Ana içeriğe atla
KUR'ANDA BAŞARIYA GÖTÜREN 7 AYET

1- "Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği ve hayâsızlığı önerir. Allah ise kendisinden bağışlama ve bol nimet vaat eder. Allah'ın lütfu sınırsızdır, her şeyi bilendir." (Bakara 268)

Şeytan, azgınlaşan, Allah'ın öfkesini kazanmış, rahmetinden kovulmuş cin ve insanlara Allah'ın verdiği bir sıfattır. Ve bu sıfatı ilk hak eden İblis olmuştur. 
Fakirlikten korkma, gerekirse risk al, bir şeylerden feragat et, adım at, elinden gelenin en iyisini yap ve Allah'a güven.
İnsan ve cin şeytanlara kulak asma. "Yapamazsın, beceremezsin, çok zor, kim başarmış da sen başaracaksın, boşuna uğraşıyorsun, ya her şeyini kaybedersen, ya düşersen, ya iflas edersen, ya aç kalırsan, ya falanlar seni terk ederse, ya yalnız kalırsan..." gibi telkinlere kulaklarını tıka. Bildiğin yolda ve hedefte büyük bir kararlılık ve azimle yürü.

2- "Ve gerçekten insan için ancak (dünyevi olsun uhrevi olsun) çalıştığı (verdiği emeğin karşılığı) vardır. Şüphesiz onun çalışması (emeğinin) karşılığı ileride (çalışmasının sonunda) görülecektir. Sonra da (mutlaka) çalışmasının karşılığı kendisine tastamam verilecektir." (Necm 39-41)

Sea; çalışmaktır, emektir. Mesai de buradan gelir. İkinci altın ilke budur. Bu ilkeler o kadar evrenseldir ki tüm inanç ve ideolojilerin kabul edeceği, emeğin değerini vurgulayan ifadelerdir. Bedavacı ve torpilci müşrik, şefaatçi kafa bu ifadelerle inşa edilmektedir. Aceleci ve bedavacılar emeğin karşılığının çabuk görünmemesi durumunda yapılanların boşa gittiği zannına düşmektedirler. Allah emeğin hiçbir zaman zayi olmayacağının garantisini vermektedir. Çalışmadan ve irademizi ortaya koymadan sadece dua ile üstün olamayacağımızı bilmeliyiz! Üretmeden, araştırmadan, okumadan ve mücadele vermeden yalnızca laflayarak ve slogan atarak bir yere varamayacağımızı bilmeliyiz! Başarı slogan atmakla olsaydı seçim meydanlarında en çok nutuk atanlar iktidara gelirdi. Kaliteye ve eğitime önem vermeden sadece nüfusu artırmakla öne geçemeyeceğimizi idrak etmeliyiz! Öne geçmek nüfusla olsaydı nüfusu kalabalık olan milletler dünyaya hâkim olurdu.
Unutma bu hayatta hep korkmayan, azimle, her zorluğa rağmen doğru/verimli ve çok çalışanlar başarmıştır. Allah, müslim olsun gayri müslim olsun çalışan her insanın çabasının karşılığını vermiştir. Çünkü Allah cömert ve adildir. Sadece dünya için çalışan dünyayı kazanır ama ahirette hiç bir nasibi yoktur. Sadece ahiret için çalışan ahireti kazanır ama dünyalık kazancı pek az olur, muhtaç duruma düşer. Hem dünyası hem ahireti için çok çalışan, dengeyi kuran hem dünyayı hem de ahireti kazanır. Sen bu kazançlı dengeyi tutturmaya bakmalısın.

3- Ey İnananlar! Siz kendinize bakın; doğru yolda iseniz sapıtan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır, işlemekte olduklarınızı size haber verecektir. (Maide 105)

Herkes kendine, ailesine ve çevresine karşı vazifelerini yapmakla mükelleftir; iyiliği emretme ve yayma, kötülüğü yasaklama ve önleme de bu vazife içindedir. Fakat dikkat etmek gerekir insan önce kendine bakacak, kendini değiştirecek, düzeltecek, geliştirecek, donanımlı hale getirecek son aile, yakın çevre diğer insanlar. Kişi bütün bunları yaptıktan sonra başkalarının yoldan sapması, onu dinlememesi, umursamaması ondan sorulmaz ve ona zarar da vermez. Başkalarının ne düşündüğüne değil ne kadar doğruyum ve ne kadar doğru aktarabildim ona bakmalıdır. Ve unutmamak gerekir bir insan kendini değiştirmedikçe yaşadığı toplumu değiştirmek imkansızdır. Sağlıklı bir toplum sağlıklı bireylere bağlıdır.

4- "Ey Yahya! Kitaba kuvvetle sarıl" deyip daha çocukken ona hikmet, katımızdan kalp yumuşaklığı ve safiyet verdik. O, Allah'tan sakınan ve anasına babasına karşı iyi davranan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi." (Meryem 12-14)

Hikmet: Bilgelik, gerçeği kavrama yetisi, doğru yargıda bulunma, Allah'ın hükümleriyle doğru ve isabetli amel etme, yönetme yeteneği.
Allah genç yaşta olan Hz. Yahya ya bu yeteneği bahşetmiş ve böyle bir insanın ahlakı nasıl olmalı bunu da vurgulanmıştır.
Bu yüzden yaşının genç olması sorumluluk almana, şirket veya yeni işler kurmana, ticaretle uğraşmana, girişimci olmana, devlet yönetmene veya büyük işler yapmana engel değildir. Bunun tarihte de pek çok örnekleri vardır. Bu yüzden yeteneklerinin farkında ol, kendini küçük görme ve başaracağına inan, kendine inan, Rabbine inan ve O'na tevekkül et.

5- "Biz, senden önce, kendilerine vahyettiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bunu bilmiyorsanız, zikir ehline sorun!" (Nahl 43, Enbiya 7)

Ayette geçen “ehl-i zikir”, “zikir ehli” demektir. Allah’ın indirdiği kitabın adı “zikir” dir. “Ehli zikir” de o kitapta bulunan Allah’ın hükümlerine vakıf, ehil, onunla kendini eğitmiş, dürüst ve güvenilir olmuş gerçekleri bilen kişi demektir.
Bu âyette geçen «ehlü’z-zikr» yani «bilenler»den maksat, Tevrat ve İncil hakkında doğru ve yeterli bilgisi olan, onda uzmanlaşmış ehl-i kitap alimleridir. Günümüz için ise Kur'an'a ehil olan, iyi bilen, uzmanlaşmış kişiler içindir. Genel olaraksa bir işte bilgili ve donanımlı kişi veya bilgin/alim demektir.
Bu yüzden işi bilen, işe vakıf, işin uzmanı, daha önce bu işi yaparak tecrübe elde etmiş insanlara danış, istişare et. Daha önce bu konuda veya bu işte araştırma yapmış, eğitim almış, bu işte icraat yapmış insanlara git, kapılarını çal ve onlara danış bu mümkün değilse, varsa makale ve kitaplarını oku veya videolarını izle, konferans veya kurslarına katıl. Unutma istişare ile iş yapanlar hep 1-0 öndeler ve zamandan kazanç elde ederler.

6- "(Öyle kimseler vardır ki) onları ne ticaret ne de alışveriş Allah'ı zikretmekten (O'nunla beraber olduğu bilinciyle yaşamaktan), namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten alıkoymaz. Onlar kalplerin ve gözlerin donakalacağı bir günün dehşetinden sakınırlar." (Nûr 37)

İşini yaparken veya çalışırken Allah'ı unutmayacaksın, ahiretini ve  Kur'ândaki hükümleri ihmal etmeyeceksin. Kur'ân'ı işine, hayatına entegre edeceksin. Bu kurduğun dünya-ahiret dengesi ile hem iç huzur elde edecek hem de başarının tadına varacaksın.
İnsanların çoğu, fâni olan imtihan dünyasında ticarete, zanaata, zevk ve safaya dalarak Allah’ı unuturlar, namazları ihmal ederler veya vaktinde kılmazlar, mala düşkünlükleri sebebiyle zekâtı ya hiç vermezler yahut da eksik verirler. Bunlar imtihan için verilmiş, âdeta imtihan sorusuna benzeyen dünya malına ve menfaatine aldanarak servet ve nimet imtihanını kaybeden gafillerdir. Allah’ın örnek gösterdiği, övdüğü, yaptıklarının karşılığını fazlasıyla vereceği, ayrıca karşılığı olmayan hesapsız lutuflarda bulunacağı kulları ise dünya-âhiret dengesini iyi kuranlar, ebedîyi fâniye, devamlıyı geçiciye, değerliyi değersize değişmeyenlerdir.

7- "Andolsun ki, biz, içinde (ihtiyaç duyduğunuz ilahi öğretileri barındıran), size şeref ve itibar kazandıran bir kitap indirdik. Hâlâ aklınızı kullan(arak ondan yararlan)mayacak mısınız?" (Enbiya 10)

İnsanlığın düşünce ufkunu genişleten; ilmin, medeniyetin, ahlâk ve faziletin temelini oluşturan ve milletleri, daldıkları gaflet uykusundan uyandıran; insan unsuruna lâyık olduğu değeri veren Kur’an, insanları düştükleri cehalet bataklığından kurtarmış, ahlâksızlık girdabında bir ömür tüketen insanların elinden tutarak onları ilmin, medeniyetin ve yüksek ahlâkın hizmetine sevketmiştir. Bundan dolayı Kur'an'ın senin için öğüt dolu bir kitap, klavuz, referans, rehber, dünya ve ahiret başarının formülü olduğunu unutma. Bu hayat kılavuzu hep yanında, cebinde, çantanda ve dolabında bulunsun. Bu hazinenin kıymetini bilin...

Yazan: Seda Eryiğit 






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

  HİKMET   Klasik sözlüklerde  hikmet  kelimesinin (çoğulu  hikem ) “yargıda bulunmak” anlamındaki  hükm  masdarından isim olduğu belirtilir; ayrıca “engellemek, alıkoymak, gemlemek; sağlam olmak” mânalarına gelen  ihkâm  masdarlarıyla anlam ilişkisi kurulur. İbn Düreyd’in tesbitine göre Arapça’daki “el-kelime mine’l-hikme” deyiminde geçen hikmet kelimesinde “alıkoymak, gem vurmak, sakındırmak” anlamı daha çok belirgindir. Zira bu deyimle kastedilen şey insanı iyi olana yönlendiren, çirkin ve kötü olandan alıkoyan sözdür. Böyle ahlâkî muhtevalı özlü sözlere hikmetin yanı sıra  hüküm  de denmektedir (Cemheretü’l-luġa, “ḥkm”). Bu iki kelimenin anlamını birbirine daha da yaklaştıran Cevherî, hikmetin ihkâmla bağlantısı sebebiyle  hakîm  kelimesine hem “işleri gereği gibi sağlam ve kusursuz yapan” hem de “âlim ve ilmî hüküm sahibi” mânalarını vermektedir. İshak b. İbrâhim el-Fârâbî ise hikmetin anlamını kısaca “mânaları idrak ...
KUR'ÂNDAKİ TESETTÜR Sözlükte “örtünmek, kuşanmak; başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek” anlamlarındaki  tesettür , terim olarak ilgilileri ve ölçüleri dinen belirlenmiş örtünme yükümlülüğünü ifade eder. Kelimenin kökünü oluşturan  setr , “örtmek, gizlemek, perdelemek, engel olmak” gibi mânalara gelir. Aynı kökten  sitr  gizlenmeye yarayan engel, perde vb. şeyler için ve mecazen “çekinme, korku, hayâ” anlamında kullanılır. Yine bu kökten türeyen  seter  “kalkan” mânasındadır;  setîr  ve  mestûr  mecazen “iffetli” demektir. Bir hadiste Allah’ın sıfatı olarak geçen setîr (sittîr) kelimesi “örten ve koruyan” şeklinde açıklanmıştır.  Tesettür ayetleri ve açıklaması: A’raf Suresi 26. Ayet :   “ Ey âdemoğulları!” Şu bir gerçektir ki size hem çıplaklığınızı örtecek hem de güzel görünmenizi sağlayacak giyim-kuşam (yapma bilgisini) öğrettik. Ama sizi koruyan ve sakınmaya yarayan takva elbi...
ALLAH'IN NÛR'U Allah Nurunu tamamlayacak mı yoksa tamamladı mı? Bunca ayet ortadayken bir ayeti cımbızlayıp, Allah Nurunu tamamlamamış diye ortaya koyup İsa gelecek, Mehdi gelecek, şu gelecek bu gelecek, şöyle olacak, böyle olacak diyerek yıllarca insanları kandırdılar sanki başka kurtuluş yolları yokmuş gibi. Ve tamamlanmış Nurdan uzaklaştırıp Bâtıl şeylerle meşgul ettiler. Nasıl mı? "Onlar ağızlarıyla (türlü yalan ve iftiralarla, şirk ve inkâr sözleriyle) Allah’ın, nurunu söndürmek (yeryüzünde geçersiz kılmak) istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu, tamamlayacaktır. Çünkü müşrikler istemese de dinini bütün dinlere üstün kılmak için resulünü hidayet ve hak din ile gönderen O'dur." (Saff 8, 9) Bu ayete baktığımızda zalimler Allah'ın nurunu söndürmeye çalışıyorlar diyor.  Allah'ın Nur'unu nasıl söndürmeye çalıştılar/çalışıyorlar? "Küfre sapanlar dediler ki: “Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) gürültü edip yaygara...