İSLAM’DA BİLİM VE TEKNOLOJİ
İslam, kendisini bilgiyle özdeşleştirir. Bilgiyi hedefi olduğu kadar gerekli de kılar. İslam dini, tüm dünyanın cehalet içinde olduğu zaman ve zemin dilimde ilmi, bilgiyi savunmuştur. Müslümanların ilk kuşağı birkaç yıl içinde bilgili ve ince bir insan oldular. Çünkü İslam onlarda akıl yetisini uyandırmıştı. Bu ilk Müslümanlar, dinlerinin öğretilerinden, faydalı bilginin nefsin ve insanlığın yararı için gerekli olduğunu anladılar. Bu yüzden onu öyle bir takip ettiler ki, gelişme ve verimlilik bakımından diğer milletleri geride bıraktılar ve asırlarca medeniyet meşalesini taşıdılar.
İslam Müslümanları kelimenin en geniş anlamıyla ilim peşinde koşmaya, akıl yürütmeye, düşünmeye ve araştırmaya çağırır. Kuran’da birçok ayet “Akıl etmezler mi? Düşünmezler mi?” diye başlar. Düşünmeyen ve aklın sesini dinlemeyenler için Allah Kuran’da şöyle buyurmuştur:
“Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık hakka dönmezler.” Bakara,18
“Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı anlamazlar.” Bakara, 171
Kuran’da bilgiye ve önemine dair sayısız referans içerir. Okuyucularına “Her şeyin bilgisini edinin.” Ve “Allah’ım ilmimi artır, diye dua edin” tavsiyelerinde bulunur. Daha ilk ayetinde (Alak,1) “Rabbinin ismi ile oku…” diyerek Müslümanları okumaya ve araştırmaya teşvik etmiştir. Aynı zamanda ilim elde etmek için sürekli akıl ve kalplerini kullanmalarını istemektedir. Bu ayetlerden bazıları:
“Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, orada olanların akledecek kalpleri, işitecek kulakları olsun. Ama yalnız gözleri kör olmaz. Fakat göğüslerinde olan kalpleri de körleşir.” (Hac,46)
“Geceyi, gündüzü, Güneş’i, Ay’ı sizin istifadenize vermiştir Yıldızları da onun buyruğuna boyun eğmiştir. Bunlarda, akleden kimseler için dersler vardır.” (Nahl,12)
“Yeri düzenleyen, orada dağları, nehirleri var eden, her türlü üründen çift çift yetiştiren, gündüzü geceyle bürüyen de O’dur. Doğrusu bunlarda, düşünen kimseler için ibretler vardır.” (Ra’d,3)
Muhakkak ki göklerde ve yerde müminler için ibretler vardır. Yaratılışınızda ve etrafa saçtığı sürüngenlerde, kesin olarak inanan bir toplum için, gece ile gündüzün birbirini izlemesinde, Allah'ın gökten indirdiği ve onunla yeryüzünü öldükten sonra dirilttiğinde ibretler vardır. Ve rüzgarların dönüşünde, anlayan bir toplum için ibretler vardır” (Taha, 3-5).
" De ki: 'Hiç bilenlerle bilmeyen bir olur mu? '"[A’raf,9]
" Allah, içinizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltecektir. "[Sebe’,11]
Fakat şuna da dikkat etmek gerekir ki İslam aklı putlaştırmayı ve amaç edinmeyi değil bir araç olarak kullanmayı emreder. Çünkü akıl sınırsız değil ve her akıl her şeyi almaz, anlamaz. Yani bir şeyi aklın almıyorsa o şey yoktur anlamına gelmez.
Peygamber efendimizden geldiği rivayet edilen hadislerde İlme dair verilen önem ve önceliği de görmekteyiz.
"İlim öğrenmek (aramak) her Müslümana farzdır." (Taberani)
“Hikmetli söz mü’minin yitiğidir, bulduğu yerde onu almaya herkesten daha layıktır.” (Tirmizi)
Zeyd b Sabit şöyle rivayet eder: Hz. Peygamber sav bana “Ben bir kavme mektup yazdığımda onların mektubuma ilavelerde bulunmalarından ve mektubumu eksiltmelerinden korkuyorum. Sen Süryaniceyi öğren diye emretti. Ben Süryaniceyi 17 günde öğrendim.” (Buhari, ilim)
Bedir savaşındaki esirlerin 10 Müslüman çocuğa okuma-yazma öğretme koşuluyla serbest bırakılması, o tarihe kadar hiçbir savaşta görülmemiş bir kurtuluş fidyesiydi.
Resulullah’a peygamberlik geldikten bir müddet sonra okuma yazma oranını artırmak için Medine’de Suffe ve Kur’a okulları açmıştır.
Görüldüğü üzere Kuran ve hadislerde ilmin, araştırmanın, düşünmenin ne derece önemli ve Allah azze ve celle katında ecir üstüne ecir olduğu bir ameldir.
Eğitim, tüm bireyler için bir haktır ve her yetenekli Müslümanın gerekli ahlaki görevidir. Bir İslam toplumunda her yetenekli, akıllı ve vasıflı birey, sadece dinlerinin temelleri konusunda değil, aynı zamanda gerekli dünya işlerinde de kendilerini yetiştirmek zorundadır. Ayrıca, her faydalı ilim alanını incelemek, vasıflı kimselere farzdır. Örneğin, her toplumun doktorlara ihtiyacı olduğundan, toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için bazı kişilerin tıp alanına girmesi zorunlu hale gelir.
Dolayısıyla bir Müslümanın ilim elde etmek için samimi ve sıhhatli bir niyeti varsa, bu onun imanına da olumlu bir etki yapacaktır. Çünkü bilgi, her şeye gücü yeten Yaratıcı'nın varlığına dair metinsel kanıtları pekiştirir.
İslam'ın öğretileriyle çelişen yerleşik bir bilimsel gerçek hiçbir zaman olmamıştır. Modern bilimin keşfettiği her şey, Müslümanın Allah'ın muhteşem yaratışı hakkındaki bilgisini artırmaktan başka bir işe yaramaz. Bu nedenle İslam, bilimsel çalışmaları ve Allah'ın doğadaki işaretlerini incelemeyi aktif olarak teşvik eder. Aynı zamanda faydalı teknolojik gelişmeleri memnuniyetle karşılar ve insanların insan yaratıcılığının meyvelerinden yararlanmalarını sağlar.
Aynı şekilde İslam, insanlığa faydalı olan hiçbir modern buluşa da karşı çıkmamaktadır. Allah adına ve O'nun davası için kullanılmaları yeterlidir. Bugün bilim ve teknoloji dünyasıdır ve insanlığa sağladığı faydalar inkar edilemez. İslam'da teknolojinin kendi başına kullanılmasına izin verilir ve teknolojik ilerleme Müslümanlar için çok arzu edilir. Ancak teknolojinin kullanılma şekli onu haram kılabilir. Mesela cep telefonu kullanmak caizdir, fakat haram ilişki için kullanmak haramdır. Bardak kadar basit bir şey bile ya besleyici bir içecekle ya da bir zehirle doldurulabilir.
Gerçekte makinelerin, aletlerin ve cihazların dini ve vatanı yoktur. İyi ya da kötü amaçlar için kullanılabilirler. Allah'tan korkmak ve O'nun nimetlerini O'nu hoşnut edecek şekilde kullanmak kullanıcının elindedir. Teknolojiyi benimsemeli ve ustalaşmalı ve sonra onu kullanmak için daha faydalı yollar geliştirmeye devam etmeliyiz.
Müslüman tarihi, bilimsel ve kültürel yaratıcılığın örnekleriyle dolu olduğunu görmekteyiz. Astronomiden zoolojiye kadar, Müslüman bilim adamlarının ısrarla takip etmediği veya özgün bir katkı yapmadığı bir çalışma alanı yok denecek kadar azdır.
İslam’ın gelmesiyle birlikte Arap toplumunun okuma yazma oranında artış gözlemlenmiş. Namaz vakitlerinin tespiti için zamana, kıblenin yönü için astronomiye, hac için coğrafya ilmine, imsak ve iftar zamanları için yine çeşitli bilgilere ihtiyaç duyuldu. Bu da bilim dallarında Müslümanların çalışmalarına yol açtı. Tüm yaşamlarını, dolayısı ile bilime dair tüm çalışmalarının temelini Kuran ayetlerine dayandıran Müslümanlar, kendilerine atfedildiği gibi bilimi reddetmeyip sahip çıkmışlardır. Teknik ilimler, tıp, astronomi, cebir ve kimya gibi birçok alanda önemli neticeler elde eden Müslüman bilim adamları, medeniyet ve kültür sahasında kısa zamanda kendilerini tüm dünyaya kanıtlamışlardır. Buluşlarıyla uygarlığın ilk adımlarının atılmasına vesile olan Müslümanlar, ilerlemenin yolunu açmışlardır.
Hicri 2. Yy ortalarına doğru Yusuf b. Amr El-Mekki 707 yılında Hicaz’da pamuktan kâğıt yapımını icat etti.
Ardından yazı malzemelerinin artması ve ucuzlaması üzerine yazılı edebiyatta gelişti. İlk kâğıt atölyesi Bağdat’ta Harun Reşit döneminde açıldı.
'Görülecek cismin şekli, ışık vasıtasıyla gözden girer ve orada mercekler vasıtası ile nakledilir' diyerek, yaptığı sayısız denemelerle 'göze gelen uyarıların görme sinirleri ile beyne iletildiğini' söyleyen İbnül-Heysem ise optik biliminin öncüsüdür. Şu an ki kamera sistemi ve sinemanın çalışma ilkesini açıklar.
El-Cezeri, su saatleri, otomatik kontrol düzenleri, fıskiyeler, kan toplama kapları, şifreli anahtarlar ve robotlar gibi, pratik ve estetik birçok düzeni tasarlayan ve bunların nasıl gerçekleştirileceğini anlatan “Kitab-el Hiyal” adlı kitabın yazarı olarak tanıyoruz.
Kitapta, mühendislikle ilgili 50 farklı aletin plan ve işleyişi hakkında bilgiler de verilmiştir. Kitaptaki sistem ve şekiller incelendiğinde, Cezeri’nin büyük bir su mühendisi olduğu görülmektedir. Kitap, kısmen ve ilk defa E. Wiedeman ve F. Hauser tarafından Almancaya çevrilmiş ve 1908-1921 seneleri arasında yayımlanmıştır. 1974'te, Donald R. Hill, eserin tamamını İngilizceye tercüme edip bastırdı. Kitapta anlatılan su saatlerinden biri; Dünya İslam Festivali için Londra Bilim Müzesi'nde örneğe uygun olarak yapılıp çalıştırıldı.
Trigonometrik bağlantıları bugünkü kullanılan şekliyle formülleştiren El-Battani, 877 yılından 929 yılına kadar sürekli astronomik gözlemler yapar; Tanjant ve Kotanjant'ın tanımını yaparak Sinüs, Tanjant ve Kotanjant'ın sıfırdan doksan dereceye kadar tablosunu hazırlar.
Ebü'l-Vefa trigonometriye Sekant ve Kosekant kavramlarını kazandırır.
Ebubekir er-Razi, cerrahide dikiş malzemesi olarak ilk kez hayvan bağırsağını kullanır; tıp biliminde deney ve gözlemin çok önemli olduğundan bahseder ve başhekimi olduğu hastanede görev alacak olan doktorların uzmanlaşmaları gerektiğini söyler.
Ebu’l Kasım Zehrâvî Endülüs'te yaşamış olan bir Arap-Müslüman hekim ve cerrahtır. Ortaçağ İslam Dünyası'nın önde gelen hekimlerinden olan Zehrâvî, Cerrahinin Babası olarak kabul görür. Zehrâvî'nin tıbba yaptığı en büyük katkı, hiç şüphesiz 30 ciltten oluşan Kitab al-Tasrif (et-Tasrif) isimli eseridir. Kitabü’t-Taşrif İslam dünyasından çok Batı’da etkili olmuş, birçok Batılı hekim bu eserden alıntı yapmıştır. Eserin özellikle cerrahiye dair otuzuncu bölümü Latince’ye çevrildikten sonra yazma nüshaları İspanya, İtalya ve Fransa’da yayılmış,XV ve XVI. Yüzyıllarda defalarca basılmıştır. Fransa’da cerrahinin babası kabul edilen Guy de Chauliac (ö. 1368), 1363’te yayımladığı cerrahiye dair eserinde 200’den fazla yerde Zehrâvî’nin adını zikretmektir. Zehrâvî'nin kullandığı cerrahi alet ve uygulamalar, modern tıbba öncülük etmiştir. İcat ettiği cerrahi aletlerden bazıları günümüzde hala kullanılmaktadır. Cerrahî makas ve bıçakları ile bistüriyi, uçları değişik aletleri bulmuş, aletlerin şekilleri kadar onların imalinde kullanılacak metallerin özellikleri üzerinde de önemle durmuştur. Dış gebeliği tanımlayan ilk doktor olmasının yanı sıra, hemofilinin kalıtsal doğasını da belirleyen ilk kişidir.
Çeşitli maddelerin birbirinden ayırt edilme yollarından birinin, maddelerin özgül ağırlıkları olduğunu söyleyerek, sıcak su ile soğuk su arasındaki özgül ağırlık farkını tespit eden el-Beyruni; 973 yılında 'Bilimsel çalışmaların, deneylerle ispat edilmesi gerektiğini ve belgelere dayanmasının zorunlu olduğunu' söyler.
Meryem El-İcliyye, günümüzde pusula, navigasyon cihazları başta olmak üzere zaman, mesafe ölçümüne yarayan ve astronomik hesaplarda kullanılan birçok cihazın atası olan usturlabı geliştirerek yaşadığımız çağda adından etkili bir şekilde söz ettiren bir bilim insanıdır.
İbnu'n-Nefis, 1200'lü yıllarda, küçük kan dolaşımını keşfeder.
Yukarıda bahsedildiği üzere İslam dünyasının bilim adamlarının bazıları zikredilmiş ve ne derece önemli buluşlar yapıp günümüz icatların temelini oluşturduğunu görmekteyiz. Ancak ümmet, Risalet’ine karşı duyarlılığını kaybedince, kendi çalışmaya ve harekete iten dinamik gücünü yitirince, “çalışmanın zorunlu olmadığı” görüşüne kapılınca, hazır yiyiciliğe (tevekküle) yönelip sebepleri yerine getirmekten uzaklaşınca, hatta ahiret için çalıştığı ve ahiret açısından önemsenmesi gereken şeylere önem vermediği vehmine kapılarak bütün dünya hatırından çıkarıp bir kenara bırakacak hale gelince… bilimde ve buna bağlı ilerleme konusunda geri kaldı, bir belirsizliğe düştü. Hatta ve hatta 12 ve 13. yy. kâinat ilimlerinin, bu ilimlerle uğraşmanın “küfür” ya da “küfür gibi” sayacak noktalara geldi. İlim deyince sadece şer’i ilimlerden başka ilim tanımayan hale geldiler.
Halbuki küfür olarak saydıkları kâinat ilmi, Allah’ın evrene koyduğu yasaları araştırıp formülüz eden, yarattığı varlıkları inceleyen ilimlerden bahsediyoruz. Küfür gördükleri nokta hangi taraf olursa olsun işin ucu “Her şeyi El-Alim ismiyle bilen Allah’a” varıyor.
Bir Müslüman için bilim ve din arasındaki çatışma imkansızdır, çünkü din Allah azze ve celle’den gelir ve O'nun yaratma, gelişme ve evrene koyduğu yasalar sistemi de öyle. Bilimsel ve teknolojik ilerlemeye yönelik modern, tamamen materyalist yaklaşım, gerçekten de insana bir ölçüde fiziksel rahatlık vermiştir, ancak zihinsel veya ruhsal rahatlık vermemiştir. İslam, kişinin manevi ve dünyevi gelişimi için faydalı olan her şeyin teşvik edildiği ve savunulduğu adil ve dengeli bir değer sistemi içinde bilginin birleştirilmesini savunur.
Tarihte İslam'ın ruhu bilimsel girişimiyle tanımlandığı gibi, Müslüman toplumların geleceği de bilim ve ilim ile ilişkilerine bağlıdır. Müslümanların, içtihat kapılarını yeniden açmak ve sistematik, özgün düşünceye geri dönmek için bilinçli bir çaba göstermeleri gerekmektedir. Müslümanlar için kollarını sıvayıp laboratuvara geri dönmenin yerini hiçbir şey tutamaz.
Bundan dolayıdır ki Müslümanları teknolojiden tamamen kesmek, İslam'ın büyümesini ve Müslümanların Batı'ya rakip olma şansını boğacaktır. Bizler bilimi ve teknolojiyi benimsemeli ve ustalaşmalı ve sonra onu kullanmak için daha faydalı yollar geliştirmeye devam etmeliyiz. Bu, Müslümanların gelişmesi ve büyümesi için çok önemli olacak ve bir Müslüman devletin kurulması için kesinlikle kritik öneme sahiptir. Şunu da belirtmek isteriz ki: İşlerimizi ve hayatımızda alacağımız kararları “Kuran ve Sünnet” üzere olmasına dikkat etmeliyiz. Güzel işler başaralım diye ahiretimizi heba etmemeliyiz, akidemizden taviz vermemeliyiz. Sınırlarımıza uyduğu sürece bizler gelişme ve ilerleme konusunda sınır tanımamalıyız.
Yazan: Ceren Çeken (Real İlimYazarı)
KAYNAKÇA
Peygamber Efendimizin Eğitim Metodu- İbrahim Halil ER
İslam Dünyasında Aydınlanma Sorunu- Muhammed KUTUP
Çağdaş Dünyaya İslami Bakış- Muhammed Kutup
İslam’da Bilim ve Teknoloji – PDF
Abdulhakim Koçin, “Çağını Aşanlar”, Bilim ve Teknik, Haziran 1991, s. 54-55
https://islamansiklopedisi.org.tr/zehravi
https://tr.wikipedia.org/wiki/Zehr%C3%A2v%C3%AE
https://gencivek.org/blog/meryem-el-icliyye/
Islam and science : Plain islam
What is Islam's view about education, science and technology? — GainPeace
technology in the eye of islam (almerja.com)

Yorumlar
Yorum Gönder