İslam öncesi ve sonrası dönem itibariyle, tapınma dışında farklı amaçlar güdülerek heykel yapımı söz konusu değildir. Bu yüzden heykel yapımı tümden yasaklanmıştır. Zira az önce de ifade edildiği gibi, Cahiliye Arabı'nın heykel yapmaktaki yegâne amacı tapınmaktır. Buna binaen, konu ile alakalı varit olan hadislerde Allah katında azabı en şiddetli olan kimselerin musavvirler (heykel yapanlar) olduğu dile getirilmiş ve bu konu özellikle vurgulanmıştır. Ancak tarih içerisinde heykel yapımının farklı amaçları ortaya çıktığından ve puta tapma meselesi giderek zayıfladığından konunun tekrar ele alınması ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Burada şunu vurgulamak gerekir ki musavvirden kasıt put yapımcılığıdır. Her musavvir ateştedir, hadisi her put yapıcısının ateşle olduğunu ifade etmektedir. Yoksa ki buradaki musavvirden kasıt, heykeltıraş değildir. Buhari, Aişe RadıyAllah’u Anha’dan şunu aktardı: “Ben Nebi SallAllah’u Aleyhi Vesellem yanında oyuncak bebeklerle oynuyordum." Buhari ve Müslim,  Rabi’ bint Mauz El-Ensari RadıyAllah’u Anha’dan şunu aktardı: “...Biz onlar için yünden oyuncak bebek yapardık. Onlardan birisi yemek için ağladığında iftar vakti gelesiye kadar onu ona verirdik.” bu iki  hadisten anlaşılacağı üzere oynamak, eğlenmek, süs amaçla kullanılan heykel, oyuncak haram değild]ir.

Bu verilen hadislerin yorumuyla ilgili 5 farklı görüş vardır gelin bunlara bakalım:

--> Klasik dönem İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğu insan ve hayvan heykeliyle resimlerinin yapılmasını haram saymakla birlikte bitkilerin ve cansız nesnelerin resminin yapılmasını, yine baş kısmı olmamak veya hayatta kalamayacak bir görünümde olmak ya da üstüne basılan, dayanılan halı, minder gibi saygı gösterilmekten uzak eşya üzerinde bulunmak kaydıyla insan ve hayvanların resmedilmesini câiz görmüşlerdir. Ayrıca resimli ya da mücessem olan çocuk oyuncaklarının kullanımına cevaz verilirken haç gibi İslâm inancına aykırı sembollerin kullanımı haram kabul edilmiştir. Bu görüşler Hz. Peygamber’den rivayet edilen şu hadislere dayanır: Evde gördüğü resimli bir örtüyü asılı olduğu yerden çıkaran Resûl-i Ekrem, “Kıyamet günü insanlardan en şiddetli azaba uğrayacak olanlar Allah’ın yarattıklarının benzerini yapanlardır” buyurmuş, bunun üzerine Hz. Âişe örtünün kumaşından yastık yapmıştır (Buhârî, “Libâs”, 91). Resimli bir eşya satın alan Âişe’ye Resûlullah, “Bu resimleri yapanlara kıyamet günü azap edilir ve onlara, ‘Hadi, yaptığınız şu sûretlere can verin!’ denilir; içinde resim bulunan eve melekler girmez” demiştir (Buhârî, “Libâs”, 92). Ümmü Habîbe ve Ümmü Seleme, Habeşistan’da içinde sûretler (resim veya heykeller) bulunan bir kilise gördüklerini anlatınca Hz. Peygamber, “Onlar içlerinden hayırlı bir kişi öldüğünde kabri üzerine mâbed inşa ederler, içine de bu sûretleri yaparlardı; işte onlar kıyamet günü Allah katında yaratılmışların en kötüsüdür” demiştir (Buhârî, “Ṣalât”, 48; Müslim, “Mesâcid”, 16). Resûl-i Ekrem, üzerinde canlı resimleri bulunan eşyalar sebebiyle Cebrâil’in eve girmeyip (Buhârî, “Libâs”, 92), resimlerin baş tarafının kesilmesini veya örtünün yere serilmesini istediğini bildirmiştir (Nesâî, “Zînet”, 114). Resim çizmekle geçimini sağlayan bir kimsenin bu konuda kendisine danıştığı İbn Abbas, resim çizenlerin âhirette cezalandırılacağına dair hadisi aktardıktan sonra eğer işini sürdürmek zorundaysa cansız şeyleri ve ağaçları çizmesini tavsiye etmiştir (Buhârî, “Büyûʿ”, 104; Müslim, “Libâs”, 99). Resûlullah, namazda kendisini meşgul ettiği gerekçesiyle üzerinde resim bulunan bir örtünün kaldırılmasını istemiş (Buhârî, “Libâs”, 91), diğer bir rivayete göre ise dünyayı hatırlattığı gerekçesiyle üzerinde kuş resmi olan bir örtüyü kaldırtmıştır (Müslim, “Libâs”, 88). Bununla birlikte Hz. Peygamber’in kumaş üzerindeki nakşı bu yasaktan müstesna tuttuğu, bu sebeple bazı sahâbîlerin evlerinin kapısına resimli perde astığı rivayet edilmiştir (Buhârî, “Libâs”, 90). Resûl-i Ekrem üzerinde haç resmi bulunan ev eşyalarını kaldırmış (Buhârî, “Libâs”, 90), kız çocuklarının oyuncak bebeklerle oynamasına izin vermiştir (Buhârî, “Edeb”, 81).

--> Geçmişte ve günümüzde bazı âlimler canlıların resim ve heykellerinin yapılmasının haram olmadığını savunmuştur. Bu görüşte olanlar daha çok, Kur’an’da kötülenmeden zikredilmesi durumunda İslâm’dan önceki semavî dinlere ait hükümlerin (şer‘u men kablenâ) müslümanlar bakımından da geçerli olduğu yönündeki usul görüşünden yola çıkarak Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Süleyman’ın heykeller yaptırdığından (es-Sebe’ 34/13) ve Hz. Îsâ’nın çamurdan kuş sûreti yaparak Allah’ın izniyle ona can verdiğinden (Âl-i İmrân 3/49; el-Mâide 5/110) olumsuz bir ifade kullanılmaksızın söz edilmesini delil gösterirler. Heykel yapmak câiz olunca canlı resmi yapmanın öncelikle câiz olacağını savunan bu görüşe göre heykel ve resim, tapınma veya saygı gösterilme amacıyla yapılması, başka bir dinin sembolü olması, çıplaklık unsuru taşıması gibi unsurlar sebebiyle haram kılınmıştır (İbn Atıyye el-Endelüsî, IV, 409; M. Reşîd Rızâ, IV, 1414, 1417). Anılan âyetlerin cevaz hükmüne delil olamayacağını savunan çoğunluğa göre Hz. Süleyman’la ilgili âyette geçen “temâsîl” kelimesi cansız varlıkların heykellerini ifade etmiş olabilir; Hz. Îsâ’nın uygulaması ise peygambere has mûcizevî bir olay olarak değerlendirilmelidir. Ayrıca Kur’an ve Sünnet’in yürürlükten kaldırıldığını bildirdiği önceki semavî dinlere ait hükümler müslümanlar açısından kaynak niteliği taşımaz; hadislerde resim ve heykel yapmanın haram olduğu açıkça bildirildiğine göre anılan âyetler bu konuda delil olmaz.

--> Bir kısım âlimler de hadislerdeki yasağın heykel yapımına yönelik olduğunu belirtmiş, bazı hadislerde yer alan “kumaştaki nakış / alâmet dışında” ifadesini iki boyutlu resme izin verilmesi şeklinde yorumlamış, Hz. Peygamber’in, evindeki resimli örtüleri kaldırtıp yalnızca halı ya da minder olarak kullanılmasına izin vermesini onun sade hayat tarzını koruma ve namazı huşû içinde kılma amacıyla açıklamış (Buhârî, “Ṣalât”, 15; Müslim, “Libâs”, 87, 88), Zeyd b. Hâlid gibi bazı sahâbîlerin evlerinin kapısında üzerinde canlı hayvan resmi bulunan perde asılı olmasını (Müslim, “Libâs”, 85, 86) hadislerdeki sûret yasağının heykelle ilgili olduğunu gösteren bir karîne kabul etmiştir (İbn Hacer, X, 388; M. Revvâs Kal‘acî, II, 1246-1251). Bu görüşü eleştiren çoğunluk konuyla ilgili yasaklayıcı hadislerin birçoğunda perde, örtü vb. kumaş üzerindeki resimlerden söz edildiğini, yasağın dışında tutulan “rakm”ın resimden çok nakış, elbise üzerine konulan damga, alâmet vb. şeyleri belirttiğini ve hadislerin bir kısmında resimli kumaşın minder örtüsü olarak kullanılmasına izin verilmesinin hadislerdeki yasağı zühd gerekçesiyle açıklamayı zorlaştıracağını, birçok hadiste genel anlamda resim yapmanın kötülendiğini, sözü edilen sahâbîye bu hadislerin ulaşmamış olabileceğini ifade etmiştir.

--> Bazı âlimler ise canlı-cansız ayırımı yapmamış, hadislerde kötülenen Allah’ın yaratmasına benzeme çabasının canlı ve cansız bütün yaratıkların resimlerini yapma faaliyetinde var olduğunu, güneş gibi cansız varlıklara da tapıldığını, bu sebeple putperestliğe yol açma tehlikesinin bu durumda da var olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu görüşü de eleştiren çoğunluk, rivayetlerin tamamının bir arada değerlendirilmesi durumunda sûret yasağıyla ilgili hadislerde canlı sûretlerden söz edildiğinin görüleceğini, ayrıca canlılardan farklı olarak ay, güneş, yıldız ve ağaç gibi nesnelere tapan putperestlerin bu nesnelerin resim ve heykellerine değil bizzat kendilerine ibadet ettiğini, dolayısıyla bu tür varlıkların sûretlerinin yapımında putperestliğe yol açma tehlikesinin bulunmadığını, bu sûretlerin bâtıl bir dinin sembolü olarak kullanılması halinde tıpkı canlı resimlerinde ve haçta olduğu üzere bunların sûretlerinin yapılmasının da haram sayılacağını belirtmişlerdir (Bedreddin el-Aynî, IX, 312; İbn Âbidîn, I, 649).

--> Modern dönemde âlimlerin bir kısmı -resim yasağının putperestliğe yol açması endişesiyle alâkasına dikkat çekerek- günümüzde ortaya çıkan ihtiyaçlar sebebiyle bu yasağa birtakım istisnalar getirilebileceğini, hatta bazıları resmin câiz olup olmamasında fayda-zarar kriterinin esas alınması gerektiğini ifade eder. Bu tartışmalarda fotoğraf çektirme konusu da ele alınmıştır. Birinde fırça, diğerinde makine kullanılması dışında aralarında fark bulunmadığı için sadece güvenlik, tıbbî ihtiyaçlar, resmî evrakta kullanma gibi zorunlu hallerde fotoğraf çektirmeyi câiz gören eğilimin fotoğrafların devlet adamlarının tanrılaştırılması, müstehcenliğin ve ahlâksızlığın yayılması gibi İslâm dininin onaylamadığı amaçlarla kullanılması olgusundan etkilendiği anlaşılmaktadır. Hâkim kanaate göre ise fotoğraf resme kıyaslanamayacağı için câizdir. Bazıları, fotoğrafla resim arasındaki farkı belirtmek için eski fetvalarda suda veya aynada yansıyan sûretin hükmü hakkında yapılan açıklamalara başvurmuş, bazıları da fotoğraf çekmenin bir alet yardımıyla gölgeyi hapsetmekten ibaret olduğunu, fotoğrafta resimde olduğu gibi Allah’ın yaratma sıfatıyla boy ölçüşme anlamının bulunmadığını, ayrıca fotoğrafa olan ihtiyacın hadislerde yasağın dışında tutulan elbise üzerindeki nakış ve süslemelerle ilgili ihtiyaçtan daha fazla olduğunu söylemiştir.

(islamansiklopedisi.org.tr)

Hadislere bir bütün olarak baktığımızda Allah gibi yaratma iddiası yasaklanmıştır. Hadislerdeki “Allah’ın yaratmasını taklit edenler…” veya “Yaratma konusunda Allah’a benzemeye çalışanlar…” ifadeleri bunu göstermektedir..

Şüphesiz Allah’tan başkasına kulluk etmek kişiyi dinden çıkaran bir küfürdür. Bir heykele, insana veya güneş, ay gibi doğa cisimlerine tapmak da aynı şeydir. Ancak hiç kimsenin, bir şeye ibadet etmesinden hareketle, o şeyin kendisinin veya imalatının haram olduğu söylenemez. Bir kavim arabalara tapsa, ondan dolayı araba üretimi haram olmaz.

Şu ayetlere göre kimse, Allah gibi yaratamaz.:

“…Yoksa Allah’a, Allah gibi yaratan ve (bu nedenle) yarattıkları, aynen Allah’ın yarattıkları gibi, aralarında benzerlik (uyum, ahenk) olan, ortaklar mı bulmuşlar?” De ki “Her varlığın yaratıcısı Allah’tır. O, bir tektir ve her şey O’nun hakimiyetindedir.” (Ra’d 13/16)

“Yoktan yaratılan onlar değil mi? Yoksa yaratan kendileri mi? Ya da gökleri ve yeri onlar mı yarattı! Aslında söylediklerine kendileri de inanmıyor.”(Tur 52/35,36)

Bütün insanlar bir araya gelseler bir sinek bile yaratamazlar. Yüce Allah şöyle buyuruyor:

Ey insanlar! Size bir örnek veriliyor; iyi dinleyin. Allah ile aranıza koyduklarınız bir araya gelseler bir sinek bile yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa geri alamazlar.  İsteyen de acizdir, istenen de. Allah’ı gereği gibi değerlendiremediler. Oysa Allah güçlüdür, her işin üstesinden gelir.”(Hacc 22/73,74)

Gelelim Allah Rasulü’nün Aişe validemizden rivayet edildiği söylenen şu hadisine:

“Ey Aişe, kıyamet günü insanlar arasında en şiddetli azabı görecek olanlar heykeltıraşlardır.”

Bu hadis, insanların tapmaları için put yapan kimseleri kastediyor olmalıdır.

Benzer bir örnek, İbrahim a.s’ın dilinden, kavminin bir takım heykellere ibadet etmesine yönelik reddiyelerinin aktarıldığı ayetlerde de karşımıza çıkıyor:”Bir gün babasına ve halkına şöyle demişti: “Sizin şu karşılarında saygıyla durduğunuz heykeller nedir?” Dediler ki “Biz bildik bileli atalarımız onlara kulluk ederler. Dedi ki “Siz de sizin atalarınız da gerçekten açık bir sapkınlık içindesiniz.(Enbiya 21/52-54)

Musa a.s da Samiri’nin yapmış olduğu ve insanların ilah olarak gördüğü buzağı heykeline karşı çıkmıştı. Çünkü bu heykelin yapılmasındaki amaç insanları yoldan saptırmaktı. Kur’an heykel yapımına karşı çıkmaz, heykellere tapmaya karşı çıkar.

Süleyman a.s’ın heykel yapımını emretmesiyle İbrahim ve Musa a.s’ın heykellere tapılmasına karşı çıkması arasındaki fark, heykel yapımının helalliği ve haramlığının ancak yapılma amacına ve niyetine bağlı olduğunu göstermektedir.

Allah’tan başkasına tapılması amacıyla heykel yapımının haramlığı hususunda hiçbir şüphe yoktur. Süleyman a.s yaptığı gibi mübah gerekçelerle heykeller yapılmasının helalliğinden de şüphe edilmemelidir.

İbni Mesud’tan rivayetle görüyoruz ki Nebi a.s Kabe’deki putları kırmıştır:

“Nebi aleyhiselam Mekke’ye, Kabe çevresinde dikili üç yüz kadar heykelin yanına girdi. Elindeki sopayla putlara vurarak şunları söyledi: De ki: Hak) geldi, batıl yok oldu. Çünkü batıl olan yok olup gider. (İsra 17/81)”

Nebimizin kırdığı putlar, kendilerine tapılan tâğutlardı. Allah Rasûlü de tıpkı İbrahim a.s gibi, bu putların yüceltilecek şeyler olmadığını göstermek için onları kırdı. 

(Suleymaniyevakfi.org)

Sûret ve heykelleri madde ötesi güçleri temsil eden nesneler olarak görme, hatta bunlara insanın tapınma ihtiyacını karşılayacak bir kutsallık atfetme şeklindeki beşerî yanılgının çok yoğun olduğu bir dönem ve toplulukta ortaya çıkan İslâmiyet Allah’tan başka hiçbir yaratıcının ve mutlak güç sahibinin bulunmadığı fikrini mesajının odak noktası yaptığı için insanları tevhid akîdesinden uzaklaştıracak tehlikelere karşı temkinli davranmış, bu tavrın gereği olarak Hz. Peygamber belirtilen nesnelerin günlük yaşantıda yer tutmaması hususunda titizlik göstermiştir. Ancak İslâm tebliğinin ileri dönemlerinde naslardaki tasvirle ilgili yasaklayıcı ve tehditkâr ifadelerde azalma görüldüğü gibi, müslümanların bu ilkel yanılgıdan iyice uzaklaşması ve bu yönüyle şirke bulaşma tehlikesinin azalmasına paralel olarak İslâm âlimlerinin de resim ve sûretler hususunda daha müsamahakâr davranmaya başladıkları görülmektedir. Heykel konusunda daha katı davranılması da bu anlayışın sonucudur. Dinde haram ve helâle konu olan şeyin nesneler (a‘yân) değil eylemler (ef‘âl) olduğu dikkate alındığında bu konuda yasaklananın resim ve sûretin bizzat kendisi olmayıp, bunların kişileri şirke götürmesi, kutsallık ve tapınma aracı yapılması olduğu açıktır. Buna göre anılan endişenin ve tehlikenin varlığı nisbetinde yasaklık hükmünün varlığını koruyacağı, bunun bulunmayıp daha çok bir ihtiyacın, estetik duygusunun ifadesi olduğu durumlarda bu tür faaliyetleri aslî hüküm olan mubah çerçevesinde değerlendirmenin uygun olacağı anlaşılmaktadır. Resim çizme ve heykel yapmanın Allah’ın yaratıcılığına özenme anlamı taşıması halinde bunun İslâm inancıyla bağdaşmayacağı, şekillendirme yeteneğine, keşif ve sanat gücüne sahip kimselerin bu gücü kendilerinden bilerek kibir ve gurura kapılmayıp bu kabiliyeti Allah’ın bir lutfu olarak görmeleri gerektiği, bu sanatın ahlâk dışı ve zararlı amaçlara araç yapılmasının dinen sakıncalı olduğu ise kuşkusuzdur (bk. Apaydın, IV, 1829-1831). Öte yandan ilk dönemden itibaren müslümanların çoğunlukla uydukları sûret yasağı İslâm medeniyetinde estetik duygunun ifadesi olarak ortaya çıkan çizim ve süsleme sanatını belli bir istikamete yönlendirme gibi bir işlev de görmüştür. Bunun neticesinde güzelliği ifade etmek üzere müslüman sanatçılar başka bir bakışla tahayyül, çizim ve boyamanın farklı terkiplerini ortaya koymuş, bu anlayışı yansıtan hat, tezhip, ebru gibi sanat dalları ortaya çıkmıştır.

 (islamansiklopedisi.org.tr)

Allah, kitabında, iki ayette ‘heykel (temâsîl)’ sözcüğüne yer vermiştir. Bunlardan birinde, heykellerin putlaştırılmasından söz etmiş ve İbrahim peygamber, müşrikleri bu davranışlarından dolayı kınamıştır: “(İbrahim), babasına ve halkına demişti ki, ‘El bağlayıp bel bükerek yücelttiğiniz bu heykeller (temâsîl) de neyin nesidir!” (21Enbiya/52) Diğer ayette ise, Süleyman peygamber, doğrudan kendisi için, yüksek olasılıkla sanat amaçlı heykeller yaptırmıştır: “(Süleyman peygamberin) isteği doğrultusunda onun (Süleyman) için ait kaleler, heykeller, büyük tekneler kadar büyük havuzlar ve sabit kazanlar yapıyorlardı. Ey Davud ailesi, şükredin (kaynakları verimli değerlendirin ve kıymet bilin)! Kullarımdan şükredenler pek azdır!” (34Sebe’/13) Bir peygamber olarak Süleyman, kendisine heykel yaptırabiliyorsa, resim yapmak veya yaptırmak, haram kapsamında nasıl görülebilir ki!? Hem Allah, bize, Kur’an’da bu bilgiyi neden vermiştir? Heykel sözcüğüne neden yer vermiştir? Allah’ın sözlerinin bir anlamı ve amacı vardır. Bu ise, güçlenen ülkelerin heykel ve havuz gibi sanat ve eğlence amaçlı işlere de yöneldiğini ortaya koymaktadır. Resim yapmanın haram olduğunu iddia edenlerin, resim için ‘sûret’ ve ‘tasvîr’ sözcüklerini kullandıklarını görmekteyiz. Oysa Allah’ın, bu sözcükleri salt bir resim, görüntü yahut bu görüntüyü çizmek anlamında kullanmadığını yine O’nun kitabından öğreniyoruz. “O, sizi döl yataklarında dilediği biçimde şekillendirendir (tasvîr).” (3Al-i İmran/6) Bu ayette, “Allah, sizi döl yataklarında dilediği biçimde tasvir edendir” ifadesiyle, insanın resmini veya heykelini yapmaktan değil, organik yapılı insana biçim vermekten söz etmektedir. Demek ki Kur’an’da ‘tasvir’le kastedilen resim veya heykel yapmak değil, bir canlıya biçim vermektir.170 Yine aynı iddia sahipleri, bir canlının resmini çizmekle onu yaratmanın kastedildiğini iddia etmişlerdir. Oysa ‘yaratmak’, özgün, örneksiz, canlı veya yeni bir varlık meydana getirmektir. “Allah'tan başka yalvardıklarınız var ya, onların hepsi bir araya toplansalar, bir sinek dahi yaratamazlar.” (22Hacc/73) Bu ayette, “yaratamazlar” ifadesiyle kastedilen, elbette ‘sineğin resmini veya heykelini yapamazlar’ değildir. Demek ki resim veya heykel yapmak, yaratmak iddiası anlamı taşımamaktadır. Diğer taraftan, Kur’an’da, ‘yok iken veya yoktan var etmek’, ‘bed’; ‘bir varlığın suretini veya tasvîrini yapmak’ anlamındaki ‘yaratmak’ fiili ise ‘halq’ sözcüğü ile ifade edilmiştir. Yaratmak diye Türkçeye tercüme edilen ‘halq’ sözcüğü, bir varlıktan başka bir varlık oluşturmak anlamına gelmektedir. Nitekim aynı ‘halq’ fiili, Allah’tan başkalarına da izafe edilmiştir. “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık.” (49Hucurat/13) “Allah her canlıyı sudan yarattı.” (24Nur/45) “Sonra onu (insanı) başka bir yaratık olarak inşa ettik. Yaratanların en ideali olan Allah, bereket kaynağıdır.” (23Mü’minun/14) Görüldüğü gibi bu ayetlerde yaratmak, resim veya heykel yapmak anlamında kullanılmamıştır. [Kur’an’da ‘halq’ sözcüğü, 236 yerde mastar ve çekimli fiil olarak, 9 yerde yaratan (hâliq ve hallâq), 5 yerde yaratanlar (hâliqûn ve hâliqîn), 1 yerde uydurmalar (ihtilâq), 2 yerde yaratılan (muhalleqa), 6 yerde pay (halâq), 2 yerde ahlaki gelenek (huluq) anlamında olmak üzere kök ve türevleriyle birlikte toplam 261 yerde kullanılmıştır. Yaratmak fiili, 2 ayette Hz. İsa’ya nispet edilirken, diğer ayetlerde Allah’ın yaratmasının önemi vurgulanmış, başka varlıkların O’nun gibi yapıp yapamayacakları (13/16) sorgulanmış ve O’nun hiçbir şey yokken yarattığından (52/35) söz edilmiştir.]

Resim ve tasvîr hakkında görüşlerini beyan eden fukaha kendilerine delil olarak bazı hadisleri zikretmektedir, işte resim yasağı bu hadislere dayanmaktadır. Fakat bu hadisler, haram diyenlere delil olmaktan uzak olduğu gibi onlar, hükmün illetini de belirtemiyorlar. Bununla birlikte bütün muhaddisler (hadisçiler) tasvirin haram olduğuna kail olmuş değillerdir. Bu hadislere bakarak resim helaldir diyenler de yok değildir. Zannî olan (kesinlik değil, zan ifade eden) delille, hürmet (haramlık) sabit olamaz.

Kur’an-ı Kerim’de Maide/93 ayetindeki dikili taşlar ‘ensâb’ kelimesinin resim ve tasvirle bir ilgisi olmadığı aşikârdır. Ensâb kelimesini tasvir ile tefsir etmek yanlıştır. Ensab tapınmak için dikilen putlardır; ister yontulmuş putlar, isterse yontulmamış taşlar olsun. Nesefî tefsirinde Ensâb’ın tapınmak için dikilmiş putlar olduğunu, rics yani necis olmaları tapınmak için dikilmiş olmalarından ileri geldiğini söyler. Ensâb, suretler veya resimler demek değildir. Öyle tefsir eden  de yoktur. İmam Kurtubi, tefsirinde ahkâm ayetlerini izah etmeyi hiçbir suretle ihmal etmeyen bir müfessirdir. Burada ensâbdan resim ve tasvir yasağının çıkabileceğine hiç işaret etmemiştir.

Kur’an, kristal bedialardan, muhteşem saraylardan, altın, gümüş, inci-mercan gibi ziynetten, Hz. Davud’un musikişinas, Âzer’in heykeltıraş olduğundan Hz. İbrahim’in babası Âzer’e “niçin heykel yapıyorsun?” diye değil, "niçin puta tapıyorsun?” diye sitem ettiğinden, Hz. Süleyman’ın sembolik heykellerinden, Hz. İsa’nın çamurdan kuş resmi yaptığından bahseder.

Resim yasağına dair Kur’an’da hiçbir ayet ve işaret yoktur. Çünkü resim, ne put gibi tapılan ve ne de heykel gibi hacimli olan bir şey değildir. O, sadece bir gölgeden ibarettir. Güneş karşısında da her cismin gölgesi düşmektedir. İslam dininin putu ve put yapımını kesin olarak yasakladığı açıktır. Resim ve heykel konusunda tapmak için yapılan put ile tapma söz konusu olmaksızın, sadece sanat kaygısı ile yapılan heykeli birbirinden ayırmak gerekmektedir. Aksi halde bu işin içinden çıkılamaz. Kur’an’da heykel (heykeller) anlamında temâsîl terimi kullanılmıştır. Enbiya suresinin 52. ayetinde put anlamında kullanıldığı halde, Sebe suresinin 13. ayetinde heykel anlamında kullanılmıştır.

Fıkıh usülünün kaidelerine göre geçmiş şeriatlardan birinin bir hükmü inkâr edilmeksizin Kur’ân’da nakledilirse o bizim için de şeriattır, nesh edilmiş (yürürlükten kalkmış) değildir. İşte buna binaen bazı alimler, bu ayetle resim ve tasvirin cevazına delil getirmişlerdir. Eğer bu kötü bir şey olsaydı Kur’an’da böyle övülerek nakledilmezdi. 

Şunu da belirtelim ki, müfessirler bu mesele üzerinde uzun boylu mütalâa beyanına lüzum görmemişlerdir. Çünkü resim ve tasvir meselesi, şarap ve kumar gibi toplumsal bir afet değildir. Eğer öyle olsaydı, Kur’an onun hakkında da kat’i (kesin) ve sarih (açık) beyanda bulunurdu. Bu, Allah’ın, sükût ettiği mubah meselelerdendir. İşte Kur'ân’da resim yasağı diye bir şey olmadığı açıkça görünüyor. Resim yasağı hakkında Kur’an’da sarih bir şey yoktur demeyi garip bulanlar, olsa olsa Kur’an’da resim lehinde bir şey bulabilirler.

Resim ve suret hakkında Hz. Peygamberden çeşitler hadisler rivayet olunmaktadır. Bir anlayışa göre bu hadisler birbirine zıt gibidir. Bazısına bakarsan tasvirin yasak olduğu manası çıkıyor. Bazılarından ise Peygamberin resim ve tasviri menetmediği anlaşılıyor. Bu hadisler zahire bakılırsa yasaktır, helaldir diyen her iki gruba delil olabilecek mahiyette gibi görünüyorlar. Bu hadislerin hepsinin sıhhati ve sübût derecesi aynı olmayıp muhaddislerce bunların içinde söz götürenler vardır. Biz, canlı mahlûkatın suretini yapmak yasağına delil gösterilen bu hadislerin sıhhati ve derece-i sübûtü (kaynağına aidiyeti) üzerinde duracak değiliz. Biz, bunların resim yasağına delil tutmak isteyenlerin hamlettikleri mânadan başka mânalara hamli mümkün olduğunu göstererek resme cevaz verenlerin haklı olduklarını ispat etmeye çalışacağız. Fıkıh kaidelerinden birisi de şudur; Haram olan bir şey hem sübutu (varlığının kaynağına aidiyeti), hem delâleti (anlamının kastettiği/ifade ettiği işaret) kat’i (kesin) olan bir şer’i delille sabit olur. Sübüt veya delâlette zannîlik bulunduğu zaman onunla hürmet (haramlık) sabit olmaz. Bu hadislerin sübutlarının kat’i oldukları kabul edilse bile, delâletleri kat’i değildir. Nasıl ki onları başka manalara hamleden muhaddisler ve fakihler (fıkıh bilginleri) vardır. Bu itibarla bu hadislerle tasvirin haram olduğuna nasıl hükmolunabilir? Bu hadislere dikkat olunursa Hz. Peygamberin putperestliği yasak etmiş olduğu görünür. Yoksa güzel san’atlardan olan resim yasaklama söz konusu değildir. Hadiste varid olduğu üzere: “Allah güzeldir, güzelliği sever.” Bütün mesele, Kur’an-ı Kerimde de olduğu üzere, putperestliğin yasak edilmesi ve ortadan kaldırılmasından ibarettir. Bunu resim ve tasvire bağlamak doğru değildir. Canlı mahlûkatın resmi olmadan da putperestlikten nehiy olunmuştur. Müslümanlar, putperestlikten henüz kurtulmuş olduklarından, putperestliğe götüren bütün yolları kesmek için, geçici bir zaman resim yasak edilmiş olması vârid olabilir. Nasıl ki muhaddisler içinde buna kâil olan ve hadisleri bu mânaya hamledenler vardır. Putperestliği yıkan Peygamber onun vasıtalarını da kaldırmıştır. Akideler sağlamlaştıktan sonra. Müslümanların putperestliğe dönmeleri ihtimali kalmamıştır. Ve resim yasağı diye bir şey de ortada yoktur. Bunun en açık misali ve benzeri mezar ziyareti  baklandaki hadislerdir. Mezar ziyaretinden meneden hadisler olduğu gibi ziyarete teşvik eden hadisleri de vardır. Bunların arasını telif için: başlangıçta men olunmuştu. Müslümanların akidesi sağlamlaştıktan sonra bu yasak kalkmış, mezar ziyaretine ruhsat verilmiştir, deniyor. Kanaatime göre resim ve tasviri men eder manada görünen hadisler başlangıçta bu maksatla varid olmuştur. Müslümanlık kökleşince resim ve tasvire dokunulmamış, hâli üzere bırakılmıştır. Fakat hürmete (haramlığa) dair olan hadisler ele alınarak diğerlerine bakılmamış, böylece ortaya resim yasağı diye bir söz çıkmıştır. Halbuki böyle bir şeye delâlet (işaret) eden bir delil bulmak güçtür.

 "Tasvir mutlak olarak nasıl haram olur? Hâlbuki o şer'î hukukun korunmasına sebep olabilir. Nasıl ki boğulanların ve kim olduktan bilinmeyen ölülerin resimlerini hükümet halka arz eder, böylece akrabaları bulunur, buna göre miras hükümleri, evlilik ve nikâh hükümleri, borç konuları çözülür. Resimler bazen milleti hırsızlardan, dolandırıcılardan, hükümetin gözünden saklanan yankesicilerin şerrinden sakındırmak için bir vasıta olarak kullanılır. Hükûmet bu gibilerin resimlerini neşreder, ta ki millet onların yakalanmasına yardım etsin. Resimlerin bazısı ile Allah'ın mahlûkatındaki hikmetleri, sırları bilinir, tarih-i tabii ve teşrih kitaplarındaki hayvanat resimleri böyledir. Bazı resimler iç hastalıklarının tedavisine, kurşun vesaire isabet eden yerleri tespite yardım eder, röntgen ile çekilen resimler böyledir. Şayet salt ziynet ve eğlence için yapılırsa bu da mubah olur. Eğer resimler ibadet ve teberrük için yapılırsa bu da haram olur ve işte bunu yapan ve ittihaz eden azap görür.” (Abdülaziz Çaviş, El-Hidaye dergisi, III. sene, s. 487, 491) 

Hadislerde resim hakkında birbirine aykırı hükümler varsa da aralarım bulmak, birleştirmek mümkündür. Hadisleri doğru anlarsak resim yasağı diye bir şey kalmaz. Maksat putperestliği önlemektir. Hadislerde bu cihet belirtilmiştir. Eski ulemâ arasında bunu böyle anlayıp tasvir ve resme cevaz verenler vardır. Kurtubî, Ebu Hayyân, Âlûsî gibi müfessirlerin tasvirin cevazına dair sözleri var. Taberî de lanet olunan musavvirlerden maksat Allah’tan başka tapılan putları yapanlar olduğunu açıkça söylemiştir. Zaten bütün hadislere bakınca bunlardan çıkan mana; resim yasağı, putperestliği önlemek içindir. Nitekim Hz. Aişe'nin odasında küçük kız heykelleri, kuklalar, at ve diğer hayvan resimleri vardı. Sunen-i Ebu Davud, c.II, s.372. Hz. Peygamber bunları yasak etmedi. Hz. Aişe, dine dair birçok hükümleri Hz. Peygamberden rivayet eden bilgin bir hanımdı. Bazıları bu hadisi tevil ederek bunlar oyuncak kabilindendi, çocukların oynaması içindi, diyorlar. Fakat bu da göstermiyor mu ki, tapmak için olmayınca yasak olmuyor. Resim yasağına dair ileri sürülen hadislerden bir kısmı zayıf ve bir kaçı da uydurmadır. Bu hadislerin en başta geleni, Buharî’nin kaydettiği “Nakışlı Perde” hadisidir. Bu hadise göre peygamberimiz, Hz. Aişe’nin odasında namaz kılarken karşısında nakışlı bir perdede kuş resmi görmüş, “Namazda karşıma geliyor bunu burdan kaldır” demiştir. Hz. Aişe de perdeyi yastığa yüz yapmış, peygamberimiz de bir daha bir şey dememiştir. İşte, İslam’da resim yasağının dayandığı en kuvvetli delil budur.  Bunda da yine gaye, tapma tehlikesinin önlenmesi ve namazda insanı meşgul etmemesi durumudur. Ahmed lbn-i Hanbel gibi ünlü hadis bilginleri de resim, halı-kilim gibi yere serilen eşyada bulunursa kullanılmasında bir sakınca olmadığını belirtmişlerdir.

Zeynüddin b. Ahmed ez-Zebidi tarafından hazırlanan ve Babanzade Ahmed Naim ve Kamil Miras tarafından Türkçeye çevrilen Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhinde konu şu şekilde açıklığa kavuşturulmuştur: ‘İslam dini tevhit akidesi üzere kurulmuş bulunduğundan, İslam’ın ilk devirlerinde Resulullah, şirkin kaynağı olan Mekke'de, ister ta’zim, isterse ibadet kastıyla olsun, resim yapmayı ve resimli eşya kullanmayı mutlak surette yasaklamıştı. Fakat Medine’ye hicret ettikten ve bilhassa da Mekke’nin fethiyle, asırlık putlar yere serildikten sonra ilk devirlerdeki tazirler (kınamalar) hafiflemiştir. Sonra, tasvire ibadet gibi hurafe şeylerden uzaklaşınca, selef alimleri tazimi ifade etmeyen hayvan ve manzara resimlerinin kullanılmasını mubah saymışlardır.’ 

Hicretin 2. yüzyılda yaşamış ve “Mekke Târihi” adlı iki cilt kitap yazmış olan Ezrakî, Hz. Peygamber’in Kâbe’den putları kaldırırken orada bulunan Hz. İsa resmine dokunmadığını, Makdesî de, Hz. Ömer’in Medine camisinde kullanılmak için Suriye’den getirttiği buhurdanlıkta bulunan kabartma resimlere bir şey demediğini, Makrizî “İgasetü’l-ümem –Bikeşfu’l-gumem” adlı kitabının 52. sayfasında Hz. Ömer ve Muaviye’nin resimli para bastırdıklarını, Taberî ise, tarihinin c.4, s.174 de İran fâtihi Sa’d îbn-i Vakkas’ın İran sarayında namaz kıldığını, orada bulunan resim ve heykellere dokunmadığını yazar. Buna dair örnekleri daha da çoğaltmak mümkündür. Resim hattatlarca da benimsenmiştir. Meselâ, besmele, ayet ve hadislerle sanatlı yazılar yazılmış, leğen, ibrik, kayık şekilleri, leylek, güvercin, kuş resmi yapılmıştır.

 Kuran’da put ve put yapımını yasaklayan, böyle kişilerin şiddetli azaba çarptırılacağını ifade eden pek çok ayet bulunmakla birlikte, sanat anlamında tasvirin ne lehinde, ne de aleyhinde herhangi bir ayet mevcut değildir. Bu alan mubah/ibaha alanıdır. Özetle yasaklık, yapmada değil tapmadadır.

Esasen gerek İslam’ın başlangıcında gerek ondan önce Arapların durumları incelenince görülür ki: Onlar resimleri (suretleri) ve heykelleri (temâsîli) ancak ibadet maksadıyla yaparlardı. Yalnız büyüklerin ve salih kişilerin değil, kendisinde bir kudret ve kuvvet var zan ettikleri her şeyin sûretlerini yaparlardı; kimisinin şerrinden korunmak, kimisinin menfaat veya yardımını kendine çekmek maksadıyla onlara perestiş ederlerdi/taparlardı. Taş ve ağaç ve en bayağı hayvanların resimlerinden tutunuz da yüksek ruhların timsallerine kadar hepsi yapılır, bunda hiç olmazsa Allah’a yaklaşmak amacıyla ta’zîm ve ibadet olunurdu. Binâenaleyh bu ruh halini de nazar-ı dikkate alınınca tasvîr ve sûretleri edinmekten nehiy hakkında vârid olan hadis-i şeriflerin tevhid akidesinin gerekliliğine ve şirke vesile olan şeylerden korunmaya yönelik olduğu fazlasıyla görülür ki vesileye yol açanın engellenmesi için nehiy edilmiş demektir. Bir de eğer tasvîr ve sûretleri edinmek mutlaka ve kendinden ayrılmayan bir illetten (nedenden) dolayı, yani kendiliğinden haram olsaydı bütün peygamberlerin şeriatında bunun haram kılınmış olması lâzım gelirdi. Halbuki “Onlar Süleyman’a kalelerden, heykellerden, havuzlar kadar (geniş) leğenlerden…. Ne dilerse yaparlardı.” (Sebe’ 13) ayeti Süleyman (as) şeriatında sûretleri edinme ve heykellerin haram olmadığını haber veriyor. Hatta Âlûsî’nin tefsirinde beyanına göre bu âyet-i kerime ile delil getirerek doğrudan doğruya tasvîrin cevâzına kâil olanlar da vardır. İşte buradan da anlaşılıyor ki tasvîr ve sûretleri edinmek doğrudan (lizâtihî) haram olmayıp şirke yol açmasından dolayı (sedd-i zerî’a için) haramdır. Sedd-i zerî’a için haram bir şeyin tercih edilebilir faydası (maslahat-ı râciha) bulunduğu zaman câiz olacağı da bir temel bir kaidedir. “Sedd-i zerî’a için haram olan bir şey, maslahat-ı râcihadan dolayı câizdir.” Asrımızda insanlar için resimde birçok fayda, maslahat, bir takım zaruretler olduğu şüphesizdir. Ezcümle tıp, anatomi, tarih, tabiat gibi ilimlerde, sanayide, siyasette, idarede, harpte lisanda resmin çok önemli faydaları vardır…  Resim haramdır diyenler dijital üzerinde resim çizip bunu çizgi film ve animasyon haline getiriyor. Yapmazsa bu çağdan çok geri kalacak, çocukları müslümanın değil müşriğin yaptığı çizgi film ve belgesi izleyecek. Bugün resim olmadıkça hemen hemen hiçbir iş görülemiyor. Fertler için, milletler için bunu kullanmak zaruret halini alıyor. 

(Makale: Dini Kültürlerde Polemik Konusu Olarak Sanat: Müzik ve Resim / Turgut Çiftçi)


Özetle; Hz. Nuh zamanında heykel yapıldığını, fakat niyetleri sadece ölenleri kişileri hatırlamak olduğu için şirk ve haram olmadığını. Fakat zamanla onlara tapmaya başladıkları için şirk olduğu bildiriliyor: İbn Abbas (r.a.) diyor ki: “Vedd, Suva, Yeğus, Yeuk ve Nasr, Nuh kavminde yaşıyan salih kişilerin adları idi. Bunlar ölünce şeytan, insanlara bunların hatıralarını devam ettirmek için yaşadıkları yerlere heykellerini dikmelerini ilham etti. Onlar da bunu yaptılar ve diktikleri heykellere onların isimlerini verdiler. Önceleri bunlara tapan yoktu; fakat onları dikenler öldükten sonra zamanla haklarındaki bilgiler ve heykellerin dikiliş gayeleri unutuldu ve insanlar bunlara tapmaya başladılar.” (Buhari Tefsir: 71/3)

Allah'ın haram kılmadığını haram kılmak birde bunu peygamber dedi deyip Resule iftira atmak büyük bir vebaldir.
Resmin, Heykelin konusuna ve bunları yapanların niyet, amaç, maksat ve kullandığı yere göre değişir:
- Mukaddes sayılan, tapınılan, ulahiyyet izafe edilen şeylerin resimlerini veya canlı-cansız herhangi varlığı tapmak, kutsamak, yüceltmek, ibadet etmek için ve kişiyi şirke/küfre götürecek resim ve heykelleri yapmak  yada ticaretini de yapmak haramdır, şirktir, küfürdür.
- Allah gibi bende yaratırım vb. Allah ile yarış hali ve amacı yapılan resim ve heykel, haram, şirk ve küfürdür.
- Çıplak, müstehcen, insanı harama/günaha sevk edecek resim ve heykelleri yapmak yada ticaretini yapmak haramdır ve günahtır.
+ Sadece sanat, zevk, oyun, eğlence veya iş (tıp, sanayi, ticaret, film, animasyon...) için resim ve heykel yapılırsa veya ortamda bulundurulursa haram değildir, caizdir. 

Allahualim (Her şeyin en doğrusunu Allah bilir), Allah kullarına taşımayacağı yükü yüklemez.

Yazan: Seda  Eryiğit




Yorumlar

  1. Rabbım kaleminize güç kuvvet versin muhteşem bilgiler Rabbim ilminizi artırsın yazılarınızı merakla bekliyorum

    YanıtlaSil
  2. Allah Razi olsun çok güzel mutluluk la okuyorum

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

  HİKMET   Klasik sözlüklerde  hikmet  kelimesinin (çoğulu  hikem ) “yargıda bulunmak” anlamındaki  hükm  masdarından isim olduğu belirtilir; ayrıca “engellemek, alıkoymak, gemlemek; sağlam olmak” mânalarına gelen  ihkâm  masdarlarıyla anlam ilişkisi kurulur. İbn Düreyd’in tesbitine göre Arapça’daki “el-kelime mine’l-hikme” deyiminde geçen hikmet kelimesinde “alıkoymak, gem vurmak, sakındırmak” anlamı daha çok belirgindir. Zira bu deyimle kastedilen şey insanı iyi olana yönlendiren, çirkin ve kötü olandan alıkoyan sözdür. Böyle ahlâkî muhtevalı özlü sözlere hikmetin yanı sıra  hüküm  de denmektedir (Cemheretü’l-luġa, “ḥkm”). Bu iki kelimenin anlamını birbirine daha da yaklaştıran Cevherî, hikmetin ihkâmla bağlantısı sebebiyle  hakîm  kelimesine hem “işleri gereği gibi sağlam ve kusursuz yapan” hem de “âlim ve ilmî hüküm sahibi” mânalarını vermektedir. İshak b. İbrâhim el-Fârâbî ise hikmetin anlamını kısaca “mânaları idrak ...
KUR'ÂNDAKİ TESETTÜR Sözlükte “örtünmek, kuşanmak; başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek” anlamlarındaki  tesettür , terim olarak ilgilileri ve ölçüleri dinen belirlenmiş örtünme yükümlülüğünü ifade eder. Kelimenin kökünü oluşturan  setr , “örtmek, gizlemek, perdelemek, engel olmak” gibi mânalara gelir. Aynı kökten  sitr  gizlenmeye yarayan engel, perde vb. şeyler için ve mecazen “çekinme, korku, hayâ” anlamında kullanılır. Yine bu kökten türeyen  seter  “kalkan” mânasındadır;  setîr  ve  mestûr  mecazen “iffetli” demektir. Bir hadiste Allah’ın sıfatı olarak geçen setîr (sittîr) kelimesi “örten ve koruyan” şeklinde açıklanmıştır.  Tesettür ayetleri ve açıklaması: A’raf Suresi 26. Ayet :   “ Ey âdemoğulları!” Şu bir gerçektir ki size hem çıplaklığınızı örtecek hem de güzel görünmenizi sağlayacak giyim-kuşam (yapma bilgisini) öğrettik. Ama sizi koruyan ve sakınmaya yarayan takva elbi...
ALLAH'IN NÛR'U Allah Nurunu tamamlayacak mı yoksa tamamladı mı? Bunca ayet ortadayken bir ayeti cımbızlayıp, Allah Nurunu tamamlamamış diye ortaya koyup İsa gelecek, Mehdi gelecek, şu gelecek bu gelecek, şöyle olacak, böyle olacak diyerek yıllarca insanları kandırdılar sanki başka kurtuluş yolları yokmuş gibi. Ve tamamlanmış Nurdan uzaklaştırıp Bâtıl şeylerle meşgul ettiler. Nasıl mı? "Onlar ağızlarıyla (türlü yalan ve iftiralarla, şirk ve inkâr sözleriyle) Allah’ın, nurunu söndürmek (yeryüzünde geçersiz kılmak) istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu, tamamlayacaktır. Çünkü müşrikler istemese de dinini bütün dinlere üstün kılmak için resulünü hidayet ve hak din ile gönderen O'dur." (Saff 8, 9) Bu ayete baktığımızda zalimler Allah'ın nurunu söndürmeye çalışıyorlar diyor.  Allah'ın Nur'unu nasıl söndürmeye çalıştılar/çalışıyorlar? "Küfre sapanlar dediler ki: “Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) gürültü edip yaygara...