Ana içeriğe atla

 İSLAMDA MÜZİK VE ÇALGI


Bismillah!

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. 
Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür.

Allah'ın Selamı ve mağfireti hidayete tabi olanların üzerine olsun!

Müzik ve Çalgı meselesine geçmeden önce birkaç önemli hususu anlatmakta fayda görüyorum:

Bir konu aklımıza takıldığında ilk başvuracağımız yegane merci ve kesin hüccet (delil) Kur'an'dır. Şunu unutmamak gerekir peygamberlerde dahil Allah'tan başka kimse helal ve haram belirleyemez, hüküm koyamaz. Peygamberler, Allah'ın onlara vahiy ettiğini (kitabı, Kur'an'ı) bize anlatıp nasıl uygulanacağını göstermekle sorumludurlar. Onlar din konusunda kendi nefislerinden konuşmazlar ve bu konuda hata etmekten korunmuşlardır. Bu yüzden Allah bir çok ayetinde Allah'a ve Resülüne itaat edin buyuruyor. Yani "Resulüm (elçime/sözcüme) itaat ettiğiniz zaman otomatikmen bana itaat etmiş oluyorsunuz çünkü din konusunda ben ne vahyedersem onu söyler ve uygular" diyor Rabbimiz.

"Eğer  bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah'a ve Resulüne (Kur'an'nın uygulayıcısı, rol modeline) götürün. Bu sonuç bakımından  daha güzel ve daha hayırlıdır." (Nisa,59)

"(Ey Muhammed!) Sana da bu   zikri indirdik ki  kendilerine indirilen  (Kur'an'ı) onlara açıklayasın (okuyup uygulamalı olarak gösteresin). Umulur ki tefekkür ederler." (Nahl,44)

"Hâlâ senden mûcize göstermeni bekleyen o câhillere de ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır ve onları dilediğim şekilde kullanabilirim!demiyorum; Allah’tan başka hiç kimsenin bilemeyeceği bir âlem olan gaybı da bilemem. Size bir melek olduğumu da söylemiyorum. Ben ancak, bana Allah’ın vahyi ile Kur’an aracılığıyla bildirilen ilâhî emirlere uyarım." İşte, bu zihinsel düzeye ulaşmış insanlara de ki: “Hiç kör ile gören bir olur mu? İlâhî vahyin ve aklın ışığında hakîkati keşfeden aydın insan ile; cehâlet, kibir, nankörlük ve bencillik zindanlarında bocalayan dar kafalı insan hiç aynı neticeye ulaşır, aynı karşılığı hak eder mi? Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” (En'am 50)

"Apaçık birer belge olan ayetlerimiz, ne zaman onlara tebliğ ve uyarı amacıyla okunsa, Hesap Gününde huzurumuza geleceklerini hiç ummayan o inkârcılar, “Bize bundan farklı bir Kur’an getir, ya da hiç değilse, işimize gelmeyen ayetleri iptal edip keyfimize uygun hâle getirerek onda bazı değişiklikler yap!” diyorlar. Onlara de ki: “Kur’an’ı kendi görüşlerim doğrultusunda değiştirmeye benim yetkim yok; zira o benim değil, Allah’ın sözüdür. Ben ancak, bana gönderilen emir ve direktiflere uyarım. Çünkü Rabb’ime karşı geldiğim takdirde, büyük bir günün azâbından korkarım.” (Yunus 15)

"Onlara, arzu ve heveslerini okşayacak veya istedikleri türden bir ayet getirmedin diye, “Madem Rabb’in bizim arzu ve beklentilerimize uygun ayetler göndermiyor, bâri sen bir şeyler uydursaydın ya!” derler. Onlara de ki: “Ben, ancak Rabb’im tarafından bana gönderilenlere uyarım! Siz, dünyada ve âhirette kurtuluşun, mutluluğun yolunu gösteren mükemmel bir rehber, apaçık bir mûcize mi istiyorsunuz? İşte bu Kur’an ayetleri, Rabb’inizden gelen, gönülleri ve hayatı aydınlatan deliller, basiretlerdir; inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet kaynağıdır." (A'raf 203)

 "Ey Peygamber! Onlara de ki “Bakın, ben daha önce benzeri görülmemiş türedi bir elçi değilim. Benden önce de bu mesajı insanlığa ileten Peygamberler gelmişti. Ayrıca ben, bir melek olduğumu da söylemiyorum. Dolayısıyla, bana ve size neler yapılacağını ve ileride başımıza neler geleceğini bilemem. Ben, ancak bana vahyedilen ilâhî emirlere uyarım ve apaçık bir uyarıcıdan başka bir şey değilim.” (Ahkaf 9)

"Sen onların saçma arzularına değil, Rabb’inden sana vahiy yoluyla gönderilenlere (Kur'ana) uy! Zira O’ndan başka hükmüne boyun eğilecek hiçbir otorite, hiçbir ilâh yoktur! Sen, gerekçeleri ne olursa olsun, Allah’tan başka ilâhlara itaat eden o müşriklerden uzak dur! Bununla birlikte, hakîkati anlatmaktan da geri durma, fakat iman etmiyorlar diye kendini heder etme." (En'am 106)

"Ve şimdi, ey Muhammed, sana da, “Her türlü bâtıl inançtan, tüm eğri yollardan uzaklaşarak tek Tanrı inancına yönelen ve Allah’tan başka ilâh tanımayan İbrahim’in tebliğ ettiği o mükemmel inanç sistemine tâbi ol!” diye emrettik." (Nahl 123)

Bir müslüman sadece kesin bilgi olan vahiyden yani Kur'an'dan sorumludur. Zan olan, kesinlik ve orijinallik barındırmayan başka kitaplardan sorumlu değildir.

Kur'an iki kısma ayrılır muhkem ve müteşabih ayetler;

Muhkem ayetler; sağlam olan, sağlamlaştırılmışdış etkilere, bozulmalara ve tev'illere karşı,  korunmuş, çelişki ve karmaşıklık içermeyen, başka bir ihtimal taşımayan açık mânalı  ayetlerdir. Yani kastedilen mananın açık ve net olduğu ayetlerdir.

Müteşabbih ayetler ise; Mâna yönünden birden fazla ihtimal, mecaz taşıdığı için anlaşılmasında güçlük bulunan, insan zihninin birisini diğerinden ayırt etmede aciz kaldığı ayetlerdir. Yani kastedilen mananın açık ve net olmadığı ayetlerdir. Bu ayetlerin bazıları yoruma açık iken (bilimsel bilgiler) diğerleri değildir (Allah'ın isim ve sıfatları, ruh, kıyamet, ahiret... vb. Biz bunlara iman ederken mahiyeti ile ilgili herhangi bir yoruma girmeyiz. Mahiyetini, gerçek anlamını Allah bildirmediği için ona havale ederiz. Hepsi Rabbimizdendir, iman ettik demekle yetiniriz.)

"Sana Kitab’ı indiren O’dur. O (Kitap)’tan bazı ayetler (kimsenin tahrif etmeye güç yetiremeyeceği şekilde sağlam, açık ve) muhkemdir. Onlar (Kitab’ın çoğunluğunu ve ana omurgasını oluşturan muhkem), Kitab’ın anası olan (ayetlerdir). Diğer bazısı da (kullarını imtihan etmek için kast edilenin , manasının açık kılmadığı) müteşabih ayetlerdir. Kalplerinde eğrilik bulunanlar, fitne çıkarmak ve (ayetleri hevalarına göre) yorumlamak için müteşabih olan ayetlerin peşine düşerler. O (ayetlerin) tevilini/hakiki anlamını yalnızca Allah bilir. İlimde derinleşenler derler ki: “Ona iman ettik. Hepsi Rabbimizin katındandır.” Ancak akıl sahipleri düşünüp öğüt alır." (Âl-i İmran, 7)


İslam dini çok açık, berrak, saf ve fıtrata uygun olan tek dindir. İfrattan da tefritten de uzak olan vasat bir dindir. İnsana taşımayacağı ağır bir sorumluluk yüklemez. Fakat bu gün her ağızdan bir ses çıkıyor, herkes bir şeyler söylüyor, bir yorum ekliyor işi daha da zor ve karmaşık hale getiriyor. Bazen öyle oluyor ki islam ile söyledikleri çelişiyor. İslam dinini yeni öğrenen biri bunların sözlerini din sanıp bu çelişkileri görünce ateizm benzeri batıl fikir ve dinlere kayıyor. Gerçekten çok zor bir zamanda yaşıyoruz. Evet, Kur'anı değiştiremediler ama İslam'ı tahrif edip, Kur'an da olmayan bir din bir müslümanlık doğru diye dayattılar. Hakkı söyleyeni ise iftiralar ile karaladılar, dışladılar. Velhasıl uyanmak ve araştırmanın vakti geldi de geçiyor. Yoksa imanımız zandan ve taklitten ibaret olur. Aman bizi gafletten uyandıran ölüm olmasın.

Bu önemli hususları izah ettikten sonra müzik ve çalgı meselesine geçelim. Öncelikle bu kavramların genel anlamlarına bir bakalım;

Müzik: Sesin biçim ve anlamlı titreşimler kazanmış halidir. Başka bir deyiş ile de müzik, sesin ve sessizliğin belirli bir zaman aralığında ifade edildiği sanatsal bir formdur. Sözün ve sesin birlikte ahenkli, melodili söylenmesidir.
Çalgı: Müzik yapmak için kullanılan aletlere verilen genel isimdir. Prensip olarak, ses çıkaran her nesne çalgı olabilir. Yani çalgı; müzikte, güzel, uyumlu sesler çıkarması için yapılmış araçtır.
(https://tr.wikipedia.org/)

Kur'ana baktığımızda müzik veya çalgının haram olduğuna dair kesin ve açık hiç bir ayet yoktur. Fakat müzik/çalgı haramdır diyenler şu iki ayeti kendilerince delil getiriyorlar. Bunlara bakalım;

"Bazı insanlar, Allah'ın yolunu (âyetlerini) alay konusu yaparak halkı sinsice Allah'ın yolundan saptırmak için boş sözler satın alırlar. Küçük düşürücü azap işte bunlar içindir" (Lokmân 31/6).
Sözlükte lehv, “oyun ve eğlence, lakırdı” demek olup insanın meşgul olduğu bir şey sebebiyle asıl başka bir şeyden gafil olması anlamındadır. (İbn Manzûr, “lehv”, 15/259)
Âyette geçen "boş söz, laf eğlencesi" (lehve'l-hadîs) ifadesinin yorumuyla ilgili olarak müfessirler iki hususa işaret etmişlerdir. Birincisi; âyette geçen "lehve'l-hadîs", masal, asılsız sözler ve hurafeler anlatmak demektir. Âyetin nüzûl sebebi olarak nakledilen şu rivayet bu yorumu desteklemektedir. Nadr b. Hâris ismindeki biri, Fars memleketlerine ticaret için gittiği sırada orada Acem kitaplarını satın alarak Kureyşliler'e anlatır ve "Muhammed size Âd ve Semûd kavminin hikâyelerini anlatıyor. Ben ise Rüstem'in, Behlûl'ün efsanelerini, kisrâların ve Hîre krallarının hikâyelerini anlatıyorum" der ve insanları Kur'an'ı dinlemekten alıkoymaya çalışırdı. İşte âyet bu kişi hakkında nâzil olmuştur.
Lehve'l-hadîs için getirilen ikinci yorum ise gınâ ve müziktir. Bu yorumun hareket noktası yine aynı şahsın Fars memleketlerinden şarkıcı kadınlar getirmek suretiyle insanları Hz. Peygamber'in etrafından uzaklaştırmaya çalışmasıdır. Anlatıldığına göre, bu kişi güzel bir şarkıcı câriye satın almıştı. Birinin müslüman olacağını duyduğu zaman onu alıp câriyesinin yanına getirir ve câriyesine "Hadi buna yedir içir, şarkı söyleyip gönlünü eğlendir" der ve bu suretle onu eğlendirdikten sonra "Gördün ya! Bu, Muhammed'in çağırdığı namaz ve oruçtan, onunla birlikte savaşmaktan daha iyi değil mi?" derdi (Hak Dini Kur'an Dili, VI, 3838-3839).
Ayete, ayatte geçen kavrama ve rivayetlerin değerlendirilmesi sonucunda ve anlatılmak istenen mesaj açısından birinci yorum daha isabetlidir. Hangi rivayet alınırsa alınsın, âyette tenkit edilen husus "Kur'an'dan uzaklaşma" keyfiyetidir. Bu açıdan bakıldığında, müzik ile geçmiş kavimlerin hikâyelerini okumak arasında fark yoktur. Daha doğrusu Kur'an'dan yüz çevirmeyi ve uzaklaşmayı sonuçlayan her şey aynı hükümdedir. Hatta, Gazzâlî'nin de belirttiği gibi, insanları Allah'ın yolundan saptırmak için Kur'an okumak bile haramdır (Gazzâlî, İhyâ, II, 282).

"Siz, ağlayacak yerde dudak bükerek ve istihza ile gülerek bu söze mi (Kur'an'a mı) hayret ediyorsunuz!" (en-Necm 53/59-61).
Nakledildiğine göre, İbn Abbas âyette geçen ve "dudak bükerek" şeklinde tercümesi verilen "semed" lafzının Himyerîce'de "gınâ" anlamında olduğunu belirtmiştir. Gazzâlî, bu açıklamadan hareketle gınânın yasaklandığı sonucunun çıkarılamayacağını, aksi takdirde âyette geçen ve kınanan diğer fiillerin de aynı şekilde yasak olması gerekeceğini ifade etmiştir. Âyette geçen "sâmidûn" kelimesi "şarkı söyleyenler" olarak anlaşılsa bile, buradan hareketle gınânın haramlığı sonucu çıkarılamaz. Çünkü, normalde gülme haram olmadığı halde Kur'an'ı hafife alarak gülme nasıl haramsa, aynı şekilde Kur'an'ı hafife alan gınâ (şarkı) ve şiir de haramdır. Nitekim, "Şairlere ancak azıtmışlar uyar" (eş-Şuarâ 26/224) âyetinde kastedilen, kâfirlerin şairleridir. Yoksa bu âyetten hareketle bizzat şiirin haramlığı sonucuna varılamaz (İhyâ, II, 282; krş. İbn Kayyim, İgåsetü'l-lehfân, I, 258).

Boş söz, müzik ve çalgıdır diyenler sadece yorum ve tefsir yapmaktadır. Şahısların yorumları ile de din yaşanmaz. Allah'ın haram demediğine hiç kimse haram diyemez.
Kur’ân’da içki, faiz ve diğer haramlar gibi müziğin yasaklandığını belirten bir âyet olmadığı gibi Kur’ân’ın Kur’ân’la tefsiri bağlamında da buna delalet eden bir ayet bulunmamaktadır.

Müzik dinleme konusunda temel ölçüt, dinlenen şeyin içeriğidir. Eğer dinlenilen şeyde Allah’a isyan, zina, şirk vs. gibi günahlar ve bunlara özendirme varsa dinlemek haramdır. Müziği dini olan ve olmayan diye ayırmak doğru değildir. Önemli olan sözlerdir, içeriktir. Bazı ilahilerde Allah’ın kesin olarak yasakladığı ve en büyük suç saydığı şirk günahına özendirme vardır. Mesela Peygamberimiz için söylenen bir ilahide “Gel şefaat eyle kemter kuluna”, "Medet ya Resulullah" “Mahşerde nebiler bile senden medet ister” gibi sözler böyledir. Bunlar; kendisi de bir beşer/insan olan Peygamberimiz için söylenecek sözler değildir. İşte içinde bu ve benzeri şirk sözler bulunan ilahileri yazmak, söylemek ve dinlemek kişiyi şirke götürür. 

Kur'anın terazisiyle ölçtüğümüzde helal olan müzik veya çalgı aşağıdaki özellikleri taşımalıdır:

1- Müziğin, insanları Allah yolundan alıkoymaması.

2- Din ve dince mukaddes kabul edilen şeyleri alay konusu etmemesi.

3- Dini sorumluluk ve görevleri ihmal edecek seviyede olmaması.

4- Dini değerlere aykırı konularda propoganda özelliği taşımaması.

5- Söz veya icrâsında küfür, şirk, yalan, iftira, zinaya teşvik gibi dince yasaklanan husus­ların yer almaması.

6- İbadet gibi telakki edilmemesi.

7- Kur’ân okuma ve dinleme kültürünün önüne geçmemesi.

8- İnsanları nefsânî arzularına esir edecek bir icra, muhteva ve seviyede olma­ması.

9- İnsanları dini ya da dünyevî faydalardan tamamen uzak bir şekilde faydasız şeylerle meşgul etmemesi.

10-Maddi ya da manevi her hangi bir zarar unsuru taşımaması.

11- Şirk, küfür ve haram işlenen yerde olmaması. 

İşte bu özellikleri taşıyan müzik veya çalgı haram değildir. Bayram, düğün vb. kadın-erkek ayrı olan, içki gibi haram şeylerin bulunmadığı helal ortamda çalgı ve müzik çalınmasında, hiç bir sakınca yoktur. Aksine çalmalı ki düğün ve taziye arasında fark olsun.

Özetle;

"İslam dini müzik konusunda ayrıntılı ve özel hüküm koymak yerine genel ilke ve amaçları belirlemekle yetinmiştir. Buna göre İslam’ın ilke ve esaslarına aykırı, günaha sevk eden, haramı teşvik eden müzikleri yapmak ve dinlemek günahtır. Dinimizin temel inanç, amel ve ahlak ilkelerine aykırı olmayan, haramların işlenmesine sebep olmayan müzik türlerini dinlemekte ise dinen bir sakınca yoktur.
Kur’ânda müzikle meşgul olmanın, müzik dinlemenin mutlak anlamda günah olduğunu gösteren deliller bulunmamaktadır. Aksine, rivayetlerde bile Resûlullah’ın (s.a.s.), ilke olarak müziğin caiz olduğuna işaret sayılabilecek nitelikte ifadelerinin bulunduğu bilinmektedir. Nitekim o, nikâhın duyurulması için def çalınmasını öğütlemiştir (Tirmizî, Nikâh, 6). Yine bir bayram günü Hz. Âişe’nin yanında def çalıp türkü söyleyen iki cariyeye çıkışmak isteyenlere “Bırakın bu gün bayramdır” diye uyarıda bulunmuştur (Müslim, Îydeyn, 17).

Kur'an da kesin naslar ile belirtilmeyen bir hususa direk, genelleme yaparak ve kesin konuşarak bu haramdır demek büyük bir tehlikedir. Haram ve Helalleri belirlemek sadece Allah'a mahsustur. Nasıl ki kadının sesi haram değil ama onu şehvet uyandırıcı şekilde kullanırsa haramdır yada nasıl ki üzüm haram değil ama onu şarap yapmak için kullanırsan haramdır, işte çalgıda bu şekildedir. Çünkü çalgıyı haram kılan kendisi değil kullanış yeri, şekli ve amacıdır.  Eğer bu hususlara dikkat etmeksizin direk çalgı haramdır dersek Allah'ın bu ayetiyle muhatap hale geliriz: 

Allah’a mâl etmek için dillerinizin özenle bezediği yalanlar ile ‘Bu helaldir, bu haramdır’ demeyin. Allah’a karşı yalan uyduranlar iflah olmazlar. Bunlar biraz menfaatlenirler; ama onlar için can yakıcı bir azap vardır.” (Nahl, 16/116-117)

“Müminler, Allah’ın size helal kıldığı şeylerden hoşunuza gidenleri kendinize haram kılmayın. Aşırı da gitmeyin; Allah aşırı gidenleri sevmez.” (Mâide, 5/87)

Kısaca ifade etmek gerekirse sözlerinde küfür, şirk, isyan, cinsellik gibi İslâm’ın hoş karşılamadığı ve vakit israfına sebep olmayan müzik/çalgılı müzikler helaldir. Müzik dinlemek istemeyen, bunu bir takva meselesi haline getiren kimseye de saygı gösterilmesi gerekir.

Rabbimizden bizi hakka isabet etmesini, sırat-ı müstakime iletmesini ve ayaklarımızı hak üzere sabit kılmasını, günahlarımızı bağışlamasını dileriz. Amin!

Yazan: Seda  Eryiğit

Kaynak:

-Kur'an'ı Kerim



Yorumlar

  1. Bizi aydinlattiginiz için teşekkür ederiz Allah razı olsun hiç bilmiyordum

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İSLAMDA (KUR'ÂNDA) SALAT (NAMAZ)  Bismillah! Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.  Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) O’nun kulu ve rasulüdür. Allah'ın Selamı ve mağfireti hidayete tabi olanların üzerine olsun! Ezan, Abdest ve namaz İslamın en önemli kavramlarındandır. Abdest, namaza ön hazırlıktır. Allah ezan ile kendisiyle buluşmaya çağırır. Bu buluşmaya temiz, hazırlıklı, vaktinde ve önemle katılmamızı istiyor. Bizlerin de -eğer gerçekten  Müslüman (teslim olan) lardan isek- o yüce buluşma davetine, heyecanla ve büyük bir titizlikle katılmamız gerekir. Bu ibadetleri/kavramları ise ancak bu dinin sahibi yüce Allah'tan öğreniriz. Zira Kur’an bize lazım olan her şeyin açıklayıcısıdır, Resûl ise uygulayıcı, rol modelidir; "Ve her ümmet üzerine kendi içlerinden (onların mesajlarımız karşısındaki tavırları konusunda) bir şahit göndereceğimiz gün (ey Resulüm) seni d...
ALLAH'IN NÛR'U Allah Nurunu tamamlayacak mı yoksa tamamladı mı? Bunca ayet ortadayken bir ayeti cımbızlayıp, Allah Nurunu tamamlamamış diye ortaya koyup İsa gelecek, Mehdi gelecek, şu gelecek bu gelecek, şöyle olacak, böyle olacak diyerek yıllarca insanları kandırdılar sanki başka kurtuluş yolları yokmuş gibi. Ve tamamlanmış Nurdan uzaklaştırıp Bâtıl şeylerle meşgul ettiler. Nasıl mı? "Onlar ağızlarıyla (türlü yalan ve iftiralarla, şirk ve inkâr sözleriyle) Allah’ın, nurunu söndürmek (yeryüzünde geçersiz kılmak) istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu, tamamlayacaktır. Çünkü müşrikler istemese de dinini bütün dinlere üstün kılmak için resulünü hidayet ve hak din ile gönderen O'dur." (Saff 8, 9) Bu ayete baktığımızda zalimler Allah'ın nurunu söndürmeye çalışıyorlar diyor.  Allah'ın Nur'unu nasıl söndürmeye çalıştılar/çalışıyorlar? "Küfre sapanlar dediler ki: “Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) gürültü edip yaygara...
KUR'ÂNDAKİ TESETTÜR Sözlükte “örtünmek, kuşanmak; başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek” anlamlarındaki  tesettür , terim olarak ilgilileri ve ölçüleri dinen belirlenmiş örtünme yükümlülüğünü ifade eder. Kelimenin kökünü oluşturan  setr , “örtmek, gizlemek, perdelemek, engel olmak” gibi mânalara gelir. Aynı kökten  sitr  gizlenmeye yarayan engel, perde vb. şeyler için ve mecazen “çekinme, korku, hayâ” anlamında kullanılır. Yine bu kökten türeyen  seter  “kalkan” mânasındadır;  setîr  ve  mestûr  mecazen “iffetli” demektir. Bir hadiste Allah’ın sıfatı olarak geçen setîr (sittîr) kelimesi “örten ve koruyan” şeklinde açıklanmıştır.  Tesettür ayetleri ve açıklaması: A’raf Suresi 26. Ayet :   “ Ey âdemoğulları!” Şu bir gerçektir ki size hem çıplaklığınızı örtecek hem de güzel görünmenizi sağlayacak giyim-kuşam (yapma bilgisini) öğrettik. Ama sizi koruyan ve sakınmaya yarayan takva elbi...