Ana içeriğe atla

Kayıtlar

MEZHEPLERE/FIRKALARA AYRILMAK  Sözlükte “gitmek” anlamındaki  zehâb  kökünden hem masdar hem de “gidecek yer ve yol” mânasında mekân ismi olan  mezheb  kelimesi, terim olarak “dinin aslî veya fer‘î hükümlerinin dayandığı delilleri bulmakta ve bunlardan hüküm çıkarıp yorumlamakta otorite sayılan âlimlerin ortaya koyduğu görüşlerin tamamı veya belirledikleri sistem” diye tanımlanabilir.  Tanımda yer alan aslî hükümler dinin inanç esaslarını, fer‘î hükümler ise ibadetler ile insanlar arası münasebetleri hedef almaktadır. İman esaslarını konu edinen mezhepler itikadî  (Mu‘tezile, Eş‘ariyye, Mâtürîdiyye vb.),  diğerleri de fıkhî mezhepler (Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli vb.) diye isimlendirilmiştir.   İslâm tarihinde dinî ve siyasî gruplaşmalar oluşum aşamasında “ashâbü’l-makālât” diye anılmıştır. Bunun sebebi, bazı âlimlerin toplumdaki meselelerle ilgili olarak “makāle” (görüş, söz) adıyla risâle yazmaları yahut bazı konular hakkında görüşlerini ...
KUR'ÂNDAKİ TESETTÜR Sözlükte “örtünmek, kuşanmak; başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek” anlamlarındaki  tesettür , terim olarak ilgilileri ve ölçüleri dinen belirlenmiş örtünme yükümlülüğünü ifade eder. Kelimenin kökünü oluşturan  setr , “örtmek, gizlemek, perdelemek, engel olmak” gibi mânalara gelir. Aynı kökten  sitr  gizlenmeye yarayan engel, perde vb. şeyler için ve mecazen “çekinme, korku, hayâ” anlamında kullanılır. Yine bu kökten türeyen  seter  “kalkan” mânasındadır;  setîr  ve  mestûr  mecazen “iffetli” demektir. Bir hadiste Allah’ın sıfatı olarak geçen setîr (sittîr) kelimesi “örten ve koruyan” şeklinde açıklanmıştır.  Tesettür ayetleri ve açıklaması: A’raf Suresi 26. Ayet :   “ Ey âdemoğulları!” Şu bir gerçektir ki size hem çıplaklığınızı örtecek hem de güzel görünmenizi sağlayacak giyim-kuşam (yapma bilgisini) öğrettik. Ama sizi koruyan ve sakınmaya yarayan takva elbi...
  KUR'AN VE HADİS AYNI ŞEY Mİ?  "Hz. Muhammed Kur'an'ın bildirdiği helal ve haramlar dışında bazı helal ve haramlar da bildirebilir. Bu yüzden Allah'ın bildirdiği hüküm ile Resûl'den gelen hadis ve sünnetin arasında hiç bir fark yoktur." Maalesef insanların çoğunun inancı bu şekildedir ve bu şirk olan yanlış bir inançtır. Allah ayetlerinde "Hüküm  yalnızca bana aittir (Ra'd 41, Yusuf 40), Ben hükmümde kimseyi ortak etmem (Kehf 26),  Ey Nebim ! Benden Sana vahyedilene uy! (En'am 106, Yunus 109)" der. Yani Peygamberimizin helal (serbest) ve haram (Yasak) belirleme yetkisi yoktur. O bir resuldür ve din konusunda asla kendi nefesinden konuşmaz, sadece vahiyle konuşur. Din konusunda konuştuğu ve uygulamalı olarak öğrettiği vahiy ise Kur'an'dır. Ayetlerde geçen "Allah ve Resûlü bir hüküm verdiği zaman...(Ahzab 36), Allah’a ve Resulüne itaat edin...(Nisâ 59)" demek; Resul de hüküm koyar demek değildir. Zaten ben ne dersem el...
ALLAH'I ZİKİR ETMEK VE ÖNEMİ Bismillah.  Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidayete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidayete erdiremez.  Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür. Sözlükte “bir şeyi anmak, hatırlamak” anlamındaki  zikir  ( zikr ) kelimesi (çoğulu  zükûr ,  ezkâr ) dinî literatürde “Allah’ı anmak ve unutmamak suretiyle gafletten ve nisyandan kurtuluş” anlamında kullanılır. Kur'an da ise Zikir, Kur'an için, Namaz için, Allah'ı övmek ve anmak (tefekkür) için kullanılmıştır.   Zikir dil veya kalp ya da her ikisiyle beraber yapılır; bu ise ya unutulan bir şeyi hatırlama ya da hatırda olanı muhafaza etme, anma şeklinde olur ( Râgıb el-İsfahânî,  el-Mü...
İSLAM’DA BİLİM VE TEKNOLOJİ  İslam, kendisini bilgiyle özdeşleştirir. Bilgiyi hedefi olduğu kadar gerekli de kılar. İslam dini, tüm dünyanın cehalet içinde olduğu zaman ve zemin dilimde ilmi, bilgiyi savunmuştur. Müslümanların ilk kuşağı birkaç yıl içinde bilgili ve ince bir insan oldular. Ç ünkü İslam onlarda akıl yetisini uyandırmıştı. Bu ilk Müslümanlar, dinlerinin öğretilerinden, faydalı bilginin nefsin ve insanlığın yararı için gerekli olduğunu anladılar. Bu yüzden onu öyle bir takip ettiler ki, gelişme ve verimlilik bakımından diğer milletleri geride bıraktılar ve asırlarca medeniyet meşalesini taşıdılar.  İslam Müslümanları kelimenin en geniş anlamıyla ilim peşinde koşmaya, akıl yürütmeye, düşünmeye ve araştırmaya çağırır. Kuran’da birçok ayet “Akıl etmezler mi? Düşünmezler mi?” diye başlar. Düşünmeyen ve aklın sesini dinlemeyenler için Allah Kuran’da şöyle buyurmuştur:   “Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık hakka dönmezler.” Bakara,18 “Onlar sağı...