Ana içeriğe atla

RAMAZAN PUSULASI

Bismillah. Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.
Ramazan ayı 11 aydan daha hayırlı olan çok mübarek bir aydır. Çünkü hz. Muhammed (s.a.s) peygamber olduğunu bu ayda öğrendi, İslam hukuku ve Müslümanların pusulası olan Kur'an bu ayda Kadir gecesinde indirildi. Bu ayda Allah kullarını oruç ile bir eğitimden geçirmekte, terbiye etmektedir. Bu sebeple, insanlığın kaderinin dönüm noktası olan çok mühim bir ayda olduğumuzun farkında olmalı ve büyük fırsatı kaçırmamalıyız. Kutsal kitabımız Kur'an da, Ramazan ayı hakkında verilen bilgilere bir bakalım:

"Sana, hilâllerin niçin sürekli değişip durduğunu (yani ayın geçirdiği evreleri) sorarlar. De ki: “Onlar, (doğal bir takvim olarak) insanların (yıl, ay ve günleri belirlemesine yarayan) yapacakları işlerin ve hem de (oruç ve) hac ibadetinin vaktini gösteren ölçülerdir.”... (Bakara 189)


Sözlükte “yüksek sesle haykırmak; ortaya çıkmak, parlamak; sevinmek” anlamlarına gelen hell kökünden türeyen hilâl (çoğulu ehille), ayın kavuşum öncesi ve sonrasında yeryüzünden uçları sivri ince bir yay gibi görünen şeklinin adıdır. Kelime Kur’ân-ı Kerîm’de bir yerde çoğul şekliyle geçer (el-Bakara 2/189). Sözlük anlamına bağlı olarak özellikle kavuşum durumundan sonra ayı ilk defa görenlerin onu haber vermek için sevinçle haykırmaları sebebiyle ayın ilk görülen şekline hilâl denildiği kaydedilmektedir. Pek çok faydası yanında güneş ve aydan vakitleri bilme ve hesaplama konusunda da faydalanıldığına, “Allah geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı da -vakitleri tayin için- birer hesap ölçüsü kılmıştır” (el-En‘âm 6/96); “Güneşi ışıklı, ayı da parlak kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için aya menziller tayin eden O’dur” (Yûnus 10/5) meâlindeki âyetlerle Kur’ân-ı Kerîm’de de işaret edilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de, ayın gökyüzündeki düzenli hareketinin insanlar ve özellikle hac için vakit ölçüleri olduğu (el-Bakara 2/189), gökler ve yer yaratıldığı zaman onun hareketlerinin on iki ay meydana gelecek şekilde düzenlendiği (et-Tevbe 9/36) bildirilir. Dinimizde namaz, sahur, iftar saatlerinin belirlenmesinde hicri takvim yani Ay'ın hareketleri esas alınıyor. Bu nedenle Ramazan ayının başlangıcını tespit etmek için hilalin gözlenmesi, yüzyıllar boyunca önemli bir gelenek olarak varlığını sürdürdü. O zamanın imkanları ile çıplak gözle ayı gözlemlemeye çalışıyorlardı. Fakat Bilim ve Teknolojinin gelişmesiyle artık teleskop ve benzeri araçlarla daha net belirlenerek bunu öğrenmek daha kolay hale gelmiştir ve ihtilaflara yer bırakmamıştır. 

"Ey inananlar! Oruç, korunmanız (sağlıklı yaşamanız, şeytani dürtülere karşı dirençli olmanız) için sizden öncekilere yazıldığı (farz olduğu) gibi size de (sayılı günlerde) yazılmıştır (farz kılınmıştır)." (Bakara 183)


Hicret’in ikinci yılında Bedir Savaşı’ndan önce farz olan oruç; ayetten de anlaşıldığı üzere, ilk insandan itibaren bütün insanlara farz kılınmıştır. Çünkü oruç tutmanın, ayette de ifade buyrulduğu gibi; sağlıklı bir yaşam için insan üzerinde çok büyük faydaları vardır. Başlı başına bir disiplin olan oruç, riyanın karışmadığı ve yapay davranışların bulaşmadığı en önemli ibadetlerdendir. Nasıl ki her ritüelin bir yapılış şekli varsa, orucun da kendine has kuralları vardır. Oruç tutmak temel anlamıyla yemeden, içmeden ve cinsel yönelişlere girmeden sabah ve akşam arasını ihya etmek demektir. Yani kısaca vücuda hiç bir şeyin girmemesidir. 

Orucun; metabolizmaya, sindirime, zihinsel organlara, karaciğere sağladığı faydaların yanında, kanserin önlenmesi, Parkinson ve Alzheimer gibi hastalıklara karşı direncin artmasına kadar pek çok faydası vardır. Bunu biraz açalım; oruç tutarken gün içinde yemek ve içmek gibi bir durum olmadığından, mide ve bağırsaklar da kendini düzenleme fırsatı bulur. Bu sayede sindirim sistemi çok daha verimli çalışır. Kandaki lipit ve kolesterol düzeyi azaldığı için de damarlar kendini tamir eder ve hücreler yenilenir.

Oruçlu kişinin organizması kendini kontrol etmeye zaman bulunca da bu organizma kanser hücrelerinin oluşumuna da katkı sağlayan kötü hücrelere anında müdahale eder duruma gelir. Normal hayatta tükettiğimiz yiyecek ve içecekler nedeniyle hırpalanan ve yorgun düşen akciğerimiz de oruç sayesinde dinlenir ve böylece çok daha sağlıklı çalışır. Sindirim sisteminin temizlenmesiyle de tüm vücudumuz temizlenmiş olur. Bu sayede karaciğer ve böbreklerimizdeki toksinlerin temizlenmesi sağlanır. Belli bir süre aç ve susuz kalan kişinin beyninde yeni kök hücreleri oluşur. Böylece Parkinson ve Alzheimer gibi hastalıklara karşı da direnç artar. Ayrıca Mümin topluluk, yanı başındaki nimetlere el uzatmak için, nimet sahibinin iznini bekler. Böylece oruç Allah’ın, kâinatın Rabbi olduğu gerçeğinin daha geniş çapta anlaşılmasını sağlar. İnsanın rûhunu kötü etkilerden, hırslardan korur. İnsanlara açların ve fakirlerin sıkıntılarını tattırarak toplumdaki dengesizlikleri gidermeye katkıda bulunur, Haramlardan uzaklaşmaya vesile olarak, kişinin ebedî hayatını korur. Burada saydıklarımızsa orucun faydalarından sadece birkaçı…



"Şüphesiz, biz onu, (insanlığın hidayet rehberi olan Kur’an’ın o ilk ayetlerini Ramazan ayının) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi (Kur'an'ın o gecede inmeye başlamasıyla) bin aydan daha hayırlıdır/bereketlidir. Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede Rablerinin izniyle (hayatın her alanına dair) her bir iş (Allah’ın verdiği emir ve görevleri yapmak) için bölük bölük inerler. O (gece), tan yeri ağarıncaya kadar (insanlık için bir kurtuluş fırsatı ve) bir esenlik (vesilesi)dir." (Kadr suresi) 


Kadr kelimesinin değer, kıymet, ölçme, belirleme gibi anlamları vardır. Mekke döneminin başlarında, Abese sûresinden sonra indirilmiştir. Adını, birinci ayetinde geçen ve Kur’an’ın ilk ayetlerinin nazil olduğu gecenin önemine, daha doğrusu o gece gönderilmeye başlanan Kur’an’ın, insanlığa kadrü kıymet kazandırdığına ve böylece insanlığın Kur’an’la ‘takdir: ölçme’ yetkisine sahip oluşuna, yani insanlığın “kaderinde” oynadığı role işâret eden “el-Kadr: Kıymet, değer” kelimesinden almıştır. 5 ayettir.

İnzâl kalıbının “bir seferde indirmek” mânasına geldiği doğru değildir (Krş: 25:32). Buna dayanarak vahyin dünya semasına tek seferde toptan indiği yorumları da mesnetsizdir. Gökten yağmur bir defada inmediği halde, yağmur için de aynı kalıp kullanılır (23:18). Yaptığımız karşılaştırmalı bir okuma, tenzîl ve inzâlin birbirinin mukabili olarak kullanıldığını ortaya koymuştur. Tenzîl vahyin kaynağına nisbetle, inzâl hedefine nisbetle kullanılmaktadır (Bkz: 12:2, not 3’ün devamı). İnzâl kalıbı asıl “bir yasaya bağlı olarak indirme” vurgusu taşır.

Ayette geçen “bin” rakamı çokluktan kinayedir. Ayla beraber kullanıldığında daha çok, daha derin, daha bereketli anlamı ifade eder. Dolaysıyla “bin aydan daha hayırlı” cümlesinde miktardan değil, derinlikten, değerden, bereketten bahsedilmektedir. Ayrıca o gecenin değeri inmeye başlayan vahye işaret etmektedir. Yani değerli olan gece değil, gecede inmeye başlayan ilahi kelamdır. Demek ki Kadir gecesi sadece bir günah temizleme gecesi değildir. İnsanlar bu gecede sadece günahlarını nasıl temizleyeceklerini değil, Kur’an’la hayatlarını nasıl inşa edeceklerini düşünmelidir. Yani: O ömre bedel bir gecedir. 

Ey muhatap! Kur’an indiği geceye otuz bin kat değer yüklemiştir! O gecenin değeri kendinden değil vahiydendir. Zira o gece ay yılına ait bir gecedir. Ay yılı ise sabit değil dönen bir zamandır. Demek ki o mübarek gece bereketini bizzat zamandan değil, o zamanda inmeye başlayandan almıştır.

Şu halde aynı Kur’an senin hayatına inerse, ömrüne nasıl bereket katacağını var sen hesap et! Düşünsene aynı vahiy, ilk muhatabını “Âlemlere rahmet”, indiği şehri “kentlerin anası”, indiği toplumu “insanlık anası” (ümmet) kılmıştır! Sözün özü: İçine vahyin indiği bir gece bir ömre bedeldir. Kur’an bunun tersinin de geçerli olduğunu söyler: İçinde vahyin olmadığı bir ömür bir gece kadar bereketsizdir.


"(O farz kılınan oruç) sayılı günlerdir. Ancak sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde orucunu tutsun. İhtiyarlıktan yahut şifa bulması ümit edilmeyen bir hastalıktan dolayı oruç tutmaya gücü yetmeyenler, bir yoksul doyumu fidye versin. Bununla beraber her kim, yapmaya yükümlü olduğundan daha fazla iyilik yaparsa bu onun için daha iyidir. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız (zor da olsa) sizin için daha hayırlıdır. (Oruç tutmanız gereken o sayılı günler) Ramazan ayıdır ki insanlara yol gösteren (kılavuz olan), doğru yola ait apaçık delilleri içeren, eğri ile doğruyu birbirinden ayıran Kur'an o ayda indirilmiştir. Bundan dolayı, sizden kim bu aya erişirse, orucunu tutsun. Ancak hasta veya seyahatte olan, başka günlerde (aynı sayıda oruç tutsun). Allah sizin için kolaylık diler, zorluk çekmenizi istemez. Bu da oruç günlerini tamamlamanız ve size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah'ı yüceltmeniz içindir. (Allah) şükredesiniz diye (size) bu kolaylığı gösterir. (Bakara 184, 185)


Ramazan orucu, ergenlik çağına ulaşmış, akıllı her müslümana farzdır. Hastalık, yolculuk, hamilelik gibi meşru sebeplerle Ramazan ayında oruç tutamayanlar, bu oruçları şartların elverişli olduğu başka zamanlarda kaza ederler. Mazeretsiz olarak oruç tutmayanlar, büyük günah işlemiş olurlar. Aşırı yaşlılar ya da iyileşmez hastalar, bu sebeple oruç tutamazlar ve bu oruçları kaza etmekten de ümit keserlerse, oruçsuz geçirilen her gün için bir fidye verirler. Fidye tıpkı fıtır sadakası gibi, bir fakiri bir gün doyurmak ya da bunun bedelini vermektir.

Kur’an’ın dışındaki bazı kaynaklarda oruç bozmanın cezası (kefaret) olarak öngürülen 60 gün oruç, Kur’an’a aykırıdır. Çünkü’Kur’an, burada oruç tutmamanın kefareti, yine tutulmadığı gün sayısınca tutulması gerekir’’demektedir. 


"Oruç (tuttuğunuz günlerin) gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar sizin örtüleriniz (gibidir), siz de onlar için (birer) örtü-elbise (yerindesiniz). Allah, (ilk farz kılındığı yılda Ramazan geceleri hanımlarınızdan ayrı durmakla) gerçekten sizin (boş yere ve aslında helâl olan bir şeyi haram görmekle) nefislerinize ihanet (haksızlık) etmekte olduğunuzu (ve birlikte yatmanıza izin verilmesi arzunuzu) bildi, tevbenizi kabul etti ve sizi bağışlayıverdi. Artık onlara (Ramazan geceleri hanımlarınıza) yaklaşabilirsiniz. Ve (artık) Allah’ın sizin için yazdıklarını (takdir buyurduklarını) isteyip ulaşmaya gayret edin. Fecr vakti, sizce beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar (gece karanlığından tan yerinin aydınlığı fark edilinceye kadar) yiyin, için; sonra geceye (ertesi akşam gelinceye) kadar orucu tamamlayın. Mescitlerde itikâfta olduğunuz zamanlarda ise onlara (kadınlarınıza) yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın sınırlarıdır, (sakın) onlara (yasaklara) yanaşmayın. İşte Allah, insanlara ayetlerini böylece açıklar; umulur ki (küfürden ve zulümden) sakınıp korunacaklardır." (Bakara 187)


Bu ayet inmeden önce ilk mü’minler Medine’deki Yahudi geleneğinin de etkisiyle, oruç gecesinde yeme, içme ve cinsel birleşmenin yasak olduğunu sanıyorlardı. Çünkü Yahudilikte oruçlu biri için bütün bunlar yasaktı. Yahudiler sadece iftardan iftara oruçlarını açarlar, oruç gecesini de aynen gündüz gibi oruçlu olarak geçirirlerdi. Yani bazıları yatsı namazından, ertesi gün güneş batıncaya dek yeme ve içmenin haram olduğu görüşündeydi. Bazıları yatsı namazından sonra uyanık kalındığı sürece yenilip içilebileceğini, fakat uyunursa, yenilip içilmeyeceğini savunuyorlardı. Bu kendi uydurdukları fikirler nedeniyle, çoğu zaman kendileri zahmet çekiyorlardı.

Bu ayette onların yanlış anlamaları ortadan kaldırılıyor ve yeme-içme yasağının günün ilk şafağından güneşin batışına; yeme, içme ve cinsel ilişki serbestisinin de güneşin batışından, günün ilk şafağına dek olacağı belirleniyor. Yani değil ki, daha önce Kur’an’la bunlar haram kılınmış, ama sonra inen bu ayetle helal edilmiştir. 

Sözlük anlamıyla; yapışmak, tutunmak, bir şeye devam etmek anlamlarına gelen “İtikâf”, uygulamadaki manasıyla; ezan okunan ve namaz kılınan bir mescitte, camide ya da ibadet edilen herhangi bir mekânda özellikle de Ramazan Ayı’nın son on gününde Müslümanın dışarıyla ilişkisini keserek sadece Allah’ın rızasını kazanmak maksadıyla belli bir adap çerçevesinde ikamet etmesi, zaruri ihtiyaçlar dışında oradan ayrılmamak, ibadet, dua ve tefekkürle meşgul olmak, demektir. Hz. Peygamber itikâfa girdiğinden sünnet telakki edilir. İtikâf; Hz. Peygamber’in bir uygulamasıdır. Peygamberimiz Medine’ye hicretten sonra her yıl Ramazan Ayı’nın son on gününde itikâfa çekilir, bütün gün ve gecelerini orada ibadetle ve düşünerek ihyâ ederdi. İtikâf, sahur yapma bunlar peygamberlerimizin yaptığı uygulamalardir. Dikkat ederseniz peygamberlerimizin kulluğunu yapmak için yaptığı Sünnetleri (uygulamaları) Kur'ân bize bildiriyor. Tarihi kaynaklarda da bunu destekleyen bilgilerde mevcuttur. 

Buradaki “beyaz ip” ve “siyah ip” ifadeleri, ayetteki [el-fecr] kelimesi gereği “sabahın aydınlığı” ile “gecenin karanlığı” demektir; bilinen anlamdaki ip/iplik kastedilmemektedir.

‘’O selamdır/esenliktir’’ şeklindeki mesajdan, o gecede suçlar, günahlar işlenmez veya olumsuz olaylar, felaketler meydana gelmez anlamında değildir. Bunun anlamı; o geceyi tövbe ederek geçiren, yüce Allah’a samimiyetle yönelen ve o gecede inen Kur’an’daki ilahi mesajlara uygun davranan kimsenin kul hakkı hariç diğer günahları yüce Allah tarafından affedilebilir. Ölüm ötesi ahiret alemi ise, onun için bir esenlik yurduna dönüşebilir veya farkına varmadan o gece meleklerden hep selam ve esenlik dileğini alır. (الله اعلم)

Bu ayetler ışığında Ramazanı nasıl geçireceğimizle ilgili maddeler halinde bir özet yapalım:

- Ramazana girmeden önce nasuh bir tövbe ve istiğfar edelim. Yapmamız gereken samimi, içten ve nemli gözlerle güzel bir tövbe etmektir. Ve bunu ramazan boyunca devam ettirelim, günahlarımızı affettirelim. Hakkına girdiğimiz insanlar varsa helalleşmeyi de unutmayalım.

- Ramazan ayı için uygulayabileceğimiz dolu dolu güzel bir program yapıp, bunun için gereken hazırlığı yapalım.

- Ramazan boyunca azami ölçüde telefon, TV , sosyal medya vs. uzak duralım. Vaktimizi boş işlerle zayi etmeyelim.

- Orucun sadece mideyi aç bırakmak olmadığının bilincinde olalım. Dilimize de, gözümüze de oruç tutturalım. Yani yalan, gıybet, iftira, koğuculuk, küfür (argo) ve boş konuşmalardan uzak duralım. Gözümüzü harama bakmaktan, elimizi ve ayağımızı harama gitmesinden sakındıralım. Kısaca ahlakımızı güzelleştirelim.

- Kur'anı okuyup anlamaya ağırlık verelim. Bunun için gereken kaynakları hazır edelim. Çünkü Ramazan ayı Kur'anı anlama ve yaşama ayıdır. Kur'anı sadece anlamadan Arapçasını okuyup bitirme yarışı değildir. 

- Farz namazlarıyla birlikte nafile namazlar kılmayı ihmal etmeyelim. 

- Ramazan ayında imkanımız dahilinde bolca sadaka verelim, infak edelim, fıtr sadakalarımızı ihmal etmeyelim. Gerçekten ihtiyacı olanları ramazandan önce tespit edip listeleyelim ve ramazan boyunca hedeflediğimiz kişilere sadakalarımızı ulaştıralım.

- Bu ayda zikri çoğaltalım. Allahı şanına yaraşır şekilde zikredelim, tövbe ve dua edelim. İlim ile meşguliyetimizi artıralım.

- Güvendiğimiz ve faydalı gördüğümüz bir ilim meclisi veya topluluğu varsa orda bulunmayı ihmal etmeyelim. Öyle bir yer bilmiyorsak ailemizle veya evimizde bir ilim halkası oluşturalım. İman ve kardeşlik bağlarımızı kuvvetlendirelim. 

- İmkan varsa ramazan sofralarımızı misafirsiz bırakmayalım. Yakın akrabalarımız, komşularımız, Müslüman kardeşlerimiz ve ilim talebeleriyle birlikte iftar açmak, iftardan sonra ilim sohbetleri yapabiliriz. Unutmayalım ki misafir eve bereket getirir.

- Müslümanlarla, cemaatle namaz kılmayı  ihmal etmeyelim. 

- Kadir gecesine hazırlık yapalım. Kadir gecesini, Allah teala Ramazan ayı içinde gizlemiştir. 27. gecesinde gibi kesin bir gece yoktur. Aslında işin sırrı Kadir Gecesini bütün bir ay boyunca arıyor olmaktır. Onlarca yıl yerine bir geceyi ihya ederek abad olup, cennete nail olmak gibi büyük bir nimet ve lütuf olan bu gece, kandillerle ve simitlerle geçirilecek bir gece değildir. O, bir gezi ve muhabbet gecesi olamaz. Kadir gecesi, kişinin evinde yada itikafa girdiği mescide tek başına ibadet, istiğfar, zikir, dua ve ilim ile ihya ettiği bir gecedir. Camide toplanıp naatlar okunup, simitler dağıtılıp ardından eve gidip eğlenme gecesi değildir.

Bayrama en güzel şekilde hazırlık yapalım.

Ramazan boyunca ve Ramazan bittikten sonra uzun zaman, Rabb'imizden, tuttuğumuz orucu ve yaptığımız diğer amellerimizi kabul buyurmasını dileyelim. Çünkü O (c.c) kabul etmedikten sonra ne değeri olur yaptıklarımızın? 

Ramazandan sonra aynı tempo ile hayatımızı Ramazan gibi geçirmeye çalışalım.

Bununla birlikte Allah'tan, hak ile batılı ayırt edecek feraset ve basireti, okuduğunu anlayıp fehmetmeyi, onunla doğru bir şekilde amel ve sebat etmeyi istemeyi de unutmayın. Çünkü nice alim gördük ve görüyoruz ki ilmi kendisine fayda sağlamadı ve haktan saptı. Rabbimiz dininizde haddi aşmayın yani Allah'ın sınırlarını koruyun diyor. Yahudilerde ilim vardı amel yoktu, Hristiyanlarda ilim yoktu amel çoktu. Müslüman her iki durumdan da sakınmalıdır çünkü müslüman vasattır yani hem ilim olmalı hem de amel olmalıdır. Bu yüzden Allah'tan hidayet, hidayet üzere sabit ve sadık kalmayı çokça dilemeliyiz. Kibir ve riyadan amellerimizi korumalıyız.

Rahman olan Allah'tan, Ramazanı razı olacağı şekilde geçirmemizi ve yaptığımız ibadet ve salih amellerimizi katında kabul etmesini, bizi af ve mağfiret etmesini niyaz ederiz. Amin.

Yazan: Seda  Eryiğit 





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

  HİKMET   Klasik sözlüklerde  hikmet  kelimesinin (çoğulu  hikem ) “yargıda bulunmak” anlamındaki  hükm  masdarından isim olduğu belirtilir; ayrıca “engellemek, alıkoymak, gemlemek; sağlam olmak” mânalarına gelen  ihkâm  masdarlarıyla anlam ilişkisi kurulur. İbn Düreyd’in tesbitine göre Arapça’daki “el-kelime mine’l-hikme” deyiminde geçen hikmet kelimesinde “alıkoymak, gem vurmak, sakındırmak” anlamı daha çok belirgindir. Zira bu deyimle kastedilen şey insanı iyi olana yönlendiren, çirkin ve kötü olandan alıkoyan sözdür. Böyle ahlâkî muhtevalı özlü sözlere hikmetin yanı sıra  hüküm  de denmektedir (Cemheretü’l-luġa, “ḥkm”). Bu iki kelimenin anlamını birbirine daha da yaklaştıran Cevherî, hikmetin ihkâmla bağlantısı sebebiyle  hakîm  kelimesine hem “işleri gereği gibi sağlam ve kusursuz yapan” hem de “âlim ve ilmî hüküm sahibi” mânalarını vermektedir. İshak b. İbrâhim el-Fârâbî ise hikmetin anlamını kısaca “mânaları idrak ...
KUR'ÂNDAKİ TESETTÜR Sözlükte “örtünmek, kuşanmak; başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek” anlamlarındaki  tesettür , terim olarak ilgilileri ve ölçüleri dinen belirlenmiş örtünme yükümlülüğünü ifade eder. Kelimenin kökünü oluşturan  setr , “örtmek, gizlemek, perdelemek, engel olmak” gibi mânalara gelir. Aynı kökten  sitr  gizlenmeye yarayan engel, perde vb. şeyler için ve mecazen “çekinme, korku, hayâ” anlamında kullanılır. Yine bu kökten türeyen  seter  “kalkan” mânasındadır;  setîr  ve  mestûr  mecazen “iffetli” demektir. Bir hadiste Allah’ın sıfatı olarak geçen setîr (sittîr) kelimesi “örten ve koruyan” şeklinde açıklanmıştır.  Tesettür ayetleri ve açıklaması: A’raf Suresi 26. Ayet :   “ Ey âdemoğulları!” Şu bir gerçektir ki size hem çıplaklığınızı örtecek hem de güzel görünmenizi sağlayacak giyim-kuşam (yapma bilgisini) öğrettik. Ama sizi koruyan ve sakınmaya yarayan takva elbi...
ALLAH'IN NÛR'U Allah Nurunu tamamlayacak mı yoksa tamamladı mı? Bunca ayet ortadayken bir ayeti cımbızlayıp, Allah Nurunu tamamlamamış diye ortaya koyup İsa gelecek, Mehdi gelecek, şu gelecek bu gelecek, şöyle olacak, böyle olacak diyerek yıllarca insanları kandırdılar sanki başka kurtuluş yolları yokmuş gibi. Ve tamamlanmış Nurdan uzaklaştırıp Bâtıl şeylerle meşgul ettiler. Nasıl mı? "Onlar ağızlarıyla (türlü yalan ve iftiralarla, şirk ve inkâr sözleriyle) Allah’ın, nurunu söndürmek (yeryüzünde geçersiz kılmak) istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu, tamamlayacaktır. Çünkü müşrikler istemese de dinini bütün dinlere üstün kılmak için resulünü hidayet ve hak din ile gönderen O'dur." (Saff 8, 9) Bu ayete baktığımızda zalimler Allah'ın nurunu söndürmeye çalışıyorlar diyor.  Allah'ın Nur'unu nasıl söndürmeye çalıştılar/çalışıyorlar? "Küfre sapanlar dediler ki: “Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) gürültü edip yaygara...