Ana içeriğe atla

 İSLAMDA MÜZİK VE ÇALGI


Bismillah!

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. 
Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.

Allah'ın Selamı ve mağfireti hidayete tabi olanların üzerine olsun!

Müzik ve Çalgı meselesine geçmeden önce birkaç önemli hususu anlatmakta fayda görüyorum:

Bir konu aklımıza takıldığında ilk başvuracağımız yegane merci ve kesin hüccet (delil) Kur'an'dır. Daha sonra sağlam kaynaklarla gelen rivayetlere (hadisler, tarihi bilgiler) ve peygamberimizden bu yana kesintiye uğramadan gelen uygulamalarına (Sünnet) bakılır. Kur'an' aykırı değilse bunlar, ayetleri daha iyi anlamak için dikkate alınabilir. Şunu da unutmamak gerekir peygamberlerde dahil Allah'tan başka kimse helal ve haram belirleyemez, hüküm koyamaz. Peygamberler, Allah'ın onlara vahiy ettiğini (kitabı, Kur'an'ı) bize anlatıp nasıl uygulanacağını göstermekle sorumludurlar. Onlar din konusunda kendi nefislerinden konuşmazlar, hata etmekten korunmuşlardır. Bu yüzden Allah bir çok ayetinde Allah'a ve Resülüne itaat edin buyuruyor. Yani "resulüme itaat ettiğiniz zaman otomatikmen bana itaat etmiş oluyorsunuz çünkü din konusunda ben ne vahyedersem onu söyler ve uygular" diyor Rabbimiz.

"Eğer  bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah'a ve Resulüne (Kur'an'nın uygulayıcısı, rol modeline) götürün. Bu sonuç bakımından  daha güzel ve daha hayırlıdır." (Nisa,59)

"(Ey Muhammed!) Sana da bu   zikri indirdik ki  kendilerine indirilen  (Kur'an'ı) onlara açıklayasın (okuyup uygulamalı olarak gösteresin). Umulur ki tefekkür ederler." (Nahl,44)

"Hâlâ senden mûcize göstermeni bekleyen o câhillere de ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır ve onları dilediğim şekilde kullanabilirim!demiyorum; Allah’tan başka hiç kimsenin bilemeyeceği bir âlem olan gaybı da bilemem. Size bir melek olduğumu da söylemiyorum. Ben ancak, bana Allah’ın vahyi ile Kur’an aracılığıyla bildirilen ilâhî emirlere uyarım." İşte, bu zihinsel düzeye ulaşmış insanlara de ki: “Hiç kör ile gören bir olur mu? İlâhî vahyin ve aklın ışığında hakîkati keşfeden aydın insan ile; cehâlet, kibir, nankörlük ve bencillik zindanlarında bocalayan dar kafalı insan hiç aynı neticeye ulaşır, aynı karşılığı hak eder mi? Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” (En'am 50)

"Apaçık birer belge olan ayetlerimiz, ne zaman onlara tebliğ ve uyarı amacıyla okunsa, Hesap Gününde huzurumuza geleceklerini hiç ummayan o inkârcılar, “Bize bundan farklı bir Kur’an getir, ya da hiç değilse, işimize gelmeyen ayetleri iptal edip keyfimize uygun hâle getirerek onda bazı değişiklikler yap!” diyorlar. Onlara de ki: “Kur’an’ı kendi görüşlerim doğrultusunda değiştirmeye benim yetkim yok; zira o benim değil, Allah’ın sözüdür. Ben ancak, bana gönderilen emir ve direktiflere uyarım. Çünkü Rabb’ime karşı geldiğim takdirde, büyük bir günün azâbından korkarım.” (Yunus 15)

"Onlara, arzu ve heveslerini okşayacak veya istedikleri türden bir ayet getirmedin diye, “Madem Rabb’in bizim arzu ve beklentilerimize uygun ayetler göndermiyor, bâri sen bir şeyler uydursaydın ya!” derler. Onlara de ki: “Ben, ancak Rabb’im tarafından bana gönderilenlere uyarım! Siz, dünyada ve âhirette kurtuluşun, mutluluğun yolunu gösteren mükemmel bir rehber, apaçık bir mûcize mi istiyorsunuz? İşte bu Kur’an ayetleri, Rabb’inizden gelen, gönülleri ve hayatı aydınlatan deliller, basiretlerdir; inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet kaynağıdır." (A'raf 203)

 "Ey Peygamber! Onlara de ki “Bakın, ben daha önce benzeri görülmemiş türedi bir elçi değilim. Benden önce de bu mesajı insanlığa ileten Peygamberler gelmişti. Ayrıca ben, bir melek olduğumu da söylemiyorum. Dolayısıyla, bana ve size neler yapılacağını ve ileride başımıza neler geleceğini bilemem. Ben, ancak bana vahyedilen ilâhî emirlere uyarım ve apaçık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim.” (Ahkaf 9)

"Sen onların saçma arzularına değil, Rabb’inden sana vahiy yoluyla gönderilenlere (Kur'ana) uy! Zira O’ndan başka hükmüne boyun eğilecek hiçbir otorite, hiçbir ilâh yoktur! Sen, gerekçeleri ne olursa olsun, Allah’tan başka ilâhlara itaat eden o müşriklerden uzak dur! Bununla birlikte, hakîkati anlatmaktan da geri durma, fakat iman etmiyorlar diye kendini heder etme." (En'am 106)

"Ve şimdi, ey Muhammed, sana da, “Her türlü bâtıl inançtan, tüm eğri yollardan uzaklaşarak tek Tanrı inancına yönelen ve Allah’tan başka ilâh tanımayan İbrahim’in tebliğ ettiği o mükemmel inanç sistemine tâbi ol!” diye emrettik." (Nahl 123)

Bir müslüman sadece kesin bilgi olan vahiyden yani Kur'an'dan sorumludur. Zan olan, kesinlik ve orijinallik barındırmayan başka kitaplardan sorumlu değildir.

Kur'an iki kısma ayrılır muhkem ve müteşabih ayetler;

Muhkem ayetler; sağlam olan, sağlamlaştırılmışdış etkilere, bozulmalara ve tev'illere karşı,  korunmuş, çelişki ve karmaşıklık içermeyen, başka bir ihtimal taşımayan açık mânalı  ayetlerdir. Yani kastedilen mananın açık ve net olduğu ayetlerdir.

Müteşabbih ayetler ise; Mâna yönünden birden fazla ihtimal, mecaz taşıdığı için anlaşılmasında güçlük bulunan, insan zihninin birisini diğerinden ayırt etmede aciz kaldığı ayetlerdir. Yani kastedilen mananın açık ve net olmadığı ayetlerdir. Bu ayetlerin bazıları yoruma açık iken (bilimsel bilgiler) diğerleri değildir (Allah'ın isim ve sıfatları, ruh, kıyamet, ahiret... vb. Biz bunlara iman ederken mahiyeti ile ilgili herhangi bir yoruma girmeyiz. Mahiyetini, gerçek anlamını Allah bildirmediği için ona havale ederiz. Hepsi Rabbimizdendir, iman ettik demekle yetiniriz.)

"Sana Kitab’ı indiren O’dur. O (Kitap)’tan bazı ayetler (kimsenin tahrif etmeye güç yetiremeyeceği şekilde sağlam, açık ve) muhkemdir. Onlar (Kitab’ın çoğunluğunu ve ana omurgasını oluşturan muhkem), Kitab’ın anası olan (ayetlerdir). Diğer bazısı da (kullarını imtihan etmek için kast edilenin , manasının açık kılmadığı) müteşabih ayetlerdir. Kalplerinde eğrilik bulunanlar, fitne çıkarmak ve (ayetleri hevalarına göre) yorumlamak için müteşabih olan ayetlerin peşine düşerler. O (ayetlerin) tevilini/hakiki anlamını yalnızca Allah bilir. İlimde derinleşenler derler ki: “Ona iman ettik. Hepsi Rabbimizin katındandır.” Ancak akıl sahipleri düşünüp öğüt alır." (Âl-i İmran, 7)


İslam dini çok açık, berrak, saf ve fıtrata uygun olan tek dindir. İfrattan da tefritten de uzak olan vasat bir dindir. İnsana taşımayacağı ağır bir sorumluluk yüklemez. Fakat bu gün her ağızdan bir ses çıkıyor, herkes bir şeyler söylüyor, bir yorum ekliyor işi daha da zor ve karmaşık hale getiriyor. Bazen öyle oluyor ki islam ile söyledikleri çelişiyor. İslam dinini yeni öğrenen biri bunların sözlerini din sanıp bu çelişkileri görünce ateizm benzeri batıl fikir ve dinlere kayıyor. Gerçekten çok zor bir zamanda yaşıyoruz. Evet, Kur'anı değiştiremediler ama İslam'ı tarif, Kur'an da olmayan bir din bir müslümanlık doğru diye dayattılar. Hakkı söyleyeni ise iftiralar ile karaladılar, dışladılar. Velhasıl uyanmak ve araştırmanın vakti geldi de geçiyor. Yoksa imanımız zandan ve taklitten ibaret olur. Aman bizi gafletten uyandıran ölüm olmasın.

Bu önemli hususları izah ettikten sonra müzik ve çalgı meselesine geçelim. Öncelikle bu kavramların genel anlamlarına bir bakalım;

Müzik: Sesin biçim ve anlamlı titreşimler kazanmış halidir. Başka bir deyiş ile de müzik, sesin ve sessizliğin belirli bir zaman aralığında ifade edildiği sanatsal bir formdur. Sözün ve sesin birlikte ahenkli, melodili söylenmesidir.
Çalgı: Müzik yapmak için kullanılan aletlere verilen genel isimdir. Prensip olarak, ses çıkaran her nesne çalgı olabilir. Yani çalgı; müzikte, güzel, uyumlu sesler çıkarması için yapılmış araçtır.
(https://tr.wikipedia.org/)

Kur'ana baktığımızda müzik veya çalgının haram olduğuna dair kesin ve açık hiç bir ayet yoktur. Fakat müzik/çalgı haramdır diyenler şu iki ayeti kendilerince delil getiriyorlar. Bunlara bakalım;

"Bazı insanlar, Allah'ın yolunu (âyetlerini) alay konusu yaparak halkı sinsice Allah'ın yolundan saptırmak için boş sözler satın alırlar. Küçük düşürücü azap işte bunlar içindir" (Lokmân 31/6).
Sözlükte lehv, “oyun ve eğlence” demek olup insanın meşgul olduğu bir şey sebebiyle asıl başka bir şeyden gafil olması anlamındadır. (İbn Manzûr, “lehv”, 15/259)
Âyette geçen "boş söz, laf eğlencesi" (lehve'l-hadîs) ifadesinin yorumuyla ilgili olarak müfessirler iki hususa işaret etmişlerdir. Birincisi; âyette geçen "lehve'l-hadîs", masal, asılsız sözler ve hurafeler anlatmak demektir. Âyetin nüzûl sebebi olarak nakledilen şu rivayet bu yorumu desteklemektedir. Nadr b. Hâris ismindeki biri, Fars memleketlerine ticaret için gittiği sırada orada Acem kitaplarını satın alarak Kureyşliler'e anlatır ve "Muhammed size Âd ve Semûd kavminin hikâyelerini anlatıyor. Ben ise Rüstem'in, Behlûl'ün efsanelerini, kisrâların ve Hîre krallarının hikâyelerini anlatıyorum" der ve insanları Kur'an'ı dinlemekten alıkoymaya çalışırdı. İşte âyet bu kişi hakkında nâzil olmuştur.
Lehve'l-hadîs için getirilen ikinci yorum ise gınâ ve müziktir. Bu yorumun hareket noktası yine aynı şahsın Fars memleketlerinden şarkıcı kadınlar getirmek suretiyle insanları Hz. Peygamber'in etrafından uzaklaştırmaya çalışmasıdır. Anlatıldığına göre, bu kişi güzel bir şarkıcı câriye satın almıştı. Birinin müslüman olacağını duyduğu zaman onu alıp câriyesinin yanına getirir ve câriyesine "Hadi buna yedir içir, şarkı söyleyip gönlünü eğlendir" der ve bu suretle onu eğlendirdikten sonra "Gördün ya! Bu, Muhammed'in çağırdığı namaz ve oruçtan, onunla birlikte savaşmaktan daha iyi değil mi?" derdi (Hak Dini Kur'an Dili, VI, 3838-3839).
Ayete, ayatte geçen kavrama ve rivayetlerin değerlendirilmesi sonucunda ve anlatılmak istenen mesaj açısından birinci yorum daha isabetli gözükmektedir. Hangi rivayet alınırsa alınsın, âyette tenkit edilen husus "Kur'an'dan uzaklaşma" keyfiyetidir. Bu açıdan bakıldığında, müzik ile geçmiş kavimlerin hikâyelerini okumak arasında fark yoktur. Daha doğrusu Kur'an'dan yüz çevirmeyi ve uzaklaşmayı sonuçlayan her şey aynı hükümdedir. Hatta, Gazzâlî'nin de belirttiği gibi, insanları Allah'ın yolundan saptırmak için Kur'an okumak bile haramdır (Gazzâlî, İhyâ, II, 282).

"Siz, ağlayacak yerde dudak bükerek ve istihza ile gülerek bu söze mi (Kur'an'a mı) hayret ediyorsunuz!" (en-Necm 53/59-61).
Nakledildiğine göre, İbn Abbas âyette geçen ve "dudak bükerek" şeklinde tercümesi verilen "semed" lafzının Himyerîce'de "gınâ" anlamında olduğunu belirtmiştir. Gazzâlî, bu açıklamadan hareketle gınânın yasaklandığı sonucunun çıkarılamayacağını, aksi takdirde âyette geçen ve kınanan diğer fiillerin de aynı şekilde yasak olması gerekeceğini ifade etmiştir. Âyette geçen "sâmidûn" kelimesi "şarkı söyleyenler" olarak anlaşılsa bile, buradan hareketle gınânın haramlığı sonucu çıkarılamaz. Çünkü, normalde gülme haram olmadığı halde Kur'an'ı hafife alarak gülme nasıl haramsa, aynı şekilde Kur'an'ı hafife alan gınâ (şarkı) ve şiir de haramdır. Nitekim, "Şairlere ancak azıtmışlar uyar" (eş-Şuarâ 26/224) âyetinde kastedilen, kâfirlerin şairleridir. Yoksa bu âyetten hareketle bizzat şiirin haramlığı sonucuna varılamaz (İhyâ, II, 282; krş. İbn Kayyim, İgåsetü'l-lehfân, I, 258).

Boş söz, müzik ve çalgıdır diyenler sadece yorum ve tefsir yapmaktadır. Yorum, isabetli olabileceği gibi hatalı da olabilir. Çünkü lehve’l-hadisin müzik olarak tefsir edilmesi, delaleti kat‘î bir yorum değildir. Hukuken veya fıkhen, bir şeyin tahsisine hükmedildiğinde serbestlik ve yasaklık (helallik ve haramlık) veya bu ikisi arasında her neye hükmedilirse, bu hükmün sadece ona has kılındığı anlamına gelir.
Kur’ân’da içki, faiz ve diğer haramlar gibi müziğin yasaklandığını belirten bir âyet olmadığı gibi Kur’ân’ın Kur’ân’la tefsiri bağlamında da buna delalet eden bir ayet bulunmamaktadır. Ancak fuhşiyât ve münkerât kabilinden olan müzik için de delil yoktur denemez. Bu durumda Kur’ân’ın sünnetle tefsiri bağlamında Hz. Peygamber’in (a.s.) hali hayatında müziğe ne şekilde yer verdiği, biz Müslümanlar için bir ölçü ortaya koyacaktır. Onun (a.s.) düğünlerde, bayramlarda ve meşru sınırlar içerisinde yapılan eğlencelerde müziğin kullanılmasına izin verdiği hatta zaman zaman teşvik ettiği; fakat eğlenceye dalıp dinî vazife ve sorumluluklarını ihmal edenlere karşı da sert bir tutum sergilediği vakidir. Ama buradan hareketle müziğin bütünüyle haram olduğunu iddia etmek, müziğin tarifinde de geçtiği üzere, ses ve âlet (çalgı) ile icrâ edilen malûm san’atın bütün şubelerini ihtiva etmesi bakımından, salâda, ezanda ve güzel Kur’ân okumada ortaya çıkan müziğin de haram olduğunu iddia etmektir. O halde dinin meşru müzik için koyduğu bir sınır ve ölçü vardır. Ancak tüm bunlarla ayette geçen lehve’l hadis ifadesi, birbirinden farklı şeylerdir.
(“Lehve’l-Hadis”in Müziğe Tahsisinin Tefsir Açısından Değerlendirilmesi Faysal ARPAGUŞ, https://dergipark.org.tr/tr)

Hadis kaynaklarında Rasulullah (s.a.s)’dan geldiği iddia edilen çeşitli yorum ve uygulamalar nakledilmektedir. Bunların bir kısmı sahih, bir kısmı zayıf diğer bir kısmı da uydurmadır diye söyleniyor. Sahih rivâyetlerde Rasulullah (s.a.s.)’in müziği Kur’ân-ı Kerim’de belirtilen ölçüler ışığında değerlendirdiği, dini açıdan sakıncalı gördüğü müzik icralarını yasakladığı, dini açıdan her hangi bir sakınca görmediği müzik icralarına da müsade ettiği, hatta bizzat kendisinin de bu gibi müzikleri dinleyip ashabını teşvik ettiği ifade edilmektedir. Senet ve metin açısından “zayıf” ve “garib” olarak nitelendirilen bir hadisi referans alarak delaleti kat‘îymiş gibi, lehve’l-hadisle kastedilenin müzik olduğunu iddia etmek, gerçekten düşündürücüdür. 

Şimdi gelin peygamberimizden geldiği iddia edilen rivayetlere bakalım ve bu konudaki açıklamalara bakalım:

Müzik karşıtlarının dayandıkları hadislerin başında "Ümmetim içerisinde gayri meşrû ilişkiyi, ipeği, şarap ve meâzifi helâl sayan bir grup olacaktır" (Buhârî, "Eşribe", 6) meâlindeki hadis gelir.
Bazı âlimler, hadiste geçen "meâzif" kelimesini, bütün eğlence (lehv) aletleri olarak açıklarken, bazıları melâhî ile meâzif arasında bir ayırım yaparak melâhîyi el ile vurulan çalgı aletleri, meâzifi de ağız ile (üflenerek) çalınan çalgılar olarak açıklamışlardır. İbn Hazm gibi bazı muhaddisler ise bu hadisin senedinin münkatı' olduğunu belirtmişlerdir.

Diğer bir hadis, "Allah (içki meclislerinde erkeklere) şarkı söyleyen câriyelerin satılmasını, ücretini haram kılmıştır" hadisidir.
Gazzâlî, yabancı kadının fâsıklara ve fitnesinden korkulan kişilere şarkı okumasının haram olduğunu belirtmekle beraber, bu hadisten hareketle câriyenin kendi sahibine şarkı okumasının, hatta fitne olmaması durumunda başka erkeklere şarkı okumasının haramlığı hükmü çıkarılamayacağını ifade etmiş ve bu görüşüne, Hz. Peygamber'in bulunduğu bir sırada iki câriyenin Hz. Âişe'nin evinde şarkı okumasını delil göstermiştir (İhyâ, II, 282).
Hadis uzmanlarından Irâki, Taberânî'nin Evsat'ta rivayet ettiği bu hadisin zayıf olduğunu; Beyhaki de bu hadisin mahfuz olmadığını belirtmiştir.
Müziğin lehinde olanların gerekçeleri ise şunlardır: Gazzâlî, İhyâü ulûmi'd-dîn isimli eserinde, "Müzik Dinlemenin (semâ) Mubahlığının Delili" başlığı altında söze şöyle başlar: "Müzik dinlemek haramdır demek, Allah müzik dinleyen kişileri cezalandıracaktır demektir. Bu ise, sırf akılla bilinebilecek bir husus değildir. Öyleyse, bu konuda naslara ve bu nasların ışığında yapılan kıyaslara başvurmak gereklidir. Eğer bu konuda nas ve nassa kıyas yoluyla ulaşılan doğru bir sonuçlama yoksa, müzik dinlemenin haramlığı iddiası boşa çıkmış olur". Gazzâlî daha sonra, ölçülü olsun veya olmasın, güzel sesi dinleme, müziğin dinleyici üzerinde bıraktığı etki ve dinleyici ile ilgili hususları uzun uzadıya açıkladıktan sonra mûsikinin mubah olduğunu belirtir, karşı görüşte olanların gerekçelerini tek tek ele alarak cevaplandırmaya çalışır (Gazzâlî, İhyâ, II, 268-284).

Gınâ konusunda Mâlikî bilgin İbnü'l-Arabî'nin değerlendirmesi de şöyledir: Gınâ, âlimlerin çoğuna göre gönülleri coşturan bir eğlence olup, gerek Kur'an'da gerekse Sünnet'te bunun haramlığına dair bir delil yoktur. Hatta sahih bir hadiste, gınânın mubah olduğuna delil vardır. Bu rivayete göre Hz. Ebû Bekir, bir defasında Hz. Âişe'nin evine girip orada iki câriyenin şarkı söylemekte olduğunu görünce "Allah'ın Resulü'nün evinde şeytanın mizmarı ha!" diye çıkışmıştı. Hz. Peygamber ise, "Onlara ilişme ey Ebû Bekir! Bugün bayram günüdür" (İbn Mâce, "Nikâh", 21) demiştir. Eğer müzik haram olsaydı Resûlullah'ın evinde icra edilmezdi. Hz. Ebû Bekir, görünen duruma nazaran buna karşı çıkmış, Hz. Peygamber ise, gönüllerin dinlendirilmesi hususunda yumuşaklık ve ruhsat gözeterek onlara ilişmemiştir. Çünkü her gönül, sürekli olarak ciddiyeti taşıyamaz. Resûl-i Ekrem'in, müziğin serbestliğini "bayram günü" ile illetlendirmesi ise, bunun sürekli olarak yapılmasının mekruh olduğunu, fakat bayram, düğün gibi sebeplerle buna ruhsat verileceğini göstermektedir. Bu itibarla, müziğin haramlığı konusunda rivayet edilen bütün hadisler sened ve yorum bakımından bâtıl olduğu gibi, bu konuda getirilen âyet yorumları da bâtıldır (İbnü'l-Arabî, Ahkâmü'l-Kur'ân, III, 1053-1054).
Mâlikî fakihi İbnü'l-Arabî, "Bir kısım insanlar lehve'l-hadîsi satın alıyorlar..." (Lokmân 31/6) âyetini tefsir ederken, burada geçen lehve'l-hadîsi gınâ olarak yorumlayanların bulunduğunu belirtip bu konuda rivayet edilen hadisleri sıraladıktan sonra bu yorumun ve rivayet edilen hadislerin de sahih olmadığını ifade etmektedir (Ahkâmü'l-Kur'ân, III, 1493-1494; IV, 1950). Zühaylî, bazı Hanefî, Mâlikî ve Hanbelî âlimlerin, gınânın kerahetsiz mubah olduğu görüşünde olduklarını ve bu görüşün üstün ve genelde tercih edilen görüş olduğunu ifade etmektedir (Vehbe ez-Zühaylî, el-Fıkhü'l-İslâmî ve edilletühû, III, 573).

 “İmam Gazzâlî, Kemâlüddin İbn Hümâm, Abdülganî Nablusî, İbn Âbidîn, Takiyyüddin Sübkî, Remlî, İbn Hazm ve Şevkânî gibi diğer bir kısım alimler bu gibi hadisleri yorumlamışlardır. Yapılan yorumlar özetle şöyledir: Hadislerin ana konuları içkili, kadınlı, içinde birçok haramın işlendiği meyhâne eğlencelerinden (lehv) oluşmaktadır. Bu da gerek çalgı aletleri gerekse diğer müzik çeşitlerinin haram olması, aletlerin ve müziğin kendileri ile ilgili bir husus olmayıp, bunlarla haram işlenmesi ya da haram işlenen ortamlarda çalınmalarından dolayıdır. Dolayısıyla bu âletler helal ve mübah eğlencelerde, içine başka bir haram karıştırılmadan kullanılırsa caizdir. Beraberinde başka haramlar işleniyorsa, “harama sebep olan şeyin kendisi de haram olur” kuralı gereği caiz olmazlar.” (Gazzâlî, ihyâ, VI, 142-144; İbn Hümâm, Fethu’l-Kadir, VI, 482; Nablusî, Îdâhû’d-Delâlât, Süleymaniye Ktp., Esat Ef., nr., 1762/1, vr., 7a-b, 8a-b, 9a, 11a, 27a, 28a; İbn Âbidîn, Hâşiyet-ü Reddi’l-Muhtâr, V, 305, 307; Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, VIII, 113-119; Sübkî,Tekmile, XX, 230; Remlî, Nihâyetü’l-Muhtâc, VIII, 298; Muhallâ, VII, 567)

Eserlerinde müzik konusuna yer veren alimler bu hususta farklı görüşler belirtmişlerdir. Bu bakımda kimi İslâm alimleri müziği bütünüyle haram sayma yoluna gitmiş, kimisi mekruh demiş kimisi de müziğin bütünüyle mübah olduğunu savunmuştur. Bütün bunların yanında müziği çeşitli yönleriyle tahlil ederek olumlu/mübah olanını, olumsuz/haram olanından ayıklamaya çalışarak, gerek muhteva gerekse icrasında dinin temel kurallarına aykırılık bulunmayan ve insanlarda olumlu sonuçlar doğuran müziğe cevaz verip, bu özellikleri taşımayan müziği haram sayanlar da olmuştur. Esasen kaynaklar dikkatli incelendiği zaman müziği haram, mekruh ya da mübah sayan alimlerin hemen bütününün konuyu bu açıdan ele alıp inceledikleri görülecektir. Bu da alimlerin müziği içinde yaşadıkları toplumların sosyo-kültürel yapısına göre değerlendiklerini göstermektedir.
Muhammed Hamidullah (öl. 2002), Hz. Peygamber’in (a.s.) şiir ve mûsikî konusundaki tavrını resmederken önde gelen hadis âlimlerinden nakiller yapar ve şiir ve mûsikînin gerek müspet gerekse menfi yönüne işaret eder. Hikmet dolu şiirin insanı büyülediği26 rivâyetine yer verdikten sonra iman ve iyilik adına şiir söyleyen şairleri Hz. Peygamber’in methettiğini, buna mukabil hayâsız şairleri de zemmettiğini belirtir. Onun bu konudaki değerlendirmesi ise şöyledir: Hz. Peygamber’e göre önemli olan, şiirin konusu ve kullanılış biçimidir.  (Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, çev. Salih Tuğ (İstanbul: İrfan Yayıncılık ve Ticaret, 1993), 2/748-749)

Müzik dinleme konusunda temel ölçüt, dinlenen şeyin içeriğidir. Eğer dinlenilen şeyde Allah’a isyan, zina, şirk vs. gibi günahlar ve bunlara özendirme varsa dinlemek haramdır. Müziği dini olan ve olmayan diye ayırmak doğru değildir. Önemli olan sözlerdir, içeriktir. Bazı ilahilerde Allah’ın kesin olarak yasakladığı ve en büyük suç saydığı şirk günahına özendirme vardır. Mesela Peygamberimiz için söylenen bir ilahide “Gel şefaat eyle kemter kuluna”, "Medet ya Resulullah" “Mahşerde nebiler bile senden medet ister” gibi sözler böyledir. Bunlar; kendisi de bir beşer/insan olan Peygamberimiz için söylenecek sözler değildir. İşte içinde bu ve benzeri sözler bulunan ilahileri yazmak, söylemek ve dinlemek caiz değildir.

Kur'anın terazisiyle ölçtüğümüzde helal olan müzik veya çalgı aşağıdaki özellikleri taşımalıdır:

1- Müziğin, insanları Allah yolundan alıkoymaması.

2- Din ve dince mukaddes kabul edilen şeyleri alay konusu etmemesi.

3- Dini sorumluluk ve görevleri ihmal edecek seviyede olmaması.

4- Dini değerlere aykırı konularda propoganda özelliği taşımaması.

5- Söz veya icrâsında küfür, şirk, yalan, iftira, zinaya teşvik gibi dince yasaklanan husus­ların yer almaması.

6- İbadet gibi telakki edilmemesi.

7- Kur’ân okuma ve dinleme kültürünün önüne geçmemesi.

8- İnsanları nefsânî arzularına esir edecek bir icra, muhteva ve seviyede olma­ması.

9- İnsanları dini ya da dünyevî faydalardan tamamen uzak bir şekilde faydasız şeylerle meşgul etmemesi.

10-Maddi ya da manevi her hangi bir zarar unsuru taşımaması.

(https://www.suleymaniyevakfi.org/)

İşte bu özellikleri taşıyan müzik veya çalgı haram değildir. Bayram, düğün vb. kadın-erkek ayrı olan, içki gibi haram şeylerin bulunmadığı helal ortamda çalınmasında hiç bir sakınca yoktur. Aksine çalmalı ki düğün ve taziye arasında fark olsun.

Özetle;

"İslam dini müzik konusunda ayrıntılı ve özel hüküm koymak yerine genel ilke ve amaçları belirlemekle yetinmiştir. Buna göre İslam’ın ilke ve esaslarına aykırı, günaha sevk eden, haramı teşvik eden müzikleri yapmak ve dinlemek günahtır. Dinimizin temel inanç, amel ve ahlak ilkelerine aykırı olmayan, haramların işlenmesine sebep olmayan müzik türlerini dinlemekte ise dinen bir sakınca yoktur.
Kur’an ve sünnette müzikle meşgul olmanın, müzik dinlemenin mutlak anlamda günah olduğunu gösteren deliller bulunmamaktadır. Aksine, Resûlullah’ın (s.a.s.), ilke olarak müziğin caiz olduğuna işaret sayılabilecek nitelikte ifadelerinin bulunduğu bilinmektedir. Nitekim o, nikâhın duyurulması için def çalınmasını öğütlemiştir (Tirmizî, Nikâh, 6). Yine bir bayram günü Hz. Âişe’nin yanında def çalıp türkü söyleyen iki cariyeye çıkışmak isteyenlere “Bırakın bu gün bayramdır” diye uyarıda bulunmuştur (Müslim, Îydeyn, 17). 
Müzik yapmanın ve dinlemenin hükmünün ne olduğu konusu İslam bilginleri tarafından çokça tartışılmış, lehte ve aleyhte çok şey söylenmiştir. Tarafların ileri sürülen görüşleri, gerekçeleri ile birlikte değerlendirildiğinde müziğin mutlak anlamda yasaklanmadığı, aksine ilke olarak mubah kılındığı sonucuna ulaşılır (Bkz. Zeylaî, Tebyin, IV, 222)." (Türkiye Diyanet Kurulu)

Kur'an da kesin naslar ile belirtilmeyen bir hususa direk, genelleme yaparak ve kesin konuşarak bu haramdır demek büyük bir tehlikedir. Haram ve Helalleri belirlemek sadece Allah'a mahsustur. Nasıl ki kadının sesi haram değil ama onu şehvet uyandırıcı şekilde kullanırsa haramdır yada nasıl ki üzüm haram değil ama onu şarap yapmak için kullanırsan haramdır, işte çalgıda bu şekildedir. Çünkü çalgıyı haram kılan kendisi değil kullanış yeri, şekli ve amacıdır.  Eğer bu hususlara dikkat etmeksizin direk çalgı haramdır dersek Allah'ın bu ayetiyle muhatap hale geliriz: 

Allah’a mâl etmek için dillerinizin özenle bezediği yalanlar ile ‘Bu helaldir, bu haramdır’ demeyin. Allah’a karşı yalan uyduranlar iflah olmazlar. Bunlar biraz menfaatlenirler; ama onlar için can yakıcı bir azap vardır.” (Nahl, 16/116-117)

“Müminler, Allah’ın size helal kıldığı şeylerden hoşunuza gidenleri kendinize haram kılmayın. Aşırı da gitmeyin; Allah aşırı gidenleri sevmez.” (Mâide, 5/87)

Kısaca ifade etmek gerekirse sözlerinde küfür, şirk, isyan, cinsellik gibi İslâm’ın hoş karşılamadığı ve vakit israfına sebep olmayan müzik/çalgılı müzikler helaldir. Müzik dinlemek istemeyen, bunu bir takva meselesi haline getiren kimseye de saygı gösterilmesi gerekir.

Rabbimizden bizi hakka isabet etmesini, sırat-ı müstakime iletmesini ve ayaklarımızı hak üzere sabit kılmasını, günahlarımızı bağışlamasını dileriz. Amin!

Yazan: Seda  Eryiğit

Kaynak:

-Kur'an'ı Kerim



Yorumlar

  1. Bizi aydinlattiginiz için teşekkür ederiz Allah razı olsun hiç bilmiyordum

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

  HİKMET   Klasik sözlüklerde  hikmet  kelimesinin (çoğulu  hikem ) “yargıda bulunmak” anlamındaki  hükm  masdarından isim olduğu belirtilir; ayrıca “engellemek, alıkoymak, gemlemek; sağlam olmak” mânalarına gelen  ihkâm  masdarlarıyla anlam ilişkisi kurulur. İbn Düreyd’in tesbitine göre Arapça’daki “el-kelime mine’l-hikme” deyiminde geçen hikmet kelimesinde “alıkoymak, gem vurmak, sakındırmak” anlamı daha çok belirgindir. Zira bu deyimle kastedilen şey insanı iyi olana yönlendiren, çirkin ve kötü olandan alıkoyan sözdür. Böyle ahlâkî muhtevalı özlü sözlere hikmetin yanı sıra  hüküm  de denmektedir (Cemheretü’l-luġa, “ḥkm”). Bu iki kelimenin anlamını birbirine daha da yaklaştıran Cevherî, hikmetin ihkâmla bağlantısı sebebiyle  hakîm  kelimesine hem “işleri gereği gibi sağlam ve kusursuz yapan” hem de “âlim ve ilmî hüküm sahibi” mânalarını vermektedir. İshak b. İbrâhim el-Fârâbî ise hikmetin anlamını kısaca “mânaları idrak ...
KUR'ÂNDAKİ TESETTÜR Sözlükte “örtünmek, kuşanmak; başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek” anlamlarındaki  tesettür , terim olarak ilgilileri ve ölçüleri dinen belirlenmiş örtünme yükümlülüğünü ifade eder. Kelimenin kökünü oluşturan  setr , “örtmek, gizlemek, perdelemek, engel olmak” gibi mânalara gelir. Aynı kökten  sitr  gizlenmeye yarayan engel, perde vb. şeyler için ve mecazen “çekinme, korku, hayâ” anlamında kullanılır. Yine bu kökten türeyen  seter  “kalkan” mânasındadır;  setîr  ve  mestûr  mecazen “iffetli” demektir. Bir hadiste Allah’ın sıfatı olarak geçen setîr (sittîr) kelimesi “örten ve koruyan” şeklinde açıklanmıştır.  Tesettür ayetleri ve açıklaması: A’raf Suresi 26. Ayet :   “ Ey âdemoğulları!” Şu bir gerçektir ki size hem çıplaklığınızı örtecek hem de güzel görünmenizi sağlayacak giyim-kuşam (yapma bilgisini) öğrettik. Ama sizi koruyan ve sakınmaya yarayan takva elbi...
ALLAH'IN NÛR'U Allah Nurunu tamamlayacak mı yoksa tamamladı mı? Bunca ayet ortadayken bir ayeti cımbızlayıp, Allah Nurunu tamamlamamış diye ortaya koyup İsa gelecek, Mehdi gelecek, şu gelecek bu gelecek, şöyle olacak, böyle olacak diyerek yıllarca insanları kandırdılar sanki başka kurtuluş yolları yokmuş gibi. Ve tamamlanmış Nurdan uzaklaştırıp Bâtıl şeylerle meşgul ettiler. Nasıl mı? "Onlar ağızlarıyla (türlü yalan ve iftiralarla, şirk ve inkâr sözleriyle) Allah’ın, nurunu söndürmek (yeryüzünde geçersiz kılmak) istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu, tamamlayacaktır. Çünkü müşrikler istemese de dinini bütün dinlere üstün kılmak için resulünü hidayet ve hak din ile gönderen O'dur." (Saff 8, 9) Bu ayete baktığımızda zalimler Allah'ın nurunu söndürmeye çalışıyorlar diyor.  Allah'ın Nur'unu nasıl söndürmeye çalıştılar/çalışıyorlar? "Küfre sapanlar dediler ki: “Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) gürültü edip yaygara...