Ana içeriğe atla

Z ve ALFA KUŞAĞI HAKKINDA HER ŞEY

  İletişimin en önemli kuralı karşısındakini olduğu gibi kabul etmektir. Ne yazık ki hepimiz hem iş hayatında hem de aile yaşantımızda diğerlerini kendimiz gibi görüyor, onlarda aynı düşünce yapısını ve performansı bekliyoruz. Göremeyince de çatışmaya başlıyoruz. Bu çatışmanın en önemli nedenlerinden biri de kuşakları anlamamaktan ve kuşak çatışmasından kaynaklanır. O  halde öncelikle kuşak kavramının ne olduğunu ve belli kuşakların özellikleri neler olduğuna bir bakalım.

     Benzer çağ ve dönemler içinde ortak yaşam şartlarını ve yaşam krizlerini paylaşan, belli dönemler arasında doğup, yaşayıp ölen kişilere jenerasyon ya da kuşak kavramı karşılık bulur. Bu sayede o dönemde yaşayan nesiller hakkında ortak tanımlamalar yapma, ortak çıkarımlarda bulunma ve sorunlarına çözüm bulma adına daha kolay hareket edilebilmektedir. Kuşakları sadece doğdukları zaman dilimleri baz alınarak sınıflandırmak doğru olmaz. Aynı zamanda kuşakları oluşturan topluluğun düşünceleri, hissettikleri ve deneyimlerinin tanımlanması da, onları sınıflandırmak için kullanılmaktadır. Önemli olaylar, toplumsal eğilimler ve örgüt kültürleri ile şekillenen çalışma tarzları kuşak farklılıklarından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte her kuşak o işin doğru ve yanlışının ne olduğunu kendi bakış açısı ile geliştirir ve ona göre doğru ve yanlışlarını oluşturmaktadır. Bu durum örgütlerde bir arada çalışan kuşakların kültür farklılıkları ve iletişim sorunlarının temelini oluşturmaktadır.  Her bir kuşağın hayatı algılama biçimleri ve farklı iletişim tarzlarıyla mevcut yaşam ve çalışma alışkanlıklarının dışında davranış biçimleri gösteren kendine özgü özellikleri bulunmaktadır. Her kuşağın karakteristik özellikleri,  değer yargıları ve tutumları,  güçlü ve zayıf yönleri vardır.

Bu konuda yapılan araştırmalar tarandığında doğum yılları baz alındığında şu kuşaklar görülmektedir:

    Kuşak Adı

         Doğum Yılı

    Kuşak Genel Özellikleri


Geleneksel Kuşak

      

  1925-1945

Dünya savaşları ve ekonomik sorunlarının içinde doğup büyümüşlerdir. Teknoloji, iletişim, haberleşme, temizlik gibi birçok temel kavramlar o dönemlerdeki insanlar için lüks sayılır. Bu da onların yaşama bakışını ve beklentilerini etkilemiştir.

Bebek Patlaması Kuşağı

       

1946-1964

II. Dünya Savaşı’nın bitmesi ile artan refah ve gelişen huzur ortamı, insanların yeniden ailelerine yönelmelerini sağlamıştır. Bu dönemin en karakteristik özelliği çalışmak ve çok üretmektir.


 

X Kuşağı

       


1965-1979

Modadan müziğe birçok alanda yenilikçi anlayışın hüküm sürdüğü görülür. Saç kesiminden kıyafet tarzına kadar sıradışılık hakimdir. Yaramaz bir nesil ortaya çıkmaktadır. Biraz da asidirler. Hiyerarşiye sıkı sıkıya bağlı, otoritenin önemine inanan, değişimden hoşlanmayan önceki neslin aksine  bağımsızlıkları ile tanınır. Paraya fazla odaklanmış bu kuşakta bireycilik ve rekabetçilik biraz daha önem kazanmıştır.  


Y Kuşağı

       

1980-1999

Bu kuşağın ebeveynleri genelde tarımda uğraşır. Yoklukla mücadele ederek büyümüşlerdir. Bu nedenle kendileri (hem kadın hem erkek) çalışmaktadır. Yani bu kuşak çalışan anne ve babaya sahiptirler. Dolayısıyla bakıcıların ve kreşlerin ülkemizde çocuk yetiştirmede söz sahibi oldukları dönem olmuştur. Teknoloji ile karşılaşan ilk kuşaktır. (siyah beyaz televizyon, kumandasız televizyon gören kuşak)  Günümüzde Y kuşağının eğlence, gezme, yaşama, yeni şeyler deneme, başarı, para, alışveriş, ne istediğini bilme, yoğun çalışma, hayallerinin peşinden koşma, sorgulama ve sevdiklerine zaman ayırma unsurlarına önem verdikleri dikkat çekmektedir. Narsist, bireyci ve girişimcilerdir. Teknoloji hayatlarında pek çok şeyin simgesi olup otoriteye saldırgan davranan bir kuşaktır. Özgür olmayı seviyorlar; sık iş değiştiriyorlar bu nedenle aidiyetleri zayıf, kendilerinin değil, yeteneklerinin yönetilmesinden hoşlanıyorlar. Kendi gibi insanların çalıştığı veya satın aldığı şeyler onlar için önemlidir. Teknolojiyi yakından takip eden, internet üzerinden alışveriş  yapan, aynı anda birden fazla işi yapabilen, farklı kaynak ve araçlardan eş zamanlı gelen bilgileri kolaylıkla kavrayabilen, özgürlüğüne düşkün, öğrenmeye istekli, ailesine değer veren, ilişki odaklı, sosyal bilince sahip, işbirlikçi ve sabırsız bir kuşak.


Z Kuşağı

       

2000-2009

 Z kuşağı, taşınabilen, hep yanlarında olan küçük aygıtları, bilgisayar, tabletler, MP4 çalar, i-Pod’lar ve cep telefonları ile büyümektedir. Tam teknoloji çağı çocukları olan Z Kuşağına  Digital yerlilerde diyebiliriz. İnsanlık tarihinin el, göz, kulak vb. motor becerileri senkronizasyonu en yüksek nesli. Yaratıcılığa izin veren aktivitelerden hoşlanıyorlar. Sonuç odaklılar. Çok diplomalı, uzman ve buluşçu olacaklar. Tatminsiz, kararsız ve doğuştan tüketiciler. Yalnız yaşamayı tercih ediyorlar. Adaleti, barış iklimini önemsiyorlar. Benzeşmek istiyorlar, farklılaşmak değil. Sorgusuz yaşayacaklar, onların iş döneminde her şey sistemler tarafından yapılıyor, yapay zeka tarafında karar veriliyor olacak. Bu kuşağın spiritual ruhu yönetilmeli. Hayat standartlarında meydana gelen değişim ve dönüşümler Z kuşağı bireylerinin diğer kuşaklara nazaran apayrı bir dünyada yetişmelerini beraberinde getirmiş, özellikle teknolojide meydana gelen ilerlemeler söz konusu kuşağın bireysel özelliklerinin diğer kuşaklardan ayrılmasına neden olmuştur. Bu kuşağın tarih boyunca en fazla eğitim almış kuşak olacağı tahmin ediliyor.


Alfa Kuşağı

        

2010 ve              sonrası

Doğumlarından itibaren dijital teknolojiler ve araçlarla kuşatılmış bir kuşaktır. Önceki nesillere kıyasla bilgiye erişimi daha hızlıdır. Paylaşım karşıtı, çok hareketli, gizliliğe önem vermeyen, oyunu kurallarına uygun oynamayı sevmeyen, sınır çizildiği takdirde bundan kurtulmaya çalışan bir kuşaktır. Giyilebilir teknolojiyi tercih eder. Z kuşağı gibi dokunmatik ekrandan hoşlanmaktadır. Deneyim isteyen bu kuşak anı yaşamayı ister. Alfa kuşağının geçmiş hakkında çok az bilgisi vardır ve gelecek hakkında pek fikirleri yoktur. Alfa kuşağı sürekli değişim içerisindedir bu yüzden onları anlamak güçtür.

   Z ve Alfa kuşağını biraz daha yakından tanımak için bu konu üzerine yapılan bazı araştırmaların sonuçlarına bakalım:

    -    Yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre; “X kuşağı” akademisyenleri  “Y kuşağı” nın özellikleri hakkında genel olarak olumsuz bir algıya sahip öğrenciler, alt ölçekten öğrenme yeterliliklerini olumsuz olarak değerlendirmekte, ayrıca pozitif veya öğrencilerin çalışma özelliklerine ilişkin olumsuz eğilim ve iletişime sahip bireyler olarak tanıyor. Buna karşılık, “Y kuşağı” öğrencilerinin “genel X kuşağı akademisyenlerinin kendileriyle etkileşimleri genellikle olumludur ve öğrenciler bir yandan “X kuşağı” akademisyenlerini lider, yardımsever/arkadaş canlısı, düşünceli, kararlı, memnun ve uyarıcı olmayan kişi olarak görüyor.

     -   Nörobilim kullanılarak yapılan çalışmalarda; katılımcıların beyin kimyasalları, vücut tepkileri (avuç içi terleme, kalp atışı, göz bebeklerindeki hareketler) ve 12 duygu durumu nörobilim araçlarıyla tespit edilerek yürütülüyor. Araştırmanın öne çıkan bulgularını birlikte inceleyelim…

Z Kuşağı yenilmekten korkuyor! Oyun dünyasındaki başarısızlık hayatlarını etkiliyor!

Oyun dünyasının hızla gelişmesini sağlayan Z Kuşağı, aynı zamanda kendi dünyasının merkezine de oyunu koymuş durumda. Gençlerin büyük çoğunluğu online oyunlar oynamakta ve buna büyük bir zaman harcamakta… İşin ilginç tarafı yapılan araştırma sonucunda; oyunlardaki başarısızlığın gençleri gerçek dünyadaki başarısızlıklardan daha fazla etkilediğini gösterdi. Gençler oyunlarda başarısız olmaktan korkuyor… Gerçek dünyadaki başarısızlıklarsa oyun dünyasındaki başarısızlıklardan sonra geliyor.

Z Kuşağı video ile iletişim tercih ediyor!

Yapılan araştırma video izlemenin Z kuşağı gençleri için çok önemli olduğunu gösteriyor. Gençler; Youtube, Netflix, Instagram gibi video içerikler sunan platformları yoğun olarak kullanıyorlar. Video kullanımının bu kadar yoğun olması tüketim alışkanlıklarını ve reklam mecralarını da şüphesiz değiştirecek, gençlere ulaşılan kanalları farklılaştıracak, yaratıcılığın daha da yükselmesine imkân sağlayacak.

Z Kuşağı; üniversitedeki bölümünü önemsiyor ama eğitimin rahat bir hayat sağlayacağına inanmıyor

Araştırma kapsamında Z Kuşağının eğitime bakış açısı da sorgulandı. Araştırma sonuçlarına göre Z Kuşağı öğrencileri üniversitede bölüm seçiminin çok önemli olduğunu belirtiyor. Öğrenciler kendi istedikleri bölümde eğitim almak istiyor. Fakat Z Kuşağı kendilerinin bu konuda yeterince iyi olamayacaklarını düşünüp, ileride rahat bir hayat yaşayamayacaklarına da inanıyor.

Araştırma sonuçları arasında en çarpıcı olanlardan biri ise öğrencilerin okudukları bölümlerin önemli olduğunu ancak verilen eğitim ile iş yaşamının örtüşmediğini düşünmeleri. Aradaki fark nedeni ile de ileride yeterli kazanca sahip olabileceklerine inanmıyorlar. Bu da eğitim kurumlarının öğrencilerin bu düşüncelerini dikkate alıp bu soruna yönelik çözümler bulmalarını gerektiriyor.

Amaçları çok para değil mutluluk! Sosyalleşmek ve gönüllü çalışmak istiyorlar

Araştırma sonuçlarının en önemlisi öğrencilerin çok para yerine, sevecekleri işi yapmak istemeleri. Önceki nesillere göre Z Kuşağının en büyük farkının bu olduğu söylenebilir. Araştırma sonuçları; gençlerin bölümlerini bitirdiklerinde daha fazla kazanacakları ama hoşlanmadıkları işler yerine, yemek ve yaşamak için yeterli paraya sahip olacakları hoşlandıkları işlerde çalışmak istediklerini gösteriyor. Bu sayede kendilerine daha fazla zaman ayırıp sosyalleşmeyi ve gönüllü organizasyonlara katılmayı düşünüyorlar.

Yüz yüze eğitimden yanalar

Öğrencilere; pandemi döneminde eğitim hayatına bakış açılarının ne yönde olduğunu anlamak için sorular yöneltildi. Yapılan araştırma sonuçlarına göre gençlerin yüzde 81’i online yerine yüz yüze eğitimi tercih ediyor. Pandemi döneminin sağlık ve güvenlik önlemi unsurlarını önemsemekle birlikte; psikolojik, sosyolojik ve eğitim kalitesi açısından üniversitelerin bir an evvel yüz yüze eğitime geçmesi gerektiğini düşünüyorlar.

Üniversite yaşamını eğlenceli buluyorlar! En büyük sorunları ise maddiyat!

Öğrencilerin çok büyük bir bölümü üniversiteyi eğlenceli bir süreç olarak görüyor. Gençler; okudukları bölümlerin kendilerine maddi olarak parlak bir gelecek sunmayacağına inansa da üniversitenin yaşamlarına pozitif değişimin eğlence ve sosyalleşme kattığını düşünüyorlar. Bu sosyalleşme ve eğlence; öğrencilerin karakterini ve hayata bakış açılarını şekillendiren önemli etkenlerden biri oluyor.

Gençlerin; aldıkları eğitimin iş dünyası ihtiyaçları karşısında eksik kaldığını düşündüklerini söylemiştik. Yine de gençlerin üniversite hayatları hakkındaki en büyük sıkıntısı bu değil. Z Kuşağı’nın üniversite hayatında yaşadığı en büyük sıkıntı ise çektikleri ekonomik problemler.

Gelecek kaygısı diğer kuşaklara oranla çok daha yüksek!

Araştırma sonuçlarıyla birlikte; Z Kuşağı’nın gelecek kaygısının önceki kuşaklara göre daha yüksek olduğunu görüyoruz. Gelecek kaygısı taşıyan Z kuşağı mensubu üniversiteli gençler bunun yanı sıra önemsiz hissettirildiklerini düşünüyor. Bu kuşağın beklentisi daha toplumcu ve bireyi değerli kılan bir yaklaşım modeli olması.

Sloganvari söylemlere inanmıyorlar

Sadece siyasette değil eğitim kurumlarında ve hatta ailelerinde bile geleceğe dair motivasyon için kullanılan sloganvari sözlere inanmıyorlar… Bu söylemlere karşı antipati geliştirmiş durumdalar. Kendilerine sunulan her söylemin akılcı bir tabana veya projeye oturmasını bekliyorlar.

Apolitik değiller!

Yapılan araştırmanın sonuçları; gençlerin siyaset ve siyasetin işlediği konulara ilgisiz olduğuna dair düşüncelerin ne kadar yanlış olduğunu gözler önüne seriyor. Gençler bu konulara ilgisiz değil. Aksine kendileri ile ilgili karar mekanizmalarının bizzat içerisinde olmak istiyorlar. Ancak siyasi sistemin buna elverişli olmadığını düşünüyorlar. Yani siyasi sistemin gençliği bu karar mekanizmasından sistematik olarak uzaklaştırdığı inancındalar. Meclisin ve partilerin yaş ortalamasını buna örnek olarak gösteriyorlar. Partilerde seçilmişlik hakkı elde eden birkaç gencin mevcut yapılara oranına bakarak, elde edilen sonucun adil bir temsil olmadığını savunuyorlar.

Z Kuşağı siyasi liderlerin çalışkan ve güvenilir olanını istiyor!

Yapılan araştırma Z kuşağının siyasi liderlerde ne gibi özellikler olmasını istediklerini de gözler önüne serdi. Bu özelliklerin başında siyasi liderin “Çalışkan ve Güvenilir” olması geliyor. Bunun yanı sıra refah sahibi olması, yenilikçi ve mevcut koşulları iyi okuması Z Kuşağı’nın bir liderde olmasını beklediği özellikler içinde yer alıyor.

Babalar hayatının merkezinde!

Araştırma kapsamında katılımcılara 140’ın üzerinde farklı uyaran gösterilmiş ve bunlara verilen tepkiler analiz edilmiş. Bu uyaranların etki sıralamalarına bakıldığında, Z kuşağının babaları ile olan etkileşimi; anne, kardeş, öğretmen, arkadaş vs. göre 3-4 kat daha pozitif etkilenme olmuştur. Z Kuşağı gençleri babalarından gelen negatif bildirimleri kabul ederken, anneden gelen negatif bildirimlere tepki göstermektedir. Bu sonuç aile içi dengelerle ilgili de ilginç bir gösterge oluyor

-       -->   Barko’nun dijital yerliler olarak tanımlanan Alfa kuşağını gözlemleyerek ve aileleriyle görüşerek yapmış olduğu araştırmaya ek olarak Ramadlani ve Wibisono’nun araştırmaları sonucunda elde edilen bilgilere bir bakalım;

Paylaşımdan nefret ederler. Her şeyin tek sahibi olmak isterler.

Son derece aktif ve hareketlidirler.

Mahremiyet onlar için önemli değildir. Deneyimlerini dünya ile paylaşmak isterler.

Sağlıklı beslenmenin öneminin farkındadırlar.

Giyilebilir cihazlara çok ilgilidirler.

Aşırı tüketim sevmezler. Ebeveynlerin takılarını giysilerini kullanmayı severler.

Daha çok X ve Z kuşağı ebeveynleri tarafından şımartılırlar.

Erişim kabiliyetlerinden dolayı girişimcidirler.

Dünyayı sosyal medya aracılığı ile tanırlar.

Online alışveriş yapmayı tercih ederler.

Insanlarla iletişimde neredeyse hiç fiziksel temas kurmazlar.

Aynı anda iki işi yapamazlar.

Anı yaşarlar.

Çevresel ve sosyal sorunlarla ilgilenirler.

-      -->  Ramadlani ve Wibisono yaptığı bu çalışmalarda henüz çalışma hayatına atılmamış Alfa kuşağı hakkında şöyle bir tahminleri vardır:

Bilgiye erişim gücü  yüksek olan Alfa kuşağı diğer kuşaklar arasında en girişimci kuşak olacaktır ve dünya çapında en çok tanınan yine bu kuşak olacak.

Çalışma hayatına atılacak olan Alfa kuşağı hiçbir işini sosyal medya olmadan halledemeyecek. Mesela pazarlama işine giren  bu kuşak online web sürümü olan bir site kurmak isteyecek.

Daha fazla online alışveriş yapacaklar ve önceki kuşaklara nazaran daha az insan ilişkileri içinde olacaktır.

Kendi kendilerine yetebilen, her zorluğu bilgi ve becerileri ile aşan ve daha iyi eğitimli bir kuşak olacaktır. Emeklilik ve sosyal güvenceleri olmayacaktır.

     Kuşaklararası farklılıklar her dönem yaşanmış ve bir önceki kuşaklar kendilerinden sonra gelenlerle ilgili genelde olumsuz senaryolar çıkararak durum değerlendirmesi gerçekleştirmişlerdir. Bu yeni olmayan durumun örneklerinde de izlenebildiği üzere, yeni nesil kendi ortamını teşkil ederek yapıyı yeniden dizayn etmiştir. Tam bir bilgi bombardımanıyla büyüyen Z ve Alfa kuşağının anne ve babasından zaman zaman şu kelimeleri duyarız ‘Biz bu çocuğa yetişemiyoruz, yetemiyoruz, bu çocukla baş edemiyoruz. Enerjisi hiç bitmiyor. ‘ Peki neden? Sebebi biz olabilir miyiz? Bu durumun başka sonuçları var mıdır ya da olacak mıdır? Bu durumda ne yapmalıyım? O zaman bu durumu biraz inceleyelim.

-          Çocuk; her an yeni bir oyuncaktan haberdar oluyor, yeni bir iletişim biçimi - çoğunlukla olumsuz- öğreniyor. Yeni bir masal veya hikaye öğreniyor. Eskiden dedeler öğretirdi, şimdi dedeler de Youtube sayfası açarak öğretiyor. Sayfa açmak, e posta hesabı oluşturmak bu çağın çocuklarının gündeminde yer alıyor. Peki önlemimizi aldık mı? Kendini korumayı öğrettik mi? Nasıl güvenli şifre oluşturulur? Nasıl profil oluşturulur ve onu korur? Bu konuları konuştuk mu çocuklarımızla? Sosyal medya ağlarının çok fazla türü vardır ve hiçbiri 12 yaşından küçük çocuklar için uygun değildir. Akıllı telefon ve tablet kullanımı ise 16 yaşa en uygun zaman dilimidir. Profil fotoğrafına çocuğun tek başına olduğu fotoğraflar koyulmamalı. Şifreleme ebeveynlerle birlikte yapılmalı. Kullanılan internet paketindeki aile filtrelerinin aktif olmasına dikkat edilmeli.

-          Bu çocuklar oyuncaklarla oynamıyorlar. Mutlaka dikkatinizi çekmiştir. En fazla yarım saat oynayıp bıkarlar. Bu durumda hemen kendi küçüklüğümüzü hatırlıyor ve şu Alfa kuşağı pek alem deriz. Acaba oyun oynamamalarının sebebi biraz da biz değil miyiz? Çocuk anne ve babasına oyun oynayalım mı diye sorduğunda aldığı cevap genelde hayır/işim var/evi temizlemem gerek/yemek yapmam lazım/yorgunum/geç oldu/odanda oyna/annenle oyna/babanla oyna... lütfen çocuklarımızla az da olsa kaliteli zaman geçirelim. Biz oynamadığımızda çocuk bu gereksinimini sanal alemde karşılamaya çalışıyor. Sanal alemde de neye maruz kalırsa artık. Unutmayalım ki insan sosyal bir varlıktır. Sosyal dolduğundan oyunlardan zevk alır. Oyunun çocuğun ruhsal ve zihinsel gelişimine katkısı ise paha biçilmez. Kendini gerçekleştiremeyen çocuk içinde şiddetin, yalanın, cinselliğin, hırsızlığın olduğu sosyal mecralara hapsolur. Sonucunda ise olumsuz davranış ve yaşantı örnekleriyle dolu kafası karışan, sinir krizleri geçiren, kavgacı, okul başarısında keskin düşüşler yaşayan, hedefsiz amaçsız, amaçsız  ergen evlatlarımız bir tıklama kadar uzağımızda olur. Bu durumu yaşamamak veya yaşanmasını önlemek için öncelikle küçük yaştan itibaren kendisini tanımasına, neleri yapabileceğini fark etmesine, sorunlarla başa çıkmayı öğrenmesine olanak sağlamalısınız. Bunun için sanatsal, sportif veya kültürel faaliyetlerde yer almalı ve başarma duygusunu tatmalı. Çocukluk çağı bitmeden benliğe yüklenen bu olumlu mesajlar, ergenlikte yeni sorgulamaların önüne geçer.

-    Birçok çocuk bilgisayar oyunlarına bağımlı olurlar. Neden? Çünkü çocuk kendini o ortamlarda kendini ispatlayacak ortam bulur. Kendini ispat yani ‘benlik gelişimi’ çocuk ve ergenler için önemli bir kavramdır. İlk kez ayağa kalkıp ilk adımı attığımızda hissettiğimiz bir duygudur.  Bağımsız olma çabasını, girişimci olma denemelerini bu çağın çocuğu nasıl elde eder? Eğer anne baba yeteri kadar çocuğun benlik gelişimini desteklememişse yani evde her akşam tv programları izleniliyorsa, başka bir iş ile sürekli meşgul olunuyorsa çocuğun kendini keşfetmesine engeldir. Ve çocuk eleştirinin, kuralın olmadığı bir sanal dünya inşa eder. Bu şekilde çocuk  kendini var edecek ve ispatlama çabasına girmek için gerçek yaşamdan daha risksiz bir dünyaya kapılmış olur. Bunun sonucunda sürekli bilgisayar oyunu oynayan, müzik eşliğinde çekilen videoların paylaşıldığı bir mecraya hapsetmiş oluyoruz.

-          Bu kuşağın bireyleri fazla rahatına düşkündürler kısa yoldan para kazanmanın yollarını bulur. Neden derseniz iş söz konusu olduğunda akla sorumluluk ve riskler gelir. Çocuklar ebeveynlerinden iş yerleriyle ilgili sıkıcı hikayeler dinlerler. Bir anneyi düşünelim: sabah uyandığında hemen işe koşturan, kendine ayıracak çocuğuna ayıracak vakti olmayan, saçını süpürge etmiş, sürekli şikayetçi. Küçük bir çocuk olduğumuzu hayal edelim; bu tablonun içinde yer almak ister miyiz? Ya da bir You tuber olduğumuzu düşünelim iş kavramı, mesai saati size bağlıdır. Bu iş kavramı ile kısa yoldan parada kazanırsınız, zaten oluşturulan içerik faydalı olmak zorunda değil!  Işte bu duruma da biraz da ebeveynlerin yarattığı güvenli alanları terk etmekte zorlanan çocukların ya da ebeveynleri oluşturduğu figürden kaçmak isteyen çocukların kapıldığı görülmüştür.

-          Alfa ve Z kuşağı bireyler içinde yaşadıkları dönem itibarıyla çok fazla ödül sayılabilecek nesnenin çevresinde var olduklarını bilerek büyümektedir. Ödül adı altında başarılı davranışın ardından gelen pekiştireç, motivasyonu artırmaktadır. Ancak biz anne ve babalar olarak bu mekanizmayı çalıştıracak doğru prensipleri uygulamadığımızda ödülün anlamı ortadan kalkar. O halde nasıl ödül verelim? Duygu odaklı ödüllerle başlayalım . Yani sarılalım, saçlarını okşayalım, tebrik edelim, kararlarına saygı duyalım; birlikte eğlenelim, dans edelim, müzik dinleyelim, resim yapalım, tiyatro yapalım, enstrüman çalalım, tasarım yapalım, oyun oynayalım, yarışma yapalım, kitap okuyalım, gezelim, yeni şeyler öğrenelim yani yaptığı birçok aktiviteye eşlik edelim. Aynı zamanda yeri geldiğinde kontrolümüzde olacak şekilde bu saydıklarımızı tek başına yapmasına izin verelim yani özgürlük alanı oluşturalım. Dini ve inancı anlayacağı seviyede sevdirerek anlatalım.

Bu Z kuşağının en sorunlu oldukları konulardan biri hem aşırı duygusal olmaları hem de bunu göstermekte zaman zaman sıkıntılı olmalarıdır. Somut ödülleri daha istendik başarıların ardına koyalım ve sayıca azaltalım. Karne hediyesi olarak alınan bilgisayar veya bisiklet gibi.   Reklamlarda, gençlik dizilerinde, çizgi filmlerde çeşitli takılar, kıyafetler vs. görüyorlar. Bu izlenmeler çocuğun ya da gencin sürekli bir şeyler istemesine sebep olur. Ancak bu durumu yaparken imkanım çok alıyorum demeyin. Istediğinin hemen yapılmasını yapıldığı takdirde bağlılık oluşturduğu yapılmadığında saldırganlıklar görülür. Bu durumda bu kuşağın en çok zorlandığı konulardan birine dönüşür: Her şeye sahip olmanın verdiği motivasyonsuzluk.

    Hz. Alinin dediği gibi; Evlatlarınızı kendi çağınıza göre değil, İslam’a uygun olacak şekilde onların çağına göre yetiştirin...

  Konumuzu şu cümle ile tamamlayalım:

 “Bugünlerde gençler kontrolden çıkmış durumda. Kaba bir şekilde yemek yiyorlar, yetişkinlere karşı saygısızlar, ebeveynlerine karşı çıkıyorlar ve öğretmenlerini sinirlendiriyorlar…”  sizce bu cümle hangi kuşak için söylenmiştir?

Bu cümle, 2361 yıl önce M.Ö. 350 yılında Aristotales tarafından söylenmiş. Yani o zamandan bu zamana değişen bir şey yok… Kuşaklararası farklılıklar her dönem yaşanmış ve bir önceki kuşaklar kendilerinden sonra gelenlerle ilgili genelde olumsuz senaryolar çıkararak durum değerlendirmesi gerçekleştirmişlerdir. Bu yeni olmayan durumun örneklerinde de izlenebildiği üzere, yeni nesil kendi ortamını teşkil ederek yapıyı yeniden dizayn etmiştir.

Velhasıl hiçbir kuşak diğerine göre daha iyi veya daha kötü değildir. Hepsinin iyi olan tarafı da var kötü olan tarafı da var. Yani kuşakları kötülemek yerine bu kuşakları iyi tanıyıp ona göre davranıp doğru çözümler ve alternatifler üretmek gerekir.

Yazan: Pınar Baştinç (Real İlim Yazarı)

Kaynakça :

https://www.marketingturkiye.com.tr/haberler/turkiyenin-en-kapsamli-z-kusagi-arastirmasi/

https://www.academia.edu/23690067/T%C3%9CRK%C4%B0YEDE_2000_KU%C5%9EA%C4%9EI_VE_2000_KU%C5%9EA%C4%9EININ_%C4%B0%C5%9E_VE_%C3%87ALI%C5%9EMA_ANLAYI%C5%9EI

https://www.academia.edu/49568477/%C3%87al%C4%B1%C5%9Fma_Hayat%C4%B1nda_Gelece%C4%9Fin_%C4%B0nsan_Kayna%C4%9F%C4%B1_Alfa_Ku%C5%9Fa%C4%9F%C4%B1_Human_Resource_of_the_Future_in_Working_Life_The_Alpha_Generation_

Z Kuşağı Çocuk Yetiştirmek (Emel Seri; Aslıhan Duran Akça) -Kitap

Çocuğum Değişti Peki Ya Ben? (Serkan Volkan Sarı) -Kitap

Dijital Çağda Z Kuşağı Gerçekleri (Duygu Aydı Aslaner - Ahmet Gökçe Aslaner) -Kitap



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

  HİKMET   Klasik sözlüklerde  hikmet  kelimesinin (çoğulu  hikem ) “yargıda bulunmak” anlamındaki  hükm  masdarından isim olduğu belirtilir; ayrıca “engellemek, alıkoymak, gemlemek; sağlam olmak” mânalarına gelen  ihkâm  masdarlarıyla anlam ilişkisi kurulur. İbn Düreyd’in tesbitine göre Arapça’daki “el-kelime mine’l-hikme” deyiminde geçen hikmet kelimesinde “alıkoymak, gem vurmak, sakındırmak” anlamı daha çok belirgindir. Zira bu deyimle kastedilen şey insanı iyi olana yönlendiren, çirkin ve kötü olandan alıkoyan sözdür. Böyle ahlâkî muhtevalı özlü sözlere hikmetin yanı sıra  hüküm  de denmektedir (Cemheretü’l-luġa, “ḥkm”). Bu iki kelimenin anlamını birbirine daha da yaklaştıran Cevherî, hikmetin ihkâmla bağlantısı sebebiyle  hakîm  kelimesine hem “işleri gereği gibi sağlam ve kusursuz yapan” hem de “âlim ve ilmî hüküm sahibi” mânalarını vermektedir. İshak b. İbrâhim el-Fârâbî ise hikmetin anlamını kısaca “mânaları idrak ...
KUR'ÂNDAKİ TESETTÜR Sözlükte “örtünmek, kuşanmak; başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek” anlamlarındaki  tesettür , terim olarak ilgilileri ve ölçüleri dinen belirlenmiş örtünme yükümlülüğünü ifade eder. Kelimenin kökünü oluşturan  setr , “örtmek, gizlemek, perdelemek, engel olmak” gibi mânalara gelir. Aynı kökten  sitr  gizlenmeye yarayan engel, perde vb. şeyler için ve mecazen “çekinme, korku, hayâ” anlamında kullanılır. Yine bu kökten türeyen  seter  “kalkan” mânasındadır;  setîr  ve  mestûr  mecazen “iffetli” demektir. Bir hadiste Allah’ın sıfatı olarak geçen setîr (sittîr) kelimesi “örten ve koruyan” şeklinde açıklanmıştır.  Tesettür ayetleri ve açıklaması: A’raf Suresi 26. Ayet :   “ Ey âdemoğulları!” Şu bir gerçektir ki size hem çıplaklığınızı örtecek hem de güzel görünmenizi sağlayacak giyim-kuşam (yapma bilgisini) öğrettik. Ama sizi koruyan ve sakınmaya yarayan takva elbi...
ALLAH'IN NÛR'U Allah Nurunu tamamlayacak mı yoksa tamamladı mı? Bunca ayet ortadayken bir ayeti cımbızlayıp, Allah Nurunu tamamlamamış diye ortaya koyup İsa gelecek, Mehdi gelecek, şu gelecek bu gelecek, şöyle olacak, böyle olacak diyerek yıllarca insanları kandırdılar sanki başka kurtuluş yolları yokmuş gibi. Ve tamamlanmış Nurdan uzaklaştırıp Bâtıl şeylerle meşgul ettiler. Nasıl mı? "Onlar ağızlarıyla (türlü yalan ve iftiralarla, şirk ve inkâr sözleriyle) Allah’ın, nurunu söndürmek (yeryüzünde geçersiz kılmak) istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu, tamamlayacaktır. Çünkü müşrikler istemese de dinini bütün dinlere üstün kılmak için resulünü hidayet ve hak din ile gönderen O'dur." (Saff 8, 9) Bu ayete baktığımızda zalimler Allah'ın nurunu söndürmeye çalışıyorlar diyor.  Allah'ın Nur'unu nasıl söndürmeye çalıştılar/çalışıyorlar? "Küfre sapanlar dediler ki: “Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) gürültü edip yaygara...